15 Temmuz'un 3. yıldönümü: Darbenin siyasi ayağı hâlâ meçhul

15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen başarısız darbe girişiminin üzerinden geçen üç yılın ardından, her kesime yönelik davalar, yargılamalar devam ederken, darbenin siyasi ayağı ve darbecilerin siyasi bağlantıları hâlâ muamma olmaya devam ediyor.

Bugüne kadar TBMM’de grubu bulunan muhalefet partileri tarafından verilen darbenin siyasi ayağının ve bağlantılarının araştırılması yönündeki önergelerin tümü AKP oylarıyla reddedildi. Son olarak CHP tarafından geçen hafta TBMM gündemine getirilen ve devam eden davalarda bazı sanıklar hakkında verilen beraat, tahliye, takipsizlik kararlarıyla ilgili “FETÖ Borsası”  ve rüşvet iddialarının araştırılması yönündeki önerge de AKP+MHP oylarıyla reddedildi.

Darbe teşebbüsünün ardından asıl radikal değişim ise OHAL altında gerçekleşen 16 Nisan 2017 Anayasa değişikliği referandumu ile başkanlık sistemine ve parlamenter demokrasiden tek adam yönetimine geçiş oldu. TBMM işlevsiz hale gelirken, iktidar üzerindeki denetim yetkisi ortadan kalktı, devlet tüm kurumlarıyla tek kişinin yönetimine bağlandı. Hemen tüm kurumlarda, sivil toplum örgütlerinde, özel sektör ve iş dünyasında 'FETÖ operasyonları' yapılarak kitlesel tasfiyeler, gözaltılar, tutuklama ve yargılamalar, mahkumiyetler gerçekleşirken darbenin siyasi ayağının ortaya çıkartılması çabaları sonuçsuz kaldı.

15 Temmuz’un hemen ertesinde, o dönemde TBMM’de yer almış olan dört partinin (AKP, CHP, HDP, MHP) 19 Temmuz’da verdiği ortak önergeyle, “15 Temmuz FETÖ Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu” kurulmuştu.

Üç ay süreli kurulan komisyon AKP’nin üye isimlerini uzun süre bildirmemesi nedeniyle ancak 4 Ekim 2016’da ilk toplantısını yapabildi. 4 Ocak 2017’de de komisyon çalışmaları sonlandırıldı. Komisyon, aralarında eski genelkurmay başkanları, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) yöneticileri de dahil çok sayıda kişinin ifadesine başvurmasına karşılık darbe gecesi rehin alınan dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve halen görevini sürdüren MİT Başkanı Hakan Fidan TBMM komisyonuna gelmedi.

AKP’li Reşat Petek başkanlığındaki komisyonun 936 sayfalık ilk taslak raporu sızdı. Ardından 12 Temmuz 2017’de 1097 sayfalık ikinci taslak rapor sızdı ancak basılamadı.

Sonrasında ise 637 sayfaya inen rapor hâlâ TBMM Genel Kurulu’na sunulmadı ve kamuoyuna da açıklanmadı.

Şu anda AKP ile Cumhur İttifakı’nda yer alan MHP’nin de muhalefet şerhi yazdığı raporla ilgili muamma ve tartışmalar devam ediyor.

O dönemde CHP adına komisyonda görev yapan İYİ Parti Genel Başkan yardımcısı Aytun Çıray darbe teşebbüsünün üçüncü yıl dönümü nedeniyle yaptığı açıklamada; “Menfur 15 Temmuz FETÖ hıyanet  ve kalkışması ‘Allah’ın lütfu’ olarak  değerlendirildi; bahsedilen lütuf da mutlak bir tek adam rejimi olarak tecelli etti. Ne yazık ki, tek bir insan için lütuf olan, millet için tam tersi olabiliyor” dedi.

Hakkında 'FETÖ bağlantısı' olduğu öne sürülen Komisyon Başkanı AKP’li Petek raporun bir türlü basılıp açıklanmaması, metinde gizlice değişiklikler yapıldığı eleştirileri yanında muhalefetin “kontrollü darbe” iddialarının "80 milyonu saf yerine koymak" olacağını belirterek, "Bu darbenin kontrollü darbe olarak ifadesi ancak şöyle söylenebilir; başından sonuna kadar FETÖ'nün kontrolündedir. Bu kadar açık somut deliller ortadayken, kalkıp da bunun MİT'le, Genelkurmay Başkanı'yla ya da siyasi iktidarla kontrollü dendiği zaman, gerçekten 80 milyon insanı saf ve aptal yerine koymamak lazım, kimse canıyla bir şeyi kontrol etmez" şeklinde savunma yaptı.

Kamuoyuna kısmen sızan raporun sonuç kısmında darbe girişiminin önceden haber alınamaması bir 'istihbarat zaafı' olarak açıklanıyorr.

Taslak raporun yazım sürecinin, AKP’li Başkan Petek tarafından komisyon üyelerinden gizlendiğini öne süren CHP’li Aykut Erdoğdu, taslak raporda darbe girişimiyle ilgili AKP'nin siyasi sorumluluğunu ima edebilecek bilgi kırıntılarının dahi çıkarıldığını, darbe girişiminin engellenemez bir doğal afet gibi sunulmaya çalışıldığını, siyasi ve idari sorumlulukların gizlendiğini öne sürüyor. 

"Yarım asırlık örgüt" vurgusuyla sorumluluğun AKP öncesi hükümetlere bırakılmaya çalışıldığını iddia eden CHP, “Öngörülen, Önlenmeyen ve Sonuçları Kullanılan Kontrollü Darbe” başlıklı 300 sayfalık bir muhalefet şerhi yazmıştı.

Şerhte şöyle denilmişti:

“Basına sızan ilk taslak rapor 936 sayfa iken, son taslak rapor 637 sayfa olmuştur. Bu da raporun kırpıldığına ilişkin önemli bir gösterge olmuştur. Son taslak raporun böylece 293 sayfa azaltılarak şekillendirildiği anlaşılmaktadır. Komisyon raporunda yer verilmeyen önemli görüşmelere örnek vermek gerekirse, bunların FETÖ yapılanmasında siyasi iradenin önemine dikkati çeken açıklamalar olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda eski Genelkurmay Başkanları İlker Başbuğ, Hilmi Özkök, Işık Koşaner, eski MİT Müsteşarı Emre Taner, eski İçişleri Bakanı Efkan Ala, Gazeteciler Nedim Şener ve Fehmi Koru’nun komisyona aktardıkları, raporda hiçbir şekilde yer verilmemiş detaylar içermektedir. FETÖ’nün “mücadele edilecek bir terör örgütü” oluşunun miladı, iktidar partisinin savunduğu gibi 17-25 Aralık 2013 ya da 7 Şubat 2012 tarihinde MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılması değil, 2004 MGK kararlarıdır. Bu bakımdan, mücadele isteksizliği ve hatta iktidarın FETÖ’ye türlü zırhlar tesis eden çabaları bir sır olmaktan da uzaktır ve darbe araştırma komisyonunun asli görevi darbe girişiminde sorumlulukları ortaya çıkartmak iken, komisyonun raporunda sorumlu ve fail karmaşası yaratılarak bu konu örtbas edilmektedir.''

CHP, muhalefet şerhinde Komisyon Başkanı Petek’in raporda örgütün siyasi ayağına ilişkin hiçbir bulguya da yer vermediğini vurgulayarak şu görüşleri dile getirmişti:

“Rapor 320 sayfa boyunca fail olarak bir FETÖ tarif etmiş, onu bir anlamda mitleştirmiştir. 15 Temmuz Darbe Girişimi bu bakımdan karanlıkta bırakılmış, devleti baklavacılıktan şarkıcılığa, generallikten akademisyenliğe varan bir skala ile ele geçirmeye teşebbüs ettiği iddia edilen bir örgütün siyasi ayağına ilişkin hiçbir bulguya yer verilmemiştir.”

HDP’li Mithat Sancar da muhalefet şerhinde, komisyonun darbe sürecinin aydınlatılması veya darbe girişimlerinin engellenmesi amacından saptığını, hakikatlerin AKP'nin darbe girişimine ilişkin tezini güçlendirecek şekilde eğilip bükülmesiyle sonuçlandığını dile getirmişti. 

Darbe girişiminin karanlıkta kaldığını öne süren Sancar, şerhinde şunları yazmıştı: 

“Darbenin bastırılması için ilan edilen OHAL'le, dengi ancak bir darbeyle mümkün olabilecek hukuksuzluklar alelade bir hal almıştır. Bununla birlikte, Cemaat'in devletin tüm kademelerinde kemikleşmiş bir yapı oluşturması, yargı aracılığıyla çok kritik süreç ve davaları yürütmesi ve gücünün zirvesine çıkması AKP döneminde olmuştur. Darbe girişimine dair istihbaratın MİT'ten Genelkurmay'a iletilmesi saat 18.00 civarında gerçekleşmiştir. Her ne kadar MİT'in verdiği bilgilerde Cumhurbaşkanı'nın koruma müdürüyle görüşüldüğü yazılıysa da, bu denli ciddi bir ihbarın bizzat Cumhurbaşkanı'na neden iletilmediğine dair bir açıklama yoktur. Aynı şekilde gerek MİT, gerekse Genelkurmay Başkanlığı tarafından Başbakan ve İçişleri Bakanı'nın haberdar edilmemesi de anlaşılır gibi değildir. Cumhurbaşkanı'nın darbe girişimini ne zaman ve nasıl öğrendiği hala muammadır. Cumhurbaşkanının bu kadar kritik bir güne ilişkin hemen her açıklamasının çelişkili olması da kafalarda soru işaretleri uyandırmaktadır. Bu çelişki ve boşluklar, bizi gerek Genelkurmay Başkanı'nın, gerekse MİT Müsteşarı'nın darbe gecesindeki konumunu yeniden düşünmeye sevk etmektedir. Hem Erdoğan, hem de Yıldırım, darbe girişiminin başladığı 21.30'dan sonra MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a ulaşamadıklarını ifade etmişlerdir. Bunun nedeni de hala belirsizdir.”

MHP’nin muhalefet şerhinde ise, 17-25 Aralık yolsuzluk-rüşvet  olaylarının hâlâ ciddiyetini korumasına karşılık üstünün örtüldüğüne dikkat çekilmişti.

MHP’li Mehmet Erdoğan muhalefet şerhinde Berat Albayrak’ın da FETÖ okullarında okuduğunu ama FETÖ’cü olmadığını söylediğini vurgularken şu itirazlara yer vermişti;

“Toplumun tüm kesimleri komisyonumuzun çalışmaları neticesinde birçok sorunun cevap bulacağına inanmıştır. Haklı olarak böyle bir beklenti içerisine girmiştir. Ancak bu soruların cevabının bulunması bir kenara vatandaşlarımızın kafasında yeni soru işaretleri ortaya çıkmıştır. Özellikle örgütün siyasi ayağının ve 15 Temmuz gecesi darbeciler adına bildiri okutan Yurtta Sulh Konseyi’nin tam olarak ortaya çıkartılmaması, bu minvalde yapılmak istenen çalışmalarımızın ve önergelerimizin bir şekilde Komisyon Divanı tarafından engellenmesi yeni şüpheleri beraberinde getirmiştir. Örgütün mali ayağı ile ilgili somut adımlar atılmamış bu kadar güçlü bir mali ayağın oluşmasında “katkısı” olanların araştırılması tam anlamıyla yapılmamıştır. Darbe gecesi yaşanan olayların karanlık noktalarının aydınlatılması da sağlanamamıştır. MİT Müsteşarı Hakan FİDAN ve Genel Kurmay Başkanı Hulusi Akar’ın bütün ısrarlarımıza rağmen komisyona çağırılmaması sebebiyle darbe girişiminin yaşandığı gün veya öncesinde devletin herhangi bir birimine veya üst düzey yöneticisine bir ihbarın gelip gelmediğine bile netlik kazandırılamamıştır. O gece karanlıkta kalmıştır.  Mehmet Partigöç, Mehmet Dişli ve Akın Öztürk gibi darbe girişiminin en önemli aktörlerinin dinlenilmesi yine adli soruşturma gerekçe gösterilerek, komisyon başkanlığı ve AKP’li komisyon üyelerinin oylarıyla engellenmiştir.”

