Gazeteci Ahmet Dönmez'den 15 Temmuz yazısı: 'Hocamızın emriyle bir şeyler olacak...'

15 Temmuz darbe girişimini düzenleyen cemaat, darbedeki rolünü inkar ediyor ve yaşananların 'tiyatro' olduğunu savunuyor.

Gülen cemaati, darbede görev alan Adil Öksüz ve cemaat kurumlarında çalışan siviller için ise herhangi bir açıklama getirebilmiş değil.

Darbedeki cemaatin rolünü daha önce kaleme alan Gazeteci Ahmet Dönmez, Adil Öksüz'ün 'TSK İmamı' olduğunu belirtmişti. Öksüz'ün 'TSK imamı' olduğu gün ışığına çıkınca, cemaat yanlıları sahte hesaplardan Öksüz'ün MİT'e çalıştığını iddia eden bir 'MİT Angaje formu' yayınladı. Ancak belgenin sahte olduğu ortaya çıktı.

Cemaat darbedeki rolünü karartmaya çalışırken Dönmez'den darbeyle girişimiyle ilgili yeni bilgiler de içeren bir yazı geldi. Yazıya göre cemaat yöneticilerinden cemaatçi polislere, "Arkadaşlar henüz her şey bitmedi. Bir daha yükleneceğiz. Allah’ını seven görev yerlerine gitsin, askere yardımcı olsun" mesajı, cemaatteki sivillere ise, "Hocamızın emri ile bir şeyler olacak, üstünüze düşeni yapacaksınız" şeklinde mesajlar gitti.

Dönmez'in kişisel blogunda kaleme aldığı yazının tamamı şöyle:

"O malum soru çalma’ yazısını yayınlayacağım sabah üzücü bir haber almıştım.

Kardeşim kadar yakın olan bir dostum, ‘soru çalma’ iddiası ile gözaltına alınmıştı.

Böyle bir suçu işlemediğinden adım gibi emindim.

O kadar iyi tanıyordum.

Çok üzüldüm ama masumiyetinden de bir saniye bile tereddüde düşmedim.

O gün Bülent Keneş’in evinde Almanya’dan gelen iki misafirle sohbet ediyorduk. 

Hem Bülent abi hem de diğer iki misafirin gördüğü üzere telefon elimde, gözüm sürekli ekrandaydı. Gelecek bilgileri bekliyor, haber almaya çalışıyordum. 

Bütün gün sancılı bekleyişin ardından müjdeli haber geldi. Serbest kalmıştı. 

****

“Geç kalmış bir hasbihal-3” başlıklı yazım sonrası gösterilen tepkilerin başında, “Türkiye’deki masum insanları tehlikeye atmak” ve “Mahkemelerin eline delil vermek” argümanları geliyor.

Oysa o sırada benim başımda da böyle bir imtihan vardı.

O yüzden ‘mağdur’lar üzerinden gösterilen tepkinin bendeki karşılığı böyle.

Cemaat sempatizanı birileri o sınavda kopya çektiklerini itiraf etmiş, nasıl bir yöntem uyguladıklarını da anlatmıştı. O sınava giren ve cemaat bağlantısı olduğu düşünülen herkesi gözaltına alıyorlardı. 

Yani diğer onlarcası gibi benim can dostum da haksız yere gözaltına alınmıştı.

Soru şu: Onu ve diğerlerini kim tehlikeye atmıştı?

Hiç bir hukuk, vicdan kırıntısı taşımayan, suçlu-suçsuz ayrımı yapmayan bu zorba rejimin kucağına kimler bırakmıştı onları?

O sınav sorularını aldıklarını ve belli bir yöntemi uyguladıklarını anlatan kişi, soruları kimden almıştı?

Bu organizasyonu kimler kurmuştu?

Polislere, savcılara delili kim üretmişti?

Günahsız insanları töhmet altında bırakan ve bir sabah gözaltına alınmalarına yol açanlar kimlerdi?

****

Yazılarım sonrası, tanıdığım bir avukat benimle bazı bilgiler paylaştı.

Sürgündeki avukatlardan biri kendisi.

Sosyal medyadaki seviyesizliklere muhatap olma korkusu nedeniyle adını vermemi istemedi.

Bana şu mesajları yazdı: “Bir avukat olarak o dosyaları okudum. (KPSS) iddiaları yüzde 99 doğru. Yani soru dağıtma yapıldığı iddiası doğru. Fakat şunu da yazınıza ekleseniz iyi olur; Bu yargı bile sanıkların yüzde 30 civarında kısmını soru çalmadan beraat ettiriyor. Mesela 2010 KPSS sınavı davasında bazı sanıklar tüm suçlardan beraat etmiş, bazıları soru çalmadan beraat edip üyelikten ceza almış, bazıları da soru çalmaktan hüküm giymiş. Keza Ankara 2. Ağır Ceza’daki bir davada 105 sanıktan 36 tanesi soru çalmaktan ceza alırken diğerleri bu konuda suçlu görülmemiş.”

“2010 KPSS sınavına Samanyolu Eğitim kurumlarında çalışıp giren sayısı 500’ün üzerinde idi, yalan olmasın dosyadaki şüpheli sayısı yüzde 10’un altında bir oranda (105 doğru ve üzeri yapan sayısı). Onlar da malum grup. Diğerlerinin haberi yok böyle bir olaydan.”

“Şurası çok önemli: Hizmet kurumlarındaki öğretmenlerden yüzde 10’dan daha azı bu dosyada şüpheli. Yüzde 90’ın bu olaydan haberi yok, işi yapanlar aslında fiili çalışan olmayıp kurumlarda sigortalı gösterilenler.”

****

Yine aynı soruyu sorayım: Mahkemelerde adil yargılama olduğunu iddia etmiyorum ama sonuçta üçte ikiden fazlanın beraat ettiği bir dosyada geri kalan üçte bir civarında sanığın soru çalmaktan hüküm giymesine ne neden olmuştur? Gerçekten de bu kişiler soru çalma suçunu işlemişse, geri kalan masumları ateşe atanlar kimlerdir? Onlara bu soruları verenler kimlerdir? Onlar üzerinden cemaate gönül vermiş herkesi zan altında bırakanlar kimlerdir?

Peki dönüp bu dava dosyalarını merak eden, ifadeleri okuyan, neticelerini merak eden kaç kişi var?

Hiç merak etmişler mi bu masum insanları ateşe atanlar kimler olmuş?

Hiç merak etmişler mi kim bu karayı üzerlerine çalmış?

Üzerine gitmişler mi?

Hesap sormuşlar mı?

Kimin yakasına yapışmışlar?

**** 

Bu sürecin bu noktaya gelmesinde payı olanları hiç sorun etmişler mi ya da?

Öyle ya, her şeyin bir başlangıcı var.

Sorgulamışlar mı?

Bugün var olan bir sürecin sonucu olan bir takım dosyaları konuşuyoruz.

Peki bu süreç nasıl başladı?

Başka türlüsü mümkün müydü?

Sürecin bu noktaya geleceğini bilselerdi yine aynı noktalarda aynı kararları alırlar mıydı?

Bu bir iktidar savaşı mıydı?

Kesin olarak galip çıkacaklarına inandıkları için mi bu savaşa girdiler?

Aksi takdirde uzlaşmacı yöntemlere başvururlar mıydı?

“Bir fiskelik işi var” diyorlar mıydı?

****

Bu soruları soran var mı?

Bugün eğer Türkiye’de kalan masumları tehlikeye atmak, yürüyen davalara delil oluşturmak diye bir endişe varsa bunun bir de geçmişi var, öyle değil mi?

Gözü dönmüş, bir camiayı toptan yok etmeyi kafasına koymuş bir despota istediği malzemeleri, ihtiyaç duyduğu gerekçeleri kim üretti? 

Tasfiyeyi yürütecek rejim güçlerinin en büyük sıkıntısı neydi?

Cemaati ete kemiğe büründüremiyor, üye kaydı olmadığı için mensupları listeleyemiyorlardı.

Bir diğer önemli problem, cemaati terör örgütü ilan edebilmekti. Kriminalize edebilmekti yani. Bir bahaneye ihtiyaç vardı.

Önce isim listeleri meselesini hallettiler.

Nasıl hallettiler?

Sadece MİT fişlemeleri ile mi?

Hayır.

Sadece işkencelerde kabul ettirilen listelerle mi?

Hayır.

Mesela ne oldu? 

Falanca ‘mahrem abiler’ üzerinde çıkan SD kartlar, USB’lerden çıkan çarşaf çarşaf listelerle… 

Başka ne oldu mesela?

15 Temmuz’dan önce bu ‘mahrem abilerin’ toplantılarında yeni bir gündem vardı. “Arkadaşlar, herkes ilgilendiği birimdeki arkadaşların tamamının TC kimlik numaralarını getirecek” deniyordu. Buna itiraz edenler olmakla beraber çoğunluk bu bilgileri getirip teslim etti. Sonra bu listeler, operasyonlara dönüştü.

Daha başka ne oldu?

Mesela yine bazı ‘mahrem abiler’, telefon hatlarını kendileri adına almıyorlardı. Hiç bir şeyden haberi olmayan öğrencilerin, esnafların kimlik fotokopileri isteniyor, bunlar zarfla ilgili ‘abiye’ ulaştırılıyor, onlar da bu kimlikler üzerine hatlar alıp kullanıyorlardı.

Ne oldu o insanlara?

Ne olacak inim inim inliyorlar. O hatları kendilerinin kullanmadığını ispat etmeye çalışıyorlar ama kime anlatabilirler?

Başka ne mi var?

Bylock var.

Mesela bugün örgüt üyeliğinden açılan soruşturmaların ve verilen mahkumiyetlerin yüzde kaçının delili Bylock, biliyor musunuz? 

Neredeyse yüzde 90’ında.

Bylock’u yazma kararını kimler, neden almış?

Bu uygulama nerede, hangi şirket altında, kimler tarafından yazılmış?

Server’ların önceden Almanya’da olduğu, sonradan Litvanya’ya taşındığı iddiası doğru mu?

Doğru ise bu kararı alanlar kimler?

Değilse sunucuyu Litvanya gibi kolay bir hedefe yerleştirme kararını kimler verdi?

MİT’in şifreleri ele geçirdiği anlaşılınca istişare kararı ile uygulamayı bütün cemaat tabanına yayma kararını alanlar kimler? 

Bir istişarede, ‘azları çoklar içerisinde kaybetme’ kararını alan, 500 bin kişiye Bylock yükleten o ‘abiler’ şimdi nerede?

Kendi listelerindeki mahrem isimler bu uygulamadan çıkarken her şeyden habersiz yüzbinlere bu uygulamayı yüklettiler.

İşte o yüzbinler kim biliyor musunuz?

Bugün bana, “Tehlikeye atıyorsun” diye beddualar yağdırdığınız masumlar var ya, hah işte onlar.

İnsanlığından çıkmış vahşi bir rejimin kolluğu elinde, mahkemelerinde, hücrelerinde ırzlarına geçilenler…

Bylock’u yazan, online mağazalara yükleyen ve o istişarelerde 500 bin kişiye genişletme kararı alanlardan tutuklu var mı?

Kim bunlar?

Nerede, hangi şartlarda yaşıyorlar?

Bir tanesi ayağa kalkıyor mu? 

AKP rejimini zora düşürecek Bylock gerçekleri ellerinde olmasına rağmen bunu paylaşmayanlar kimler? 

Bir tanesi ağzını açıyor mu?

Ve siz bunlar içerisinden bir tanesinin, bir tekinin bile adını biliyor musunuz?

Hesap sormak isteseniz kime gideceğinizi biliyor musunuz?

Bu işin bir muhatabı var mı?

Gizlendikleri yerden çıkıyorlar mı?

Sorumluluk alan var mı?

Peki bana ‘masumları yaktın’ diyenler, bir kere olsun bu yüzbinleri yakan insanların peşine düşmüşler mi?

Kimin yakasına yapışmışlar?

****

Başka?

Ha, bir de cemaatin terör örgütü ilan edilmesi vardı.

Neyle oldu bu?

15 Temmuz. 

15 Temmuz, öyle değil mi?

Ahval Podcast yayınında da söyledim, kimse oralı olmadı. 

Bana masumların başını yakmak suçlaması yöneltenlerin teki bile üzerinde durmadı.

Önemsemediler.

Kulaklarının üzerine yattılar.

Neydi o?

İki tane örnek verdim.

Bir tanesi şuydu: 15 Temmuz gecesi ‘mahrem abiler’, bazı polislere güvenli iletişim ağı üzerinden mesajlar atmıştı. Bu mesajların ulaştığı polislerin bizzat kendi ağızlarından duydum. Ne deniyordu o mesajlarda? “Beylik tabancanı al, falanca yere git…” Mesela Genelkurmay’ın önüne. Mesela, kendi görev yaptığı müdürlüğe. 

Hatta mesaja rağmen evinden çıkmayan bazılarının adresine taksi gönderip zorla belli adreslere göndermeye çalışan mahrem abiler bile oldu. Yetmedi, sabaha karşı bir daha aynı kanaldan “Arkadaşlar henüz her şey bitmedi. Bir daha yükleneceğiz. Allah’ını seven görev yerlerine gitsin, askere yardımcı olsun.” diye yeni mesajlar geliyordu. 

Kimdi bunlar?

Biliniyor.

Evet evet, biliniyor. 

Çünkü o kanala bir yabancı girip de o mesajları atmadı. 

Tanıdıkları, bildikleri ‘abi’ atıyordu mesajları. Ona da ‘yukarıdan’ geliyordu.

Ben bunları anlattım bir kaç kez. 

Peki bir Allah’ın kulu sordu mu?

Okuyuculardan bir kişi bile bana sormadı. 

Peki cemaatte ilgili makamlara, “Bu darbe ile alakası olmayan polislere kim bu mesajları attı? Neden attı? Bu insanların başını kim yaktı? Bunları dinleyip de dışarı çıkan ve hapse giren var mı? O hapse girenlerin cemaat bağlantısı üzerinden bizimle 15 Temmuz arasında bağlantı kuruldu, buna kim sebep oldu? Kimin planına alet olduk biz?” diye soran çıktı mı?

Peki cemaatin kendisi bu konuda bir araştırma yapmış mı?

Hem mesajları atanlar hem de mesajı alanların çoğu yurtdışında. 

Cemaat yönetimini böyle bir araştırma yapmaktan men eden nedir?

****

Siz bu soruların hiç birini sormayın, hiç kimsenin karşısına dikilmeyin, kimsenin yakasına yapışmayın ama bütün bu hukuksuz, kirli sürecin faturasını Ahmet Dönmez’e kesin. 

‘Ahmet Dönmez zalime malzeme veriyormuş’

Her tarafınız malzeme malzeme, çarşaf çarşaf ortalığa saçılmış, 7’den 70’e bu barbar güruhun eline isim isim, adres adres, liste liste satılmışsınız ama siz masumları Ahmet Dönmez’den koruyun.

****

İkincisi şuydu: Keza aynı yayında Eşref konusuna da bir kez daha değindim.

Şu meşhur Eşref konusuna…

İsmini ilk gündeme getirdiğimden bu yana yaklaşık 3 sene geçti. 

En son da işte geçen hafta Ahval Podcast’te konuştuk.

Kim mi bu Eşref?

Sivil teknik elemanlar ile bazı mühendislerin cemaat abisi.

Başka kim var bu abilerden?

Fuat var, Çağrı var.

15 Temmuz akşamı teknik sivil personeli Ümraniye’deki bir adrese toplayan bu Eşref işte.

Eşrefler onları bir evde toplarken bir başkası da isimlerini darbeye karışacak askerlere veriyordu. O listeleri alıp helikoptere atlayan asker, kendisine verilen cemaat evinin adresine gidiyor. Kapıyı çalıp isim listesini okuyor. Tek tek toplayıp helikoptere bindiriyor Digitürk’e götürüyor. Bunun gibi Telekom’a, Ankara’da TRT’ye, BTK’ya vs götürülenler de var.

Bu sivillerin neredeyse tamamı cemaate yakın kurumlarda çalışmış, sigortası bu kurumlar üzerinden ödenmiş kişiler.

Yani cemaatle darbe girişimi arasında bağlantı kurulurken gösterilen delillerden bir tanesini teşkil ediyorlar.

Hani şu ‘zalim’in eline verilen deliller var ya, onlardan. Hem de ağa babasından.

Yüzbinlerce insanın cehenneminin başlayacağı o mel’un geceye bu şekide iz bırakıyorlardı.

Erdoğan’a “Allah’ın lütfu” gibi gerekçe sunulurken bu masumları kim o ateşe atıyordu?

Peki askerler geldiğinde Eşref neden evde değildi?

Çünkü “Benim bir programım çıktı” deyip tüymüştü oradan.

Eşref’ler, Fuat’lar, Çağrı’lar diğer masumları postallar altına terkedip nasıl yurtdışına çıktılar?

O akşam o evde toplanan sivillere, “Hocamızın emri ile bir şeyler olacak, üstünüze düşeni yapacaksınız” diyen o adamlara hesap soran çıktı mı?

3 senedir yazıyorum.

ABD’de yaşıyorlar.

Bir kez olsun Pensilvanya’daki kamptan çağrılıp kendilerine soru sorulmuş mu?

Neyin ve kimin güvencesi ile yaşıyorlar?

Peki bana ‘zalimin eline koz veriyorsun’ diyen siz okuyuculardan kaçınız bu kozları verenlerin peşine düştünüz? 

Bana “İsim ver isim, yüzlerine tükürelim” diyenlerin kaçı bu isimlerin ardına düşmüş?

Onlara yaklaşık 4 senedir hesap sormayan cemaat yönetimine “Neden?”diye soran kaç kişi çıkmış?

Bu Eşref’ler, Fuat’lar, Çağrı’lar hangi büyük mahrem abiye bağlı çalışıyormuş, biliyor musunuz?

O mahrem abi onlara gece “Bu iş daha bitmedi” deyip gaz vermiş mi?

Daha sonra “Cezaevlerinde isyan komplosu iddiası” ile karşımıza çıkacak bu büyük mahrem abiye hangi ceza verilmiş?

Tekrar tekrar ‘huzurda’ ağırlanıp baş köşelerde ağırlanan bu abinizin adını verip yazı üstüne yazı yazdığımda beni taşlamıştınız da hani, bir AfSV açıklaması ile çoğunuz özür dilemeye başlamıştınız tekrar, hatırladınız mı?

Ne oldu isim verdim de?

İşte o isim, bir kaç muvazzaf subay gidip de ‘itirafçı’ olduğunda, “Abileri gidip teslim olun dedi, gidiyorlar.” diyordu. Bunu güzel bir gelişme olarak anlatıyordu. Güya 15 Temmuz resmi tezini çökerteceklerdi. Sonra yüzlerce subay birer birer gitti itirafçı oldu. 

Patır patır ihraç edildiler. 

Efendim? Koz vermek mi?

Suçsuz insanları riske atmak mı dediniz?

Durun durun, daha bitiremedim.

Dinleyin.

****

Darbe gecesi yaşananların ne kadar büyük bir komplo olduğunu farkedip de yurtdışına çıkmak isteyen bazı hakim savcılara, “Sakın çıkmayın, bu iş bu gece bitecek” diye mesaj gönderen en büyük mahrem abiler nerede? Önce “Kimse çıkmasın, 1 hafta da sürse bu adam devrilecek” diye haber gönderip de sonra sabah saatlerinde aynı kişilere “Arkadaşlar gidip teslim olsunlar” diyen aynı adamlar değil miydi? 

Peki bütün bu saydığım adamlar arasında nasıl bir bağlantı vardı? Birbirlerine yakınlıkları neydi? 

Çoluk çocuk milyonlarca insanın hayatını karartacak bu vicdansız diktatöre en büyük ‘lütufları’ gönderen bu şahıslarla ilgili cemaat yönetiminin tavrı ne oldu?

“Gidip teslim olsunlar” diye haber göndererek tertemiz insanların hayatını bozuk para gibi harcama yetkisini kendinde gören bu adamların ilişkilerini araştıran oldu mu?

15 Temmuz gecesi fiili olarak sahada aktif olan, ismi dosyalarda geçen ve yurtdışına çıkan sivillerden bazıları halen cemaat koruması altında. Hatta organik bağı olanlar bile var.

Masumları riske atmak mı demiştiniz?

Ha pardon, zalime malzeme üretmek…

Değil mi?

Durun durun, daha bitmedi.

Söyleyecek daha çok şeyim var.

Soru çalmadan, Bylock’a; darbe çamuruna batmaktan Bank Asya rezaletine kadar bir çok pisliği üreten yer burası çünkü.

Kalabalıklar içerisinde kaybedilmeye çalışılan flu bölge…

Yüzbinlerce insanın uğruna feda edildiği…

Yüzde 99’un acılar içinde kıvranması pahasına bir türlü gözden çıkarılamayan yüzde 1’lik şaibeli birim… 

‘Kıymetlimiz’.

Bana göre cıfıt çarşısı. 

Hepsinin yazılması, konuşulması, ifşa edilmesi gerekiyor.

Ayrıca da halen çok canlı bir şebeke. Şu içinde bulunduğumuz günlerde bile ‘masum insanların’ başına çorap örmeye devam eden adamlar var.

Bir gazeteci olarak elbette bunları da yazacağım.

Sözüm onların önüne yatanlara: Bana yağdıracağınız bedduaları, hakaretleri, aşağılamaları, küfürleri, tehditleri bol keseden harcamayın. Birazını kenarda tutun. 

Çok ihtiyacınız olacak.

“Masumları benden korurken” bolca boca edersiniz."


Ahmet Dönmez'in Ahval'de yayımlanan Podcast yayının iki bölümü şöyle...

Birinci bölüm:

İkinci bölüm: