AB ile ilişkilerde ‘Onlar Ortak, Biz Pazar’ noktasına gelindi, gerisi hikaye

Etrafta, sokak tabiriyle, bir ‘dolduruş’tur gidiyor. Son günlerde Türkiye ve AB ‘büyükleri’nin birbiriyle cilveleşmeleri üzerine yapılan yorumlardaki iyimserlik yarışından söz ediyorum. Hem iç, hem de dış kamuoyunun gözünü boyama, bir nevi ‘ama bakın herşey güzel olacak’ sloganlı bir yanıltma yarışından da söz ediyoruz aynı zamanda.

Ufukta zoraki güneş açtırarak, durduk yerde iyimserlik topaçlarını çevirme gayretlerinin arkasında, Ankara’daki yönetici zevatın özellikle Biden’ın ABD seçimlerini kazanması ardından AB zevatına çiçeklerden oluşan bir laf salatası sunmasının etkisi büyük ve belirleyici.

‘Salata’nın doyurucu olduğunu sanan ve umanlar, ABD seçimleri ardından Başkan Erdoğan’ın Kasım ortalarında memleketin ‘ekonomi ve hukukta yeni döneme gireceği’ duyurusunu, hemen ardından ‘geleceğimiz Avrupa ile tasavvur ediyoruz’ beyanatını, Beştepe Başdanışmanı İbrahim Kalın’ın AB ile (esasen alt düzeyde gerçekleşen) temaslarını, Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun Türkiye’nin AB’deki ‘gizli mali müttefiki’ olan İspanya’dan aldığı olumlu mesajları ve en son olarak da Yunanistan ile Türkiye arasında sorun teşhis ve tespiti amaçlı ‘istikşafi görüşmeler’in başlayacağına dair duyurudan heyecanlanmış görünüyorlar.

‘Ver coşkuyu’ değirmenine su taşıyan en önemli ‘sözde’ gelişme ise, 12 Ocak’ta Ankara’daki AB büyükelçiler toplantısına katılan Başkan Erdoğan’ın sarfettiği şu sözler:

‘60 yılı bulan üyelik sürecimiz nasıl bizim için stratejik bir tercih ise AB'nin tam üyeliğe bizi kabulü de ontolojik bir tercih olacaktır… 2021-2023 arası AB Ulusal Eylem Planımızı güncelledik. Bu süreçte sizden gerek Brüksel'e gerek başkentlerinize yapacağınız yönlendirmelerle Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasına destek vermenizi bekliyoruz.’

Asık suratlar ve kasılmış bedenlerle, muhataplarla adeta alay eder gibi sergilenen  bu ‘ilan-ı aşk’a AB de kayıtsız değil.

Çavuşoğlu gelecek hafta Brüksel’e gidecek ve ‘AB Dışişleri Müdürü’ Josep Borrell ile görüşecek. Ayrıca Erdoğan’ın dediğine bakılırsa, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Charles Michel de Ankara’ya gelecek ay sonunda.

Bu arada, yine Başkan’ın önerisiyle bir de ‘Doğu Akdeniz Konferansı’ düzenlenmesi için hazırlıklar da sürüyormuş.

Bütün bu ani flörtleşmeye  bakınca heyecanlanıp  ‘Yine Yeşillendi Fındık Dalları” türküsünü çığırmaya başlayabiliriz.

Mi acaba?

O tip türkülerin boş odanın duvarlarında yankılanarak söneceğine kesin gözüyle bakabilirsiniz.

Kimse kendisini kandırmasın:

AB ile başlayan bu temas trafiği, kendi iktidarının ‘ontolojisi’ (varoluşu, yani ‘beka’nın gavurcası) açısından telaşlı olan Ankara zevatının ‘uzatmaların olabildiğince devamı’ için yeni hesaplarla ortaya çıkışının göstergesi. Aralık ayında (İspanya ve Malta gibi Türkiye - AB ilişkilerinde sadece ekonomik menfaat kaygılarıyla hareket eden ülkelerin çabalarıyla ve Almanya’nın da alttan telkiniyle)  2021 Mart ayına ertelenen yaptırımlar ardından, bu şekilde kapısına gelinmesine elbette itirazı olmayan AB de kendi pragmatik tercihlerinin ve ‘beklentileri daraltılmış’ hesaplarının içinde.

Kimse kendisini kandırmasın:

Bu karşılıklı hesaplar, Türkiye-AB arasındaki ticari ilişkilerin (silah satışlarını da elbette kapsayacak şekilde) devam etmesi ve Erdoğan yönetiminin mültecileri kontrol altında tutması konusundaki zımni uzlaşma noktasında - ve bu unsurlarla sınırlı olarak - buluşacaktır.

Erdoğan AB’nin bu iki temel unsurun ‘mahiyeti’  nedeniyle insan hakları, kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı ve medya alanlarında ‘olmazsa olmaz’ reform şartı koşmayacağını, kendisinin hukuk ve ekonomi reformu konusundaki laflarının AB’de bir kulaktan girip ötekinden çıktığını gayet iyi biliyor. Çünkü AB’nin DNA’sını deneyerek öğrendi artık.

Kimse kendisini kandırmasın:

Geldiği nokta itibarıyla Türkiye’nin AB’ye tam üyelik defteri (mucize oluncaya kadar) bir daha açılmamak üzere kapanmış, hikaye bambaşka bir yöne evrilmiştir. Oyun kuralları ve hedefleri de değişmiştir.

Kimse kendisini kandırmasın:

Bundan sonra (en iyi ihtimalle) söz konusu olan proje sadece ticaret, ekonomi ve bölgesel güvenlik gibi sınırlar içinde kalacak bir “imtiyazlı ortaklık’tır. Bu oyun şemasında ‘vize muafiyeti’ gibi bir unsura (tüccar ve bürokratlar vs dışında) yer yoktur, olmayacaktır. Gümrük Birliği revizyonu da, Erdoğan şartları reddettiği sürece bir hayaldir.

Kimse kendisini kandırmasın:

AB flört oyununu ‘bilerek’ oynuyor. Erdoğan ve takım arkadaşları ile AB süreçlerini hala ‘kapsamlı’ (!) sanan bazı yorumcular ise, ‘tam üyelik’ başlıklı bir pembe masalı anlatmaya ve halkımıza kötülük etmeye devam ediyorlar.

Kimse kendisini kandırmasın:

Türkiye’nin AB ve Batı ile ilişkilerindeki kök sorunlar, Erdoğan’ın savunduğu gibi ‘ontoloji’ (varlıkbilim) değil, tersine ‘onkoloji’ (kanserbilim) alanına girer.

Kimse kendisini kandırmasın:

Türkiye’nin asli sorunu Erdoğan değildir. Hızla derine kök salmakta olan asıl sorun, Erdoğan ve siyasi müttefiklerinin 2017’de kurduğu sistemdir. Bu sistemle ülkenin AB’ye, bırakalım tam üye olmasını, Batı ile demokratik değerler ve evrensel hukuk kriterleri bakımından sağlıklı, kurumsal ilişki kurması dahi mümkün değildir. En hafif deyişle, 2020 yılında vaktini AİHM’e meydan okumakla harcayan, hukuku un ufak etmekle meşgul bir rejimden söz ediyoruz.

Kimse kendisini kandırmasın:

Erdoğan ve kurduğu iktidar yapısı en hafif deyimiyle ‘toksik’tir, ilacı da yepyeni bir anayasa ile ‘sil baştan’ yapmaktır.

Kimse kendisini kandırmasın:

Başta Demirtaş, Kavala, Mızraklı ve Altan olmak üzere) onbinlerce siyasi mahpus ve milyonlarca Suriyeli mülteciyi elinde rehin tutup, sopa gibi sallayarak Batı ile ‘dehşet dengesi’ ilişkisi kuran Erdoğan, zora gelirse elbette bazılarını (takas usulü) tahliye edebilecektir. ‘Despotizme rıza’ noktasına getirdiği toplumda, “ölümü gösterip sıtmaya razı etme’ kabilinden bu tür adımlar elbegtte sevinç dalgası da yaratacaktır. Haksız yere hapiste yıllardır ömrü çürütülen herkes derhal tahliye edilmelidir. Ama bireysel selektif tahliye tarzı ‘pansuman’ adımlar elbette ki reform anlamına gelmeyecek, muhalefetin üzerindeki Damokles Kılıcı sallanmaya devam edecektir.

Kimse kendisini kandırmasın:

Türkiye’nin ferahlaması, ekonomide olduğu kadar hukuk ve siyasette de ‘yapısal reform’ların yapılmasına bağlıdır. Ancak, bu olmayacaktır. Çünkü, bizatihi yapısal reform Bahçeli’nin ‘beka’ dediği mevcut kartel devlet yapısının, toksik sistemin ‘ontolojisi’ne aykırıdır. Bu tür reformlar başladığı anda bu iktidar çökmeye başlar. Bunu Erdoğan da Bahçeli de gayet iyi biliyor.

Kimse kendisini kandırmasın:

Göstermelik bir ‘çok partili’ manzara ihtiva eden mevcut yapıda, kalıcı bir dikta rejimine doğru gidişatın durması ve geriye çark, eşyanın tabiatına da siyaset tarihinin hafızasına da aykırıdır. Kaldı ki AKP-MHP ittifakı sadece adi suçluları serbest bırakan kısmi af yasasıyla, bekçilere silah ve ek yetki düzenlemesiyle; medyanın, yüksek öğrenim kurumlarının ve yargının neredeyse tümünü kontrol altına alma amaçlı uygulamaları yaydıkça yaymak suretiyle; kamu ihale sistemini Saray keyfiyetine iyice bağlayan kararlarla; kayyım atamalarıyla, AİHM’i kadük kılıcı adımlarla, Meclis’te üçüncü grup olan HDP’yi kriminalize etme girişimleriyle ve kalan muhalefetin direnen parçalarını şeytanlaştırma ve gayrımeşru kılma hamleleriyle geçirdi mesaisini 2020 yılında. 2021’e Boğaziçi’ye kayyım denilen bir rektör ataması ile girildi. AYM’ye partizan bir yargıcın atanması da an meselesi. Bunları boşuna mı yaptı, yapıyor bu iktidar?

Kimse kendisini kandırmasın:

Rahmetli Çetin Altan ‘Türkiye’de rejmlerin geri vitesi yoktur’ demişti. Yaşasaydı belki bugün şunu söylerdi: ‘Türkiye’de bu rejimin geri vitesi de, freni de yoktur.’

Kimse kendisini kandırmasın:

Başkan Erdoğan, ‘2021-2023 arası AB Ulusal Eylem Planımızı güncelledik. Bize yardımcı olun’ derken, AB’ye aslında ‘İktidarıma ve yönetim tarzıma ilişmeyin, 2023’e kadar ben sizin de yardımlarınızla iktidarımı uzatayım, buna katkıda bulunun yeter’ demiş olmaktadır.

Kimse kendisini kandırmasın:

25 Ocak’ta başlayacağı ilan edilen Türk-Yunan ‘istikşafi’ görüşmelerinden de çok büyük olasılıkla hiçbir şey çıkmayacaktır