10 Ekim Katliamı anmasına polis müdahalesi: Çok sayıda gözaltı var

Ankara Gar önünde 10 Ekim 2015’te düzenlenen barış mitingine yönelik IŞİD’in bombalı saldırısı sonucu yaşanan katliamın üzerinden beş yıl geçti.

Türkiye’nin dört bir yanından barış talebini haykırmak için Ankara’ya gelen 103 insan katledildi, yüzlercesi de yaralandı.

Türkiye tarihinin en kanlı katliamı olarak bilinen 10 Ekim Katliamı'nın 5. yıldönümünde yapılmak istenen anmaya polis müdahale etti. Çok sayıda kişi gözaltına alındı.

ankara

10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği'nin çağrısıyla Ulus Metro İstasyonu'ndan Ankara Tren Garı'na yürümek isteyen kitleye polis izin vermedi.

Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için Ulus Metro çıkışında bir araya gelen demokratik kitle örgütleri, katliamın meydana geldiği Gar Meydanı’na yürümek istedi.

Katliamda yaşamını yitirenlerin aileleri ile CHP Milletvekilli Murat Emir, HDP’li vekiller Kemal Bülbül ve Mehmet Rüştü Tiryaki’nin de aralarında bulunduğu kitle, metro çıkışında polislerce engellendi. Polis, yürüyüşe pandemi gerekçesiyle izin verilmeyeceğini belirtti.

Ankara

Yaşanan tartışmanın ardından bir araya gelen demokratik kitle örgütlerine polis müdahale etti. Müdahale sırasında 11 kişi gözaltına alındı.

Polisin müdahalesi ardından anmaya katılmak için başka bir nokta da bir araya gelen aileler ve demokratik kitle örgütlerine de “pandemi” gerekçesiyle izin verilmeyeceği belirtildi. 

Polisin anonslarını alkışlarla protesto eden kitle, “Katil devlet hesap verecek” ve “10 Ekim’i unutma unutturma” sloganlarıyla yolu trafiğe kapattı. Oluşturulan insan zinciriyle polisin tutumu protesto etti.

Gar Meydanı’na gidemeyen kitle Ulus metro çıkışında katliamda yaşamını yitirenlerin isimlerini tek tek haykırarak, anma gerçekleştirdi. 103 kişinin ismini okuyan kitle, akabinde katliamda yaşamını yitirenlerin resimlerinin bulunduğu “10 Ekimi Unutma, Unutturma” yazılı pankartın üzerine karanfillerini bıraktı.Ankara

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, CHP Ankara İl Başkanı Ali Hikmet Akıllı ve Ankara milletvekilleri Murat Emir, Ali Haydar Hakverdi, Gamze Taşcıer, 10 Ekim katliamı anması nedeniyle patlamanın yaşandığı ve ailelerin gidilmesine izin verilmeyen Ankara Garı'na gitti. Burada saygı duruşunda bulunan Kılıçdaroğlu, ölenlerin anısına karanfil bıraktı.Ankara

Yaşamını yitirenler için birçok kentte anma etkinliği düzenlendi. Amed Emek ve Demokrasi Platformu, Yenişehir ilçesinin Ofis semtinde yaptığı anmada, “10 Ekim katliamın unutmayacağız, unutturmayacağız” yazılı pankart açılırken, yaşamını yitiren 103 kişinin fotoğrafı taşındı. 

Amed Emek ve Demokrasi Platformu Eş Sözcüsü Gönül Adıbeli, “Savaşa inat, barış hemen şimdi” diyenlere düşmanca saldırı gerçekleştirildiğini ifade ederek, savaştan, gerilimden, kaostan, kutuplaşmadan beslenen karanlık odakların katliamı yaptığını söyledi. 

Açıklamaların ardından katliamda yaşamını yitirenlerin anısına beyaz balonlar uçuruldu.

Ankaraİstanbul’da Katliamda yaşamını yitirenlerin bulunduğu Sultangazi, Gaziosmanpaşa, Esenler, Eyüp, Fatih, Arnavutköy, Bayrampaşa, Sarıyer, Beşiktaş, Şişli, Beyoğlu, Kağıthane ve Zeytinburnu’nda bulunan çeşitli mezarlıklarda anma etkinliği gerçekleştirildi. 

