10 Ekim Katliamı: Diktatoryal rejimi kurmak için planlanıp hayata geçirildi

Yurt dışından Wikipedia’ya girenler veya Türkiye’de VPN kullananlar 10 Ekim Katliamı ile ilgili şu bilgiyi buluyorlar:

“2015 Ankara saldırısı ya da Ankara Gar Katliamı[4], 10 Ekim 2015'te yerel saatle 10:04 civarında Ankara ilinin Altındağ ilçesinin Ulus semtindeki Ankara Garı kavşağında düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ölümcül bombalı intihar saldırısı.[2][5]

10 Ekim'de DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği, TMMOB, HDP ve pek çok sivil toplum örgütünün katılımıyla Barış Mitingi düzenlendi. Fakat yürüyüş başlamadan yürüyüş alanına kortej hâlinde ilerleyen grupların bulunduğu Tren Garı kavşağında, üç saniye arayla iki patlama gerçekleşti.[6] Patlamanın ardından ambulanslardan önce polis meydana ulaştı. Meydandaki herkesi alandan çıkartmaya başlayınca yaralılara yardım etmek isteyen göstericiler, engellendikleri için polisi protesto etti. Bunun üzerine polis gruba tazyikli su ve biber gazı ile müdahale etti.[7]

Saldırı sonrası RTÜK tarafından yayın kuruluşlarına geçici yayın yasağı getirilmiştir ve internet servis sağlayıcıları tarafından bazı sosyal medya (Twitter, Facebook) sitelerine erişim engeli uygulanmıştır.[8]”

Cumhuriyet tarihinin en ölümcül bombalı intihar saldırısı, Türkiye’de siyaseti ve rejimi dizayn etmek, Kürtleri ve HDP’yi tasfiye ederek İslamcı-Türkçü bir diktatoryal rejim kurmak için planlanıp hayata geçirildi. Tıpkı dönemin Özel Harp Dairesi Başkanı emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu’nun, “Başarılı bir özel harp işidir” şeklinde tanımladığı 6-7 Eylül pogromu gibi…

Sabri Yirmibeşoğlu, 2010 yılında verdiği bir röportajda “Özel Harp’te bir kural vardır; halkın mukavemetini artırmak için düşman yapmış gibi bazı değerlere sabotaj yapılır. Bir cami yakılır. Kıbrıs’ta cami yaktık biz. Cami yakılır mesela” ifadelerini kullanmıştı…

AKP-MHP Rejimi’nin temeli bu korkunç saldırıyla atılmış, polise gelen ihbarlara rağmen önlem alınmamış ve aralarında çok sayıda gencin bulunduğu masum insanların canı üzerinden yeni bir düzen kurulması sağlanmıştır. Amaç 7 Haziran seçim sonuçlarını etkisiz kılmaktı, bugün demokrasicilik oynayan Ahmet Davutoğlu ve CHP’nin de katkılarıyla bu plan hayata geçirildi, HDP’nin liderleri ve kadroları tutuklandı, Kürt halkı üzerinde 1920’lilere benzer faşizan bir baskı uygulandı.

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Suruç-Gar Katliamı bombalarının partisinin oy oranını arttırdığını açıkça söyleyerek aslında saldırıların neden yapıldığını açıkça ifade etmişti.

''10 Ekim 2015 Ankara terör saldırısı, AKP'nin DAEŞ militanlarını bizzat görevlendirmesi sonucunda gerçekleşti...''

Bu tespit de 103 kişinin ölümüyle sonuçlanan Ankara katliamının birkaç gün ardından Avrupa Birliği'nin istihbarat birimi EUINTCEN'in AB içindeki en üst düzey karar mekanizmalarına gönderdiği "çok gizli" kayıtlı bir istihbarat raporunda yer aldı. Yani bu katliamın sorumlularını tüm dünya biliyor. 

Aradan geçen 10 yıl zarfında Davutoğlu da tasfiye edildi, bugün Sabri Yirmibeşoğlu kadar cesur olmasa da bir şeyler mırıldanıyor. Ancak sivil siyasetin, muhalefetin diğer ayakları “devleti bekası” adına bu konunun üzerine gitmiyor. Tıpkı diğer bir çok kritik konuda olduğu gibi.

10 Ekim, AKP-MHP nikahının Özel Harp Dairesi gözetiminde kıyılıp perçinlendiği gündür. Türkiye’nin sivil siyaseti o gün iğfal edilmiş, diktatörlüğe yol açan 15 Temmuz darbesinin temeli o gün atılmıştır. Bu korkunç katliamdan sadece planlayanlar değil, olayın üzerine gitmeyen, sessiz kalarak destek veren herkes sorumludur. 

İşin vahim yönü toplumun önemli ve etkin bir kesiminin tıpkı Maraş, Sivas, 6-7 Eylül kıyımlarında olduğu gibi, kıyıcıları, planlayıcıları, sorumluları bilmeleri ve destekliyor olmalarıdır. Türkiye’nin tarihi, Özel Harp Dairesi’nin düzenlediği ve Türkçü-İslamcı bir rejimin taşlarını döşeyen katliamların tarihiyle özetlenebilir.

Kürtleri, solcuları, Alevileri, Rumları, Ermenileri; Ezidileri hedef alan bu katliamlar ülkenin bugünkü ırkçı-İslamcı rejimin ortaya çıkarmıştır. Erdoğan’ın güçlü görünmesine rağmen, bugün gücü yeniden bu kıyımları düzenleyenler ele geçirmiştir. Avrupa Birliği sürecinden tamamen kopulması, CHP’nin de en AKP-MHP kadar Avrupa ve Batı düşmanı bir zihniyetin elinde olması, ülkenin demokratik bir hukuk devletine geçmesinin önündeki en büyük engeldir ve öyle olmaya devam edecektir.

Bu rejim halkı yokluk ve yoksulluğa mahkum edip içeride baskıyı artıracak, dışarıda da saldırgan politikasını çılgın bir savaşa sürüklenene kadar sürdürecektir. Böyle bir katliam zinciri üzerine kurulmuş sistemin değişmesini beklemek safdilliktir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.