Tem 04 2018

Türkiye'nin Seçimleri: Kısmen özgür, kısmen adil ve kısmen hileli

24 Haziran seçim sonuçlarıyla ilgili yapılan değerlendirmeler devam ediyor. Council on Foreign Relations sitesinde bir yazı kaleme alan Steven Cook, Erdoğan'ın artık çok az denetlenen önemli yeni yetkilerin tadını çıkaracağını vurguluyor. 

O yazı şöyle:

"Erdoğan’ın bir kez daha cumhurbaşkanı seçilmesi ve AKP’nin ortağı MHP ile etkin bir meclis çoğunluğunun keyfini çıkartacak olması, en umutlular dışındakiler için sürpriz olmamalı. Erdoğan'ın destekçileri sevinirken, çoğu Türk’ün yenilgide dahi canlandığını düşündüğü muhalifler yaralarını sarıyor. Bu beklenen bir sonuçtu.

Erdoğan, bu noktaya gelmek için yedi yıl boyunca çok çalıştı; artık Türklerin “icracı cumhurbaşkanlığı” olarak adlandırdığı şeyi fiiliyata geçirebilir.

Sonuç olarak, Erdoğan Türkiye'yi güçlü, müreffeh ve dindar bir topluma dönüşmesine imkân sağlayacak, çok az denetlenen önemli yeni yetkilerin tadını çıkaracak.

Seçimlerin olağandışı yönü açıkçası sonuçları değil, yapılma şekliydi. Tüm süreç katılımcıları ve gözlemcileri şaşırtacak şekilde, özgür ve özgür olmayan ile adil ve haksız arasındaki yelpazede bir yerdeydi. Karışıklık, Erdoğan'ın demokratik meşruiyet görüntüsü kazanmasına yardımcı oldu. Türkiye ve popülist-otoriter liderlerin bulunduğu diğer ülkelerdeki gelecek seçimler için mükemmel bir şablon gibi görünüyor.

Seçim sandıkları kapandığında ve oylar sayıldığında Erdoğan, en yakın rakibi olan ve heyecanlı bir seçim kampanyasından sonra oyların %30.7’sini alan CHP adayı Muharrem İnce’yi ağır bir şekilde mağlup ederek oyların %52.5’ini aldı. 

Milletvekilliği seçimlerinde AKP, tartışmalı Kasım 2015 seçimlerindeki oylarının %7'sini kaybetti. Her ne kadar seçmenlerin % 42,5'inin desteğini alabilse de, meclis çoğunluğunu yitirdi. Ancak ortağı MHP, oyların % 11'ini aldı. Bu iki partinin ayrılmadığı sürece, meclisi etkinlikle kontrol edeceği anlamına geliyor. CHP oyların % 22,6'sını, yeni kurulan İyi Parti ise %9.95'ini aldı. Kürt tabanlı HDP %11,7 alarak meclise girmek için gerekli barajı aştı.

Erdoğan ve AKP adına bu sonuçları sorgulatacak bir neden bulunmuyor. Erdoğan'ın sağlam bir başarı sicili var ve popülerliğini korudu; İnce hükümetin müdahalesi olmaksızın büyük kalabalıkların sandıklara gitmesini sağladı; lideri, partinin üst düzey yöneticilerin çoğuyla birlikte hapiste olan HDP meclise girdi ve AKP meclis çoğunluğunu gerçekten kaybetti.

Bu tamamen doğru, ancak muhalefet hem seçim öncesi hem de seçim sırasındaki hükümetin tutumları hakkında çok sayıda meşru endişeye sahip. Örneğin, icracı cumhurbaşkanlığı yolunu açan 2017 anayasa referandumunda olduğu gibi, Erdoğan ve AKP medyaya hükmetti. Reuters’e göre, Mayıs’ta Erdoğan devlet televizyonu TRT’de İnce’den yaklaşık on kat fazla yer aldı. İyi Parti’nin adayı Akşener ise sadece 12 dakika yer alabildi. Bu büyük eşitsizlik, 15 yıllık uzun AKP iktidarından sonra Türkiye’deki özel medya organlarının çoğunun, Erdoğan’ın hem ideolojik görüş hem de korku pompaladığı bir araca dönüşmesi gerçeğiyle birleşiyor.

Sonra MHP’nin sonuçları meselesi var. MHP, 2017’de bölünen, tamamen AKP'nin yan kuruluşu hâline gelen, hiçbir seçim mitingi düzenlemeyen ve sadece bir ankette meclise girmek için gerekli %10 barajına yaklaşan bir parti, ancak yine de oyların %11’ini aldı.

Bu nasıl oldu? Bir analiz dizisi, Akşener'in MHP'den ayrılarak kurduğu İyi Parti’nin eski partisinden değil, CHP'den oy kopardığını ileri sürüyor. Makul bir senaryo, ancak sonuçlar neredeyse tüm anketlerle o kadar ihtilaflı ki incelemeye değer, özellikle de Türk siyaseti için meclisteki AKP-MHP çoğunluğunun olası sonuçlarının çok önemli olmasından dolayı.

Yeni sistemde, cumhurbaşkanı meclisi kontrol eden bir partinin üyesiyse, yetkileri büyük ölçüde denetimsiz. İttifak, Erdoğan ve AKP'ye etkili çoğunluk sağlıyor. Destekçileri, MHP’nin seçim sonuçları ile anketlerdeki oranlar arasındaki farkın, manipülasyondan ziyade profesyonel olmayan anket şirketlerinden kaynaklandığını iddia ediyor. Doğrusu, Türkiye’deki anket şirketleri iyi bir sicile sahip değil.

Sandıklar kapandıktan sonra, devletin haber ajansı olan Anadolu Ajansı, haber kuruluşundan ziyade AKP'nin bir organıymış gibi davrandı. Ajansın, Erdoğan’ın %50'nin ortalarında bir oyla kazandığını gösteren ilk oranları, herkesin bildiği doğru olmayan çıkış anketlerinin peşi sıra geldiği ilk anlarda karışıklık yaratmaya yönelik görünüyordu.

İnce, ajansın AKP'nin kalesi olarak bilinen küçük şehir ve kasabalardan gelen nispeten küçük rakamlara dayalı sonuçları yansıttığını duyurduğunda çok fazla şey ima etti. YSK’nın sonuçlara ilişkin ilk ve son sözü söylemesi bekleniyordu, ancak Erdoğan, muhalefetin oy zengini olduğuna inanılan Ankara ve İstanbul'un ilçelerindeki sayım işlemleri bitmeden zaferini ilan etti.

Ajansın oranları ile CHP’nin kendi oy oranları nihayetinde birbirine yaklaştı, ancak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin agresif ve baskınla yapılması, bir oldubitti yaratmak için düzenlenip düzenlenmediği konusunda ciddi soruları gündeme getiriyor.

Son olarak, bağımsız bir organ olması beklenen, ancak üyelerinin tamamı AKP tarafından atanan YSK'nın yapısı var. Türkiye’nin liderlerinin isteyeceği kişileri bu kurula atamak hükümetin yetkisinde. Ancak, AKP'nin Türkiye’nin kurumlarını siyasallaştırdığı, manipüle ettiği ve altını oyduğu dikkate alındığında, YSK’nın Erdoğan’a karşı koyması olası görünmemektedir.

2017 anayasa referandumu sırasında, kurul üyeleri mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılacağına hükmetti. Muhalefet, bu kararın icracı cumhurbaşkanlığı taraftarlarını zafere taşıdığına inanıyor. Bu nedenle İnce’nin taraftarları, Anadolu Ajansı Erdoğan’ın zaferini ilan ettiğinde o kadar endişeliydi ki, YSK sadece sonuçları onaylayacaktı. Üstelik, Erdoğan’ın zaferinin hileli olduğuna dair bir kanıt yoktu.

24 Haziran seçimleri, gerçek-ötesi siyasetin mükemmel bir örneği. Her iki taraftan partizanların şiddetle savunduğu iki rakip anlatı var. Öyle yapmak için iyi sebepleri olsa bile, kendi gerçeklerini sorgulamaya yönelik herhangi bir çabaya şiddetle tepki gösterdiler. Makus sonuçlar daha fazla öfke, kutuplaşmanın artması, istikrarsızlığın çoğalması ve otoriterliğin derinleşmesi. Bu Türkiye’nin şimdiki hâli, ama geleceğin de aynasıdır."