Ankara

Katliamda eşini kaybeden ve ayağına takılan protezle yaşama tutunan Gökhan Yaralı, 2015’te Gar Meydanına gitme nedenini “iki yıl boyunca gelmeyen cenazelerin verdiği motivasyonla, barış sürecinin devam etmesi gerektiği inancıyla alanlardaydım” diye anlattı. Katliamda başından yara alan İlyas Kaya ise 5 Haziran Diyarbakır ve 20 Temmuz Suruç Katliamı’nın bir benzerinin yaşanmaması için alanda olduğunu söyledi.

“En büyük eksikliğimiz barış” diyen Yaralı, şöyle devam etti: 

“Bu sadece bu coğrafyanın değil, tüm dünyanın bir eksikliği. İnsanların birbiriyle barışmasına tahammül etmediği bir süreç yaşıyoruz. Her patlamadan, katliamdan sonra canım acıyor” dedi. Barış dilinin yaygınlaştırılması gerektiğini söyleyen Yaralı, “Ama barış söyleminin tam karşısına savaşı koydular. Barış dediğin zaman; haindir, teröristtir, bölücüdür diye diye barış isteyenleri düşmanlaştırdılar. Eskiden coğrafyalar arasında düşmanlık vardı ama şimdi komşular arasında düşmanlık var. Engelliye, ağaca, yaşlıya kendimiz gibi olmayan her şeye düşmanız."

Katliam anmalarına da son bir buçuk yıldır katılamadığını anlatan Yaralı, alanda hala anıt yapılmamasının verdiği acıyla şunları söyledi:

“Meydanda düzenlenen anmalara ilk başta katıldım ama her gittiğimde canım yanıyordu. O alanda 103 insan katledildi, en küçüğü 8 yaşındaydı… Orası mezbaha olsaydı, üstünden araba geçirmezlerdi ama insanların parçalandığı yerden hala arabalar geçiyor, insanlar duyarsız. Bunu artık yüreğim artık kaldırmıyor.”

İlyas Kaya, barışa olan inancıyla sözlerine başlayarak, “10 Ekim’de barış talebi ile Ankara’ya geldik, katliam yaşandı, aradan geçen 5 yılda katliamlar yaşanmaya devam etti. Şimdi bu sakat halimle deseler Ankara’da barış mitingi var, deseler koşarak o meydana giderim, patlama olacağını bilsem bile yine giderim” ifadelerini kullandı.  

Kaya, tırmandırılan çatışmalı süreçte yaşanan her çatışma, ölüm, patlama haberinden sonra yaşadığı acıyı “yaram yeniden kanıyor” diyerek özetledi. Hala patlamadan aldığı yaraların tedavisinin devam ettiğini söyleyen Kaya, barış için bedel vermeye hazır olduğunu ve barışın ne kadar güzel bir şey olduğunun da herkese anlatılması gerektiğini ifade etti. 

Kaya ve Yaralı, sorumluların yargılanmamasının da yaşadıkları acıyı katladığını söyledi. Yaralı, “Yargılanarak ceza alanlar var ama alana girmeyen ambulans şoförü, ‘patlamadan haberimiz vardı ama toplumu kışkırtmayalım’ diyen emniyet görevlileri, yolda arabaları çevirdik yasal işlem yapıp gönderdik, diyen polisler ceza alanlar arasında değil” diyerek, tepkisini dile getirdi. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’na seslenen Yaralı, “Bedeninin yüzde 95’ini kaybeden bir insan olarak merak ediyorum; 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki dönemde ne oldu? Bunu bilmek benim hakkım değil mi?” diye sordu. 

Kaya ise, “Ben yaşadığım Diyarbakır’dan 30 kilometre uzaklıktaki köyüme gidene kadar, polis 2 defa çeviriyor. Türkiye'nin bir ucundan Ankara’ya 2 canlı bomba nasıl gelebiliyor? Bunu anlamak mümkün değil. Buna göz yumanlara dokunulmadı” diye tepki gösterdi. 

