Haz 27 2018

AB için Türkiye artık bir ortaktır, beklentilerinizi düşürün

Avrupa Birliği idealine inanan Türkler için en büyük hayal kırıklıklarından biri Brüksel’in geçen yılki tartışmalı referandum sonuçlarını memnuniyetle kabul etmesi olmuştu. AB, AGİT raporunu bile beklemeden Erdoğan’ın şaibeli zaferini kutlamakta bir beis görmemişti. AGİT bir kaç gün sonra açıkladığı raporunda referandumun şaibeli olduğunu ilan etmişti

AB’den gelen seçim tepkilerini başlıca iki başlıkta toplayabiliriz. Siyasilerin oluşturduğu ancak karar alma mevkiinde olmayan Avrupa Parlamentosu’ndan gelen çok sert açıklamalar. Bu açıklamaların ortak noktası Türkiye’nin artık bir demokrasi olmadığı ve müzakerelerin askıya alınması gerektiği. AP’nin geçen yıl kabul ettiği Türkiye raporunda başkanlık sisteminin yürürlüğe girmesi durumunda müzakerelerin askıya alınması kararı aldığını da hatırlatalım.

Tepkilerin kaynağı ikinci grup ise belirleyici olan ve karar alma mevkiinde olanlardan gelenler. Yani AB Komisyonu ve üye ülkelerin oluşturduğu Konsey.

AB karar alıcıları, bu defa AGİT’in tespitlerini bekledi. Ardından da bir kaç açıklama yaptı.

Peki, bu açıklamalar bize ne diyor ? Öncelikle şunu diyor : Türkiye artık benim için bir müzakereci aday ülke değil, ortaktır. Bütün ortaklarla yürüttüğüm ilişkilerde olduğu gibi menfaatler öncelikli ; demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi AB’nin kurucu değerleri ikincildir.

24 Haziran seçimlerinden sonra nasıl Türkiye’de rejim değişmişse, AB ile ilişkiler rejimi de değişmiştir. Yarın başlayacak AB Zirvesi’nde bu değişiklik kağıda dökülecek ve Türkiye müzakereci aday ülke olarak değil, ortak olarak anılacaktır.

Seçimler sonrası AB’den yapılan tepkilere bakalım. AB Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ve Genişleme Müzakerelerinden sorumlu Komiser Johannes Hahn’ın ortak açıklamasında Türkiye’nin 2005’ten beri üye olmak için mücadele eden aday bir ülke olduğunu hatırlatan hiç bir ifade yok. Mogherini AB Dışişleri Bakanları toplantısı sonrası gazetecilerin sorularını cevaplarken Türkiye’den ısrarla ortak ülke olarak bahsetmiştir. Asıl ilginç olan Türkiye ile bir çok alanda işbirliği yaptıklarını belirtirken NATO üyeliğinden bahsedip, aday ülke olduğunu es geçmesidir. Mogheri’nin Türkiye’nin aday ülke olduğunu unuttuğu anlaşılmaktadır.

AB Komisyonu  Başsözcüsü Margiritis Schinas’ın pazartesi günü yaptığı açıklama da son derece açıktır. Schinas, müzakareci aday ülke, açılacak fasıllar vs gibi konulara hiç girmeden, Türkiye’nin göç, terörle mücadele ve bölgesel güvenlik gibi konularda ‘güvenilir ortak’ olarak kalmasını ümit ettiklerini söylemiştir. Schinas’ın tek cümlelik açıklamasında tabi ki Türkiye’nin dünyanın en büyük gazeteci hapishanesine dönüştüğü, yargının emir erine döndüğü, basının tamamen evcilleştirildiği gibi konulara girilmemiştir.

AB şunu demektedir: Erdoğan iktidarda oldukça üyelik müzakerelerini unutun. Ama benim şimdi hiper-başkan olan Erdoğan’la anlaşmamı gerektiren menfaatlerimi de unutmamı beklemeyin.

Yarın başlayacak AB Zirvesi’nin temel konusu göçtür. AB’nin patronu Almanya’da koalisyon göç meselesi yüzünden çatırdama sinyalleri veriyor. Angela Merkel’in ortağı CSU koalisyonu çökertebileceğini söylüyor. Bu siyasi ortamda Türkiye ile 2016’da varılan mülteci anlaşması büyük bir başarı olarak parlıyor. Kim ne derse desin anlaşma sonrası Türkiye’den AB’ye geçen göçmen sayısı yüzde 97 oranında düştü. Şimdi daha da kudretli olan Erdoğan’ı AB’nin üzmesi, kırması artık düşünülemez.

Sadece göç meselesi de değil. Suriye’den Avrupa’ya dönen cihatçılarla ilgili Ankara’nın sağladığı istihbarat hayati önemde. Suriye’ye askeri operasyon yapan ve askerlerini hala bölgede tutan Türkiye’nin sorununun çözümünün bir parçası olduğu görülüyor.

Irak’ın geleceği ve ABD’nin İran’la nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra bölgede Türkiye gücünde bir ülkeyi küstürmek AB’nin hiç arzu etmeyeceği bir durum. Mogheri’nin gazetecilerin sorularını cevaplarken neredeyse sadece bu konulara değinmesi tesadüfi değil.

Önümüzdeki dönemde AB’den beklentili olmamak lazım. AB, menfaatleri gereği Erdoğan’ı yatıştırma siyasetine devam edecek. Vahim insan hakları ihlalleri, demokratik gerileme, kuvvetler ayrılığının çöküşü, Kürt meselesi gibi konularda sesini fazla yükseltmeyecek. Sesini çıkardığında bunlar yasak savma kabilinden olacak. Ama göç konusu başta olmak üzere menfaatlerini de yakından takip edecek.

Üst düzey bir AB yetkilisinin Ahval’e söylediği gibi, Brüksel ‘stratejik sabır’ dönemine giriyor. Erdoğan’a sabredecek. AP’nin talep ettiği gibi müzakereleri resmen askıya almayacak ki Erdoğan sonrası müzakereleri tekrar başlatmak kolay olsun. Ama Erdoğan sonrasında bugünkü Türkiye kalacak mı, ona da fazla kafa yormayacak.