MHP şerhinde FETÖ kontenjanından AKP’ye seçilen milletvekillerinin yanı sıra belediye başkanlarının da olup olmadığı ya da kimler olduğunun açıkta kaldığı ve siyasi ayağın örtülmeye çalışıldığı vurgulanırken, “FETÖ’nün siyasi ayağının tespit edilmesi ve gerekenin yapılması elzemdir” denilmişti.

MHP şerhinde ayrıca darbe gecesi siyasi liderlerin tutumuyla ilgili olarak da şu değerlendirme yer almıştı:

“Raporun 333. Sayfasında Aziz Türk Milletinin FETÖ’nün hain işgal girişiminin karşısında dimdik durmak adına meydanlara inmeye başladığı saat 22.45 olarak ifade edilmiştir. Fakat raporda aziz milletimizin Sayın Cumhurbaşkanı'nın yaptığı açıklamadan sonra meydanlara indiği vurgusu defalarca yapılmıştır. Hâlbuki raporda da ifade edildiği gibi, aziz Türk Milletinin meydanlara inip refleks gösterdiği saat 22.45’dir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ilk açıklaması da yine rapora göre gece 00.04 ‘dür. CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları ise 23.35’dir. MHP Lideri Sn. Devlet Bahçelinin Başbakan’ı arayarak demokrasinin, devletin ve seçilmiş hükümetin yanında olduğunu, darbenin karşısında olduğunu beyan ettiği saat 22.00, darbe karşıtı açıklamasının ajanslara düşmesi de 22.35’dir. Bu durumda vatandaşlarımızın sokağa inmesini kim sağlamıştır? Bütün gerçekler ortadayken gizlemeye çalışmanın FETÖ ile mücadeleye ne gibi katkısı olacaktır?”

15 Temmuz akşamı erken saatlerde başlayan darbe girişimiyle, dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar darbeci subaylar tarafından rehin alınarak Yurtta Sulh Konseyi adına yayınlanan bildiriyi imzalaması için Ankara’nın Kazan ilçesindeki Akıncı Hava Üssü’ne götürülmüştü. Buradan ve diğer üslerden kalkan savaş uçakları başkent üzerinde alçak uçuş yaparken, TBMM ve Emniyet Genel Müdürlüğü bombalanmış, Kuvvet Komutanlıkları işgal edilmeye çalışılmıştı.

İstanbul’da ise akşam saatlerinde Boğaziçi Köprüsü’nde konuşlandırılan askerlerin yanı sıra Atatürk Havalimanı girişine tanklar dizilmişti. Ailesiyle Marmaris’te tatilde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan gece yarısından sonra CNN Türk’e cep telefonundan bağlanıp halkı darbecilere karşı sokağa çıkmaya, meydanlarda toplanmaya  çağırdı. 

16 Temmuz sabahının ilk saatlerine gelindiğinde 248 kişi ölmüş, 2 bin 196 kişi de yaralanmıştı. Ölenlere '15 Temmuz şehidi'', yaralananlara da 'gazi' unvanı verilmişti. 

Darbe gecesi vekaleten Genelkurmay Başkanlığı’na getirilen 1. Ordu Komutanı Orgeneral Ümit Dündar darbeci askerlerden 104’ünün 'ölü olarak ele geçirildiğini' açıklamıştı.

Komutanlarının talimatıyla Yalova’daki eğitim kampından İstanbul’a getirilerek Boğaziçi Köprüsü’nde konuşlandırılan Hava Harp Okulu öğrencilerinin ellerinden silahlarını alan siviller, sopalarla, kemerlerle, demir çubuklarla öğrencileri döverek bazılarını linç etti.

Çocuklarının suçsuz, günahsız ve darbeden bihaber olduklarını söyleyen ailelerin failler hakkında açtıkları davaların hepsi reddedildi.  

Daha sonra 20 Temmuz’da ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) çerçevesinde yapılan KHK düzenlemesiyle, 15 Temmuz darbe girişimi ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden sivillere yargı dokunulmazlığı getirildi. 

15 Temmuz darbe teşebbüsünün arkasında Pensilvanya’da yaşayan Fethullah Gülen ve cemaatinin olduğu tespitinden yola çıkılarak başlatılan soruşturma, kovuşturma, kitlesel gözaltı ve tutuklamalarla açılan davalarda, üçüncü yılına giren yargılamalar art arda sonuçlanmaya başladı.

Gülen Cemaati'nin 'Paralel Devlet Yapılanması' (PDY) şeklinde yıllardan bu yana kamu kuruluşları, ordu, polis, yargı, eğitim kurumları, iş dünyası, medya ve her alanda örgütlendiği, darbe girişimiyle devleti tümüyle ele geçirmeye kalkıştığı yönündeki iddianamelerle açılan davaların sayısı 2017 sonunda 4 bin 917 iken, şu anda on binlerle ifade ediliyor.

Adalet Bakanlığı’nın 5 Temmuz 2019 tarihli son istatistiklerine göre, 'FETÖ/PDY’den soruşturma aşamasındaki dosya sayısı 79 bin 275, soruşturma aşamasındaki kişi sayısı 155 bin 560. Dava aşamasındaki dosya sayısı ise 47 bin 818. Bu davalarda  yargılaması süren kişi sayısı da 69 bin 259.

Halen bu davalarda tutuklu-hükümlü sayısı ise 29 bin 487.

5 Temmuz 2019 itibarıyla karara bağlanan dava sayısı 263’e ulaştı. 81 ilin yanında, davaların en yoğun olduğu İstanbul ve Ankara’da açılan FETÖ Çatı Davası, Genelkurmay Çatı Davası vb. davalarda yargılanan 71’i general olmak üzere 1206 kişiye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. 

'Yurtta Sulh Konseyi' üyesi olmakla suçlanan bazı general ve subaylar ise Cumhurbaşkanına suikast, anayasayı ihlal, 149 kişiyi kasten öldürme suçlamasıyla, 149 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası aldı. Mahkemeler, aralarında askeri öğrencilerin de yer aldığı 20’si general 1054 kişiye ise müebbet hapis cezaları verdi. 

Bu arada, Medya Yapılanması, Darbe Çağrışımı, Yargı Yapılanması, Mülkiye Yapılanması, Emniyet Yapılanması vb. adlarla açılan çok sayıda davada aralarında Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan, Mehmet Altan’ın da yer aldığı gazeteciler, yüksek yargıçlar, avukatlar, vali ve kaymakamlar, emniyet müdürleri, polisler, bürokratlar, üniversite öğretim üyeleri, öğretmenler, müfettişler ağırlaştırılmış müebbet hapis talebiyle yargılanıyor.

'Örgüt lideri' olarak ABD’den iadesi istenen Fethullah Gülen ile ilgili girişimlerden şu ana kadar sonuç alınabilmiş değil. Aralarında Gülen’in de yer aldığı 570 kişi için 94 ülkeden iade talebinde bulunulurken, bunlardan 45’i karşı ülkeler tarafından reddedildi, 109 kişi ise Türkiye’ye iade edildi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL  18 Temmuz 2018’e kadar iki yıl sürdü ve bu süre içerisinde 37 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkartıldı. OHAL Komisyonu’nun Ocak 2019 Raporu’na göre bu KHK’lerle 41 bin 77’si polis olmak üzere 125 bin 678 kamu görevlisi ihraç edildi. Aralarında 179’u medya kuruluşu olmak üzere,  üniversiteler, eğitim kurumları, yurtlar, askeri okullar, polis kolejleri, harp okulları, askeri hastaneler, dernek ve vakıfların da yer aldığı 4 bin 262 kurum ve kuruluş kapatıldı. Üniversitelerden 5 bin 896 akademisyen-öğretim üyesi atıldı. 885 şirket ve holdinge el konularak, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredildi. TMSF dünyanın en büyük holdinglerinden birisine dönüşürken, el konulan şirketlerin çalışan sayısı 44 bin 540 kişi, aktif büyüklüğü ise 60 milyar (11 milyar dolar) TL.


© Ahval Türkçe