Duvar’dan İrfan Aktan, 10 Ekim katliamı davası müdahil avukatlarından Murat Kemal Gündüz ile konuştu, olayın ve davanın perde arkasını irdeledi. "Canlı bombalarından biri Yunus Emre Alagöz, Suruç katliamı bombacısı Abdurrahman Alagöz’ün kardeşi” hatırlatmasında bulunan Avukat Gündüz şöyle devam etti: 

“Muhtemelen 7 Ekim 2015’te Suriye sınırından Antep’e getiriliyor. Hücre evinden çıkışları 9 Ekim gecesi. Diğer bombacının ise Suriye uyruklu olduğu ama halen polisin, jandarmanın, savcılığın ismini tespit edemediği şahıs. O şahsın 9 Ekim gecesi Antep’teki hücre evinden çıkışına dair fotoğraflar, güvenlik kamerası görüntüleri var. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Soruşturma Bürosu, 10 Ekim katliamı dosyalarını hazırlarken, Gaziantep dosyalarından hiç faydalanmamış. Oysa Gaziantep dosyalarına göre bu katliam davasının çok fazla sayıda sanığı olması gerekirken, 35 sanıkla geçiştirmişler. Mevcut sanıklar, suça dahil olmuşlar, buna itirazımız yok, ancak bunlar dışında katliamla doğrudan bağlantısı olmasına rağmen, dosyaya, fezlekeye konulmayan birçok kişi var. Sorumlular, aynı zamanda kamusal sorumluluk konusunda hiçbir şey yapmamış."

O röportajın özeti şöyle: 

Katliam hazırlığına dair başka ne tür bilgiler var dosyalarda?

Sanıklar bomba yapımında kullanılan amonyum nitrat almaya kalkışmışlar, satıcı bunlardan şüphelenip vermemiş. Gidip başka yerden almışlar. Örgütün nakliye aracını kullanan, ona eskortluk yapan şahısların HTS kayıtlarından tespit ettik ki, 28-29 Eylül 2015 tarihinde Gaziantep, Nizip, Birecik civarında çok sayıda sinyalleri var. Yargılama sürerken, bu gübrecilerin araştırılmasını, Nizip giriş-çıkış kamera görüntülerinin istenmesini, bu nakliye aracının olup olmadığına bakılmasını talep ettiğimiz mahkeme, “gerek yok” diyerek reddetti. Fakat 2019 yılında, tefrik edilen ikinci dosya sürerken, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçlarını Soruşturma Bürosu'ndan bir yazı geldi. Yazıya göre, Terör Suçlarını Soruşturma Bürosu'na 9 klasör dosya bırakılmış!

Ne dosyası, kim bırakmış?

Dosyaların kim tarafından bırakıldığının bilinmediği belirtiliyor. 10 Ekim 2015 tarihinde katliam olmuş, soruşturma bir sene sürmüş, 2016’da iddianame ile dava açılmış, Ağustos 2018’de yargılama bitmiş, firarilerle ilgili dosya ayrılmış. Aradan bir sene daha geçmiş ve sonuçta katliamdan dört yıl sonra, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı diyor ki, 9 klasör dosya daha var! Yaklaşık 5 bin sayfalık 9 dosyayı kucağınızda taşıyamazsınız! Adliyede bunlar market arabalarıyla ancak taşınıyor ve resmi yazıda bu dosyaların kim tarafından adliyeye bırakıldığının bilinmediği yazılıyor.

Bu ne anlama geliyor?

Üç soruşturma savcısından biri daha sonra Yargıtay üyesi oldu. Haklarında çokça şikâyet oldu ama sonuç alınmadı. Bu 9 klasörün yargılama süresi boyunca savcıların dolaplarında gizlendiğini düşünüyoruz.

Neden?

Dosyalarda şöyle belgeler çıktı: Katliamın ardından yakalanan Yakub Şahin diyor ki, “Nizip’te satıcı bize gübreyi vermeyince Hüseyin Tunç’la birlikte gübreyi Birecik’ten aldım, Nizip’te depo tuttum ve 7 Ekim 2015’e kadar Gaziantep’e taşıdık.” 16 Ekim 2015’te Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Nizip Savcılığı'na yazdığı yazıda, Nizip’te katliam sanıklarının depo adresleri olduğunu, buralarda arama yapılmasını istiyor. Nizip Savcılığı da, “ben bununla ilgili daha önce soruşturma yaptım, Gaziantep’e de bildirdim, bununla ilgili size şu dosyaları yolluyorum” demiş. Yolladığı belgeye göre, katliamdan 10 gün önce, 30 Eylül 2015 tarihinde Yakup Şahin, plakası belli araçla, Hüseyin Tunç da örgüte ait kamyonetle, Nizip’te satıcıya gidip 2 ton civarında amonyum nitrat gübresi almak istemiş. Satıcı bunlardan şüphelenmiş. Çünkü kısa süre önce Suruç ve Diyarbakır katliamları olmuş. Satıcıya 2 bin TL civarında para da vermişler. Fakat satıcı “yol denetimi var, belge düzenlemem lazım, kimliklerinizi verin” demiş. Bunun üzerine Yakub Şahin ve Hüseyin Tunç paralarını geri alıp kaçmış. Satıcı da bunları polise ihbar etmiş. Savcılık bunun üzerine Olay Yeri İnceleme Ekipleri yollamış. Olay Yeri İnceleme ekipleri katliamdan 10 gün önce, güvenlik kamerasına bakıp Yakub Şahin’i arabanın plakasına, oturduğu yere kadar her şeyi tespit etmişler. Hüseyin Tunç’u da. Nizip Emniyeti satıcının ifadesini de ekleyerek dosyayı hazırlayıp Gaziantep İstihbarat Şubesi'ne ve Terörle Mücadele Şubesine göndermiş. Yakub Şahin ve Hüseyin Tunç’un terör örgütü ile bağlantılarının araştırılması gerektiğini Gaziantep Emniyeti’ne bildirmiş, Nizip Emniyeti.

Gaziantep Emniyeti bu araştırmayı yapmış mı?

Hayır. Bakın, tüm bu aktardığım bilgiler, dört yıl sonra, kim tarafından konduğu bilinmeyen dosyalardan çıktı. Dört yıllık yargılama boyunca biz bu bilgilerden bihaberdik. Çünkü savcılar bu bilgileri iddianamede kullanmamış.

Peki bilgi ortaya çıkınca ne yaptınız?

Dosyalar 4 yıl sonra ortaya çıkınca, biz mahkemeden Nizip ve Gaziantep Emniyet müdürlüklerine bunu sormalarını talep ettik. Bunun üzerine mahkeme tarafından her iki emniyet müdürlüğünü müzekkere yazarak, söz konusu ihbarla ilgili ne tür bir işlem yapıldığını sordu. Fakat Gaziantep Emniyeti cevaben “şunu, şunu, şunu yaptım” cevabı bile vermeyerek aynı evrakları geri yolladı. Mahkemeye, tekrar sorun diye talepte bulunduk. “Bir şey yapılsaydı söylerlerdi zaten” diyerek ikinci kez Gaziantep Emniyeti’ne sormadı. Oysa Gaziantep Emniyeti’nin bu kişileri takip etmesi lazımdı. Eğer bunları takip etmeyip Ankara’ya kadar gelmelerine neden olmuşsa, kamusal sorumlulukları var, suç işlemişler. İhbarı dikkate almayarak bu kişileri araştırmadıysa, yine kamusal sorumluluk var. Biz bu yönden şikayetçi olunmasını, Gaziantep Emniyeti hakkında suç duyurusunda bulunmasını talep ettik ama mahkeme bunu reddetti.

İçişleri Bakanlığı web sitesinde “terörden aranan şahıslar” diye bir liste var. Bu listede yaklaşık 90 civarında kişi, IŞİD üyeliğinden, başlarına ödül konularak kırmızı, mavi, yeşil, turuncu, gri renk kategorisinde aranıyor. Bunların 16’sı doğrudan bizim katliam davamızın sanığıdır. Bakanlığın kırmızı listesinde birinci sırada Yunus Durmaz varmış, sitede “etkisiz hale getirildi” deniyor. Mehmet Kadir Cebael için de aynı not düşülmüş. Mahkemeye, davada 36 sanık varken, niye sadece 16’sının bu listeye girdiğini sorduk. Niye bir kısmı kırmızı, bir kısmı mavi listede?

Bu soruların yanıtının önemi ne?

Demek ki bunların örgütteki hiyerarşik konumları farklı, eylemlilikleri farklı ve bakanlık bunu biliyor. Oysa şu ana kadar Türkiye, özellikle de Gaziantep IŞİD yapılanmasına ve 10 Ekim katliamını hazırlayanlara ilişkin organizasyon şemasını emniyet, savcılık ve mahkeme yapamadı. Burada bir organizasyon şeması yok. Adam İçişleri Bakanlığı’nın arananlar listesinde çok önemli konumda, kırmızı veya mavi listede bulunuyor ama bizim davada sadece örgüt üyeliğinden yargılanıyor!

Demek ki İçişleri Bakanlığı’nın elinde bu kişilerle ilgili başka bilgiler var. Mahkemeden, İçişleri Bakanlığı’ndan bu bilgileri istemesini talep ettiniz mi?

Elbette. İçişleri Bakanlığı bu listedekileri hangi eylemselliklerine, örgütteki hangi konumlarına göre bu renkli listelere koymuş? Kırmızı listede Ankara katliamı dosyasından 3 IŞİD’li var. Mavi listede 8 kişi var mesela. Yeşil listeye Nusret Yılmaz’ı koymuşlar. Turuncu listeye 4 kişi, Gri listeye 2 kişi koymuşlar. Bu farklı renklerdeki kategorilere konulmalarının dayanağı, delilleri nedir? Bunlar davadaki sanıkların durumu açısından çok önemli. Ancak İçişleri Bakanlığı bununla ilgili yazılan 4 müzekkereye cevap bile vermedi. Bunun üzerine son celsede mahkeme gelmeyen müzekkere talebini artık yazmaktan vazgeçti. Yani mahkeme pes etti. Oysa bunlar davanın gidişatı açısından çok önemli unsurlar. Çünkü bu sanıklar ödüllü olan bu listelere girmişse, demek ki devletin bu adamlar hakkında istihbari bilgileri, mahkeme dosyasında olmayan bilgileri var. Uzun lafın kısası, 10 Ekim yargılaması iyi gitmiyor. Sanıkların firari olması ayrı bir sorun ama makamların belge, bilgi göndermemesi çok daha feci ve vahim.

Canlı bombalarından biri Yunus Emre Alagöz ve kimliği tespit edilemeyen diğer canlı bombanın Ankara’ya geliş sürecinde nasıl bir ihmalkârlık var? Bunların Ankara’ya, şehrin göbeğine kadar gelmeleri, 103 kişiyi katletmeleri nasıl önlenemedi?

Elbette ihmalkârlık dizboyu. Bakın, 17 Eylül 2015 tarihinde Tunceli Emniyet Müdürlüğü’nün uyarısı var. Miting gibi kalabalık yerlerde canlı bombaların eylem yapacağına dair istihbaratlar var. Ama Ankara Emniyeti bu ihbarların hiçbirini miting tertip komitesiyle paylaşmamış. Miting alanında arama yok. Yol araması da bir gece önce, saat 24’ten 10 Ekim sabah saat 9’a kadar kaldırılmış.

Canlı bombalar saat kaçta Ankara’ya girmiş?

Sabah saat 8:30 civarında.

Nasıl giriyorlar?

İki araçla geliyorlar. Her ihtimale karşı Gölbaşı girişinde, benzinlikte duruyorlar. Yakub Şahin aracıyla Balgat’a kadar gidip yolda polis kontrolü olmadığını görünce geri dönüyor ve Halil İbrahim’e haber veriyor. Her iki araç yeniden, saat 8:20’de Ankara’ya giriş yapıyor. Balgat’a kadar gelip orada canlı bombaları taksiye bindirerek katliamı yapacakları meydana gönderiyorlar. Oysa Ankara’da mitingler öncesi şehir girişinde arama yapıldığını biliyoruz. Burada arama noktası da kaldırılmış. Tertip komitesine, canlı bomba ihbarlarına dair hiçbir bilgi verilmemiş. Bunlarla ilgili Mülkiye başmüfettişliğinin raporunda tespitler var. Ankara Emniyet’inin sıralı amirlerinin ve müdürlerinin görevi ihmalden yargılanmaları talebi var. Ama Ankara Valiliği yargılanmalarına izin vermedi. İdari yargı yoluna başvuruldu, idari yargı reddetti. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapıldı, onlar da sonuçsuz kaldı.

Canlı bombaların Balgat’tan taksiye bindikleri nasıl tespit edildi?

Mobese, güvenlik kameraları kayıtlarından. İkisi de Balgat’ta biniyorlar taksiye, Meclis kavşağında iniyorlar. Oradan tekrar taksiye biniyorlar, üstlerinde koca koca kalın montlar. Ulaştırma kavşağında inip miting alanına yürüyerek giriyor, kalabalığın arasına karışıyorlar. Bir tane bile arama yok. Katliamı yapanlardan Yunus Emre Alagöz, aynı yılın temmuz ayında Suruç katliamını yapan Abdurrahman Alagöz’ün kardeşi. Katliamdan 20 gün önce, Adıyaman’da küçük kardeşiyle yaptığı telefon görüşmesinin kaydı var. “Hakkınızı helal edin, ben de Şeyh Abdurrahman’ın yolundan gideceğim” diyor. Bu ne demektir! Canlı bomba olmaya gidiyor. Polis bunu dinlemiş! IŞİD’in yakın zamanda, kalabalık alanlarda, mitinglerde canlı bomba eylemi yapacağı bilgisi var. Ama bu adamlar Antep’ten çıkıp ellerini kollarını sallaya sallaya, sabah 8:20’ye kadar Ankara’ya gelmişler. Hiçbir aramaya takılmamışlar. Arabaları da, kendileri de aranmamış. Miting alanına girerken de aranmamışlar.

Röportajın tamamını buradan okuyabilirsiniz 

DW Türkçe’ye konuşan mağdur avukatlarından Sanem Doğanoğlu, mevcut delillerin, kamu görevlililerinin ihmaline işaret ettiğini savunarak "Bizce bazen kasten yapılmış (ihmaller) olmakla birlikte, kamu görevlilerinin hesap vermesini istiyoruz. Aynı zamanda IŞİD’in örgütlenmesinin ve 10 Ekim Ankara Katliamı’nın gerçek faillerinin ortaya çıkartılmasını istiyoruz. IŞİD’in tüm katliamları gibi bu katliamın da insanlığa karşı bir suç olarak değerlendirilmesini istiyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

Doğanoğlu, şöyle dedi:

"Biz bu beş yılda IŞİD’in Türkiye’de ne kadar kolay örgütlendiğini, nasıl da bu katliamları kolay gerçekleştirebildiğini öğrendik. Her şeyden önce, bu katliamların önlenebilir olduğunu öğrendik. Tüm adli makamların, yargı makamlarının, valiliğin, emniyetin ve istihbaratın,10 Ekim Ankara Katliamı konusunda, hiçbir aşamada bilgi paylaşmadığını, hatta bilgiyi kararttığını gördük. Gelinen aşamada bazı bilgilerin hem emniyet hem yargı makamları hem de savcılık tarafından ortaklaşa saklandığını, dolayısıyla delillerin karartıldığını görebiliyoruz."

Öte yandan, Kasım 2018’de firari sanıklarla ilgili açılan 10 Ekim Ankara Katliamı’na ilişkin ikinci bir dava da halen Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. 

Saldırıda eşini kaybeden Mehtap Sakinci, son beş yılını, "Hep ayları sayıyoruz biz. En son 59'uncu aydaydık. Böyle sayarken çok kolaymış gibi geliyor ama içinde yaşarken hiç kolay değil. Hepimizin (tüm ailelerin) yaşlandığı ve hepimizin çok yıprandığı bir süreçti. İşin en kötü tarafı acınız ve öfkeniz artarak sizinle geliyor. Beş yılda acının zamanla azalmadığını farketmiş olduk. Zaman acıyı azaltacak bir kavram olmaktan çok uzak" diye özetliyor. 

Aynı zamanda 10 Ekim Barış ve dayanışma Derneği Başkanı da olan Sakinci, son beş yıldır her ay gar önünde anmalar yaptıklarını ancak yine de yakını kaybedenlerin yaralarının hafiflemediğini söylüyor.