Tiny Url
http://tinyurl.com/y8rncjqe
Bihter Okutan
Ara 31 2018

Ölü taklidi yapıp, kaderin ağlarını örmesini beklemeye devam

2018’de koca bir ülke ölü taklidi yapmayı seçti.

Bu bir eleştiri de değil aslında durum tespiti.

80 milyonla örülü duvar içinde sesini yükseltenlerin yalnızlığına zaten diyecek yok.

İktidar medyasının ‘Sarı yelek satın alıyorlar, hainler işbaşında’ paranoyaları ve kışkırtmaları bile büyük ölüm sessizliğinde paramparça oldu.

Ölüler konuşamaz ki.

‘Kadere teslim oldu’ halk. Tıpkı nehirde sürüklenen bir yaprak gibi.

Meşe ağacının yaprağı. Sararmış bir halde.

Mukadderatını beklemeye başladı.

Teslimiyet.

Artık denize mi dökülür yaprağı sürükleyen nehir, içine zehirli atık maddeler atılır da ölü taklidi yapanlar gerçekten mi ölür yoksa nehirlerden başka nehirlere mi geçiş yapar bilinmez.

Bir bildikleri vardır elbet.

Bekleyip göreceğiz.

Kader ağlarını örmüştür muhakkak.

Muhtemelen 2019 da yine ölü taklidi yapılarak geçecek.

Yine ‘Suskunlar’ ülkesinin öleyazmış insancıkları, gözlerini gökyüzüne dikip bekleyecek.

Arada ses çıkaran, itiraz edenler de yine ibreti alem olsun diye atlara bağlanıp sokak sokak, meydan meydan gezdirilecek.

Bir yandan da kulaklara ‘FETÖ, PKK, hain, bölücü’ kelimeleri üfürülecek.

Duymayan, kulağını tıkayanların kulak diplerine megafon dayanacak.

Sonunda ölüm uykusuna yatmışlar da duyacak.

Böylece daha çok öleyazacaklar.

Herkes tulumunda ‘ölümcülük’ oynarken, ülkede bir dolu ıvır zıvır şeyler oluyor.

Yaşama numarası yapanları oyalayan türden ıncık cıncık.

‘Kurtuluş’ ya da ‘kutlu gün’ muştusu bekleyen ‘kış gülleri’nin göz ucuyla izlediği ilginçlikler.

Daha 2018 başında başladı her şey.

Bir gece ansızın Afrin yolunu tuttu ‘koçyiğit’ler.

Tarihler mi karıştı, 16. yüzyıla gittik de Yavuz Sultan Selim Şam’ı mı fethediyordu ne oluyordu?

Fetih de değildi ki hani.

Fetih 16. yy, seçim 21. yüzyılın 24 Haziran’ı!

Garip işler vesselam.

Anakronizm açmazında günü kurtarma hevaları.

Kronolojik bir seyir izletmeden, yaşamak yerine günü tüketmece etkinlikleri içinde hakikaten absürd eylemler de vardı.

Misal, Anayasa’yı AKP’nin ‘oyuncağı’ haline getirme şenliklerinde en son Binali Yıldırım hem AKP İstanbul’dan belediye başkanı adayı oldu hem de Meclis Başkanı kalmaya devam etti.

Raconu kesti Reis.

Sözünün üstüne söz olmaz.

Eh ölü taklidiyle zaman geçsincilerle yaşıyormuş gibi yapanlarla, kalanların ‘bu da geçer yahu’ deyip bir sonraki tuhaflığı gözlemeye başladığı anlardandı.

Oysa ‘yaradılışdan imtiyazlı’ AKP’ye  işlemeyen Anayasa’nın yasaları, sözkonusu Kürtler ya da muhalifler olunca ışık hızı ile işletiliyordu.

Leyla Zana, Meclis’te yemin ederken ‘Türk milleti’ yerine ‘Türkiye milleti’ demiş.

Zaten geçmişten de bir kini var devletin, e o halde ne yapalım. O kini parlatalım bir parça ve Zana’nın milletvekilliğini düşürelim.

HDP’li Kürtlere bir kez daha diyelim ki, ‘Siz istediğiniz kadar oy verin, biz çöpe atmasını biliriz. Öyle de pervasız yaparız ki…’

Bir başka tuhaflık da İranvari din anlayışını Türkiye’ye lego misali dizmekle amil Diyanet’in ayak oyunları.

Diyanet’in, fesli, sakallı din adamlarının, ‘Yılbaşı kutlamayın, mutlu olmayın’ türevi açıklamaları toplumda karşılık bulmamış olacak ki, ‘tuhaf biçimde’ AVM’ler yılbaşı alışverişi yapanlarla doldu taştı.

Ancak aynı ‘ruhban sınıfı’ AKP’nin tüm din dışı uygulamalarını ‘yıkama, yağlama, cila’ üçlemesi bir paketle aklama hızı dudak ısırtıyor.

Bir eğlenmeye, sevişmeye, mutluluğa tahammülleri yok.

Dinci tayfadan 'sevişirken tam soyunmayın' diyen 'karanlık sevişmeler' mahsulü adamlar 'süsledi' 2018'i.

İnsanlar eğlenince bu yoz güruhun ‘büyüsü’ bozuluyor ve bir anda masallardaki kötü cinler gibi ortadan yok oluyorlar.

Ya da ovuşturularak çıkarıldıkları lambaya yeniden hapsolmak zorunda kalıyorlar.

Arada sevişmek için ölüm taklidi yapmayı durdurmak lazım ne de olsa.

Neşe, iyilik ve mutluluk onları kovuyor vesselam.

Bir de 2018’de ‘düşen star’ (falling star) diye bir şey çıktı. Çantası, ekmeği, parası bir yana saçılan ünlüler ve ünsüzler.

Düşmek kadar garip olan başka bir şey de, sonradan görme bir kesimin bu akımı zenginliğini göstermek için kullanmış olmasıydı.

Altın bilezikler, dolarlar ve lüks marka ürünleri göstermenin bir yoluna dönüştü iş.

Tam bunları şaşkınlıkla izlerken bir de ‘Kiki dansı’ diye bir şey patlak verdi. Özellikle zengin, genç ve güzel kadınlar bu kez lüks arabaları hareket halindeyken inip, kapı açık halde dans ediyordu. Fonda ‘Kiki, do you love me?’ (Kiki beni seviyor musu?) diye başlayan bir şarkı eşliğinde.

Dünyasına dert, keder, ağrı acı uğramayanların kendilerini ifade etme biçime olsa gerekti yapılanlar.

Tok açın…

İşte yani Türkiye'deki versiyonları da 'öleyazanlar'a uygundu. 

Tatsız, tuzsuz.

Sporda da tuhaflıklar yılıydı 2018.

Bir gün gitmez denilen ‘belalı’ Aziz Yıldırım hop diye Fenerbahçe ile vedalaştı.

Ali Koç bir ‘yıldız’ gibi düştü takıma.

En yakışıklı, en karizmatik ve de en zengin transfer.

Sıcak yaz aylarının bu dipten gelen dalgası pek çoklarını serinletti ancak Fenerbahçe’nin yıl sonunda elinde kala kala ‘düşme hattı’ kaldı.

‘Kurtar bizi başkan’ bir anda ‘Batıyoruz kaptan’ kabusuna dönüştü.

Sonra Ersun Yanal bir anda takımın teknik adamı oluverdi.

Yanal için ‘Saray ailesinin kontrolünde’ gibi bir iddia gündemi işgal etti. Hatta, Fenerbahçe’nin bitirilmek istendiği iddiası bile yarı sesli-yarı sessiz dillendirildi.

Garipti vesselam.

Kurtarıcı arayan toplumun acı içinde kıvranması...

Sonra Ali Koç, Erdoğan ile görüştü. Tam da AKP medyası Koç’a parmak sallayıp ‘sakın ha, haddini bil’ derken.

1 saat süren bir tuhaf görüşme. İki satır haber oldu. Hepsi bu.

'Kırarım ayaklarını, ölüm tulumuna dön' uyarısı olsa gerekti.

Bundan daha önce de, hakkında bir iddianame hazırlanmadan bir yıl cezaevinde tutulan gazeteci Deniz Yücel yine bir gün ansızın serbest bırakıldı.

Bu hikayenin tuhaf yanı ise, Erdoğan’ın Yücel için, “Ben bu makamda olduğum sürece asla iade edilmeyecek” demesiydi.

‘Siyasetin doğası böyle, olur böyle lafını yemeler, yutmalar’ diyenlere ‘hayırlı tıraşlar’ mı demeli?

Benzerini bugün ABD’de özgürlüğün tadını çıkaran Rahip Andrew Brunson tutukluyken de söylemişti.

“Bu fakir bu görevde olduğu sürece o teröristi alamazsın!”

Karşılığında Gülen de iade edilmedi. Sadece Brunson’la gelen ambargolar Brunson’la uçtu gitti.

Bir garipti vesselam.

‘Bari bir kez de Erdoğan Trump’tan bir şey koparsın yahu’ diye dertlenirken, Trump, ‘Bir gece ansızın çekilebiliriz’ floş royal’ini masaya vurdu. Kumar masasındaki herkes ağzı açık kalıverdi.

Anlamadı kimse şimdi Erdoğan kazandı mı kayıp mı etti ABD çekilince?

E hani 31 Mart yerel seçimleri öncesi Fırat’ın doğusuna girilecekti? N’oldu şimdi boşa mı düştü operasyon?

Sonra bir de Esad ‘kendi toprağı’ Menbiç’e girmesin mi?

İyice çorba oldu işler. Tuhaf.

Kim kazandı, kim kaybetti belirsiz?

Kalmadı mı bir yolu yabancı bir ülkenin topraklarına girip seçim kotarmanın?

Kuzey Irak’a operasyonlar çok kanıksandı, kabak tadı verdi hatta?

Acilen bu ‘tuhaflığa’ son vermeli. ÖSO’yu ‘evde’ pardon ‘kışlada’ zor tutuyorlar belli ki.

Vesselam 'ölüm uykusu' yakında son bulabilir ancak 2019'dan sonra.