15 Temmuz söylem savaşları

15 Temmuz’un üçüncü yıldönümünde bir söylemler savaşına tanıklık ediyoruz.

Bu gayet normal: Olaylar her zaman farklı yorumlanır.

Örneğin, benim küçüklüğümde Kenan Evren kahraman muamelesi görüyordu. Ancak, 2000’li yıllara gelindiğinde 12 Eylül ve Evren kavramları neredeyse lanetli hale gelmişti.

Bilinen diğer bir örnek Çanakkale Savaşı’dır. Atatürk’ün merkezinde olduğu bir kahramanlık destanı olan seküler söylem ile İslamcıların dualarla, meleklerle kazanılan söylemi tamamen farklıdır.

Aynı şekilde 15 Temmuz üzerinde farklı söylemlerin rekabetini görüyoruz.

15 Temmuz hakkında resmi tarih tezini savunan AKP’ye göre bu olay Gülen cemaatinin ABD başta olmak üzere Batılı güçlerle giriştiği bir darbe. Ancak AKP, 15 Temmuz söylemini darbe karşıtlığı-demokrasi savunusu ile kısıtlı tutmuyor.

AKP’nin 15 Temmuz söylemi daha ziyade inşa ettiği yeni rejimi meşrulaştıran bir bakış. AKP için 15 Temmuz’a biçilen anlam, İzmir’in işgalden kurtarılması, 19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Samsun’a ayak basması gibi olaylara denk düşürülüyor.

O nedenle resmi tez 15 Temmuz tezi bir demokrasi söyleminden ziyade kurulan yeni Türkiye rejiminin meşrulaştırılması anlamına geliyor. Hal böyle olunca bu tezi savunmak ister istemez yeni rejimin pekişmesine katkı vermek demek.

CHP, 15 Temmuz hakkındaki resmi tarih tezini sorguluyor. Bu tezin yanlış ve eksik tarafları olduğunu dile getiriyor.

CHP’ye göre 15 Temmuz’da bit yenikleri var. “Darbenin siyasi ayağı” bu bit yeniklerine yönelik geliştirilen ve toplumda karşılık bulan söylem.

Buna göre bize anlatılan 15 Temmuz söyleminin dışında belirleyici aktörler ve unsurlar var, ancak AKP bunların ortaya çıkmasını istemiyor.

CHP’nin söyleminde Gülen cemaatinin üst ve tabanı arasında bir ayrım var. CHP “sadece bankaya para yatırdığı halde” tutuklanan kişilerin cezalandırılmasını eleştiriyor. Ancak cemaatin merkezinin darbe ile ilintisi hakkında CHP’nin görüşü belli: Cemaat darbenin içindedir.

CHP’nin söylemi bu açıdan aslında çuvalının içinde şu an tek başına bekleyen cemaatin yanına bir şekilde AKP’yi de yuvarlamayı amaçlıyor.

Geçmişte cemaatle olan ilişkilerini düşünürsek bu söylemden Erdoğan’ın endişe etmesi doğal: Çünkü uzun vadede darbeci çuvalına Türk siyasetinden yuvarlayacak bir diğer aktör olacaksa bu AKP’ye yakın kişiler olacaktır.

Burada kritik nokta şudur: Salt cemaati şeytanlaştıran ve Erdoğan’ı saf bir kahraman olarak sunan resmi tarih tezi, Türk sekülerizmi için öldürücü bir söylemdir. Bu söylemi sorgulamadan savunmak, yeni Türkiye rejiminin oluşumuna katkıda bulunmaktır. Seküler açıdan bakarsak 15 Temmuz söyleminin kesinlikle yeniden yapılması gerekmektedir.

O nedenle CHP, Erdoğan’ın “kılçıksız balık” tadındaki 15 Temmuz söylemini dozu artacak biçimde sorgulayacaktır. Nitekim, CHP’nin eleştirel 15 Temmuz söylemi, satır arasında “bu işte AKP’lilerin de sorumlu olduğunu” net biçimde söylüyor.

Gülen Cemaati’nin 15 Temmuz söylemi ise “kumpas” kavramı ile anlatılıyor. Ancak “kumpas” kavramının altı doldurulmuyor veya aydınlatıcı açıklamalar yapılmıyor.

Örneğin, kumpasın aktörleri kimlerdir? Kumpas kavram olarak Erdoğan ve cemaat arasında kimliğini ve niyetini saklamış kişilerin bu kumpası gerçekleştirdiğini akla gerektirir. Bu kişiler kimlerdir? Bu kişilerin içinde subaylar var mıdır? Örneğin bunlardan birisi Hulusi Akar mıdır?

Veya, cemaat adına kandırılan en üst düzeydeki kişi/kişiler kimdir? Mesela Gülen de kumpasa düşenlerin arasında mıdır?

Vaziyete göre cemaat, stratejik muğlaklıkla açıklama yapmıyor, zamana oynuyor. AKP’nin ekonomik veya benzer bir krizle tasfiye edilmesi ile 15 Temmuz hakkında yeni söylemlerin kendisine fırsat alanları doğuracağını hesaplıyor.

O nedenle cemaatin bildiklerini açıkça söylemesini olası değil. Bunun başka nedenleri de var: Örneğin, Gülen eskiden beri muğlak konuşan, bir konuyu açıkça anlatmayan ve kişisel sorumlulukları (en azından kamuoyu önünde) üstlenmeyen birisi. Cemaat, sorumlulukları tabana, başarıları lidere veren bir ilke üzerine kurulu.

Öte yandan, cemaati 15 Temmuz’a getiren cemaat içi kliğin etkisini devam ettirdiğini görüyoruz. O nedenle bu klik, zamana oynuyor ve asla cemaat içi bir sahih tartışmaya izin vermiyor. Buna yeltenenler ajanlıkla suçlanıp izole ediliyor.

Cemaati temize çıkarmak için neredeyse 7/24 durmadan 15 Temmuz’u konuşan ve yazan gazetecilerin ise çoğunun cemaatin karar ve güç ilişkilerinde hiçbir etkisi yok. Hatta kamuoyunda ‘cemaat medyası’ olarak bilinen bu kişilere, 15 Temmuz gibi konularda da ciddi bir açıklama bile yapılmadığını düşünüyorum.

Zaten, cemaat medyasının 15 Temmuz konusunda anlattıkları pratik olarak cemaatteki güç kliğini korumaya yarıyor.

Cemaat medyasını konu edinmişken şunu da not etmek gerekiyor: 15 Temmuz konusunda bildikleri açısından kritik isimlerden birisi de şüphesiz Gülen. Ancak üç yıl geçmesine rağmen cemaat medyasından bir kişi Gülen’in karşısına oturup sadece dünyanın değil kendi tabanının merak ettiği beş soruyu kendisine sormayı akıl edemedi/beceremedi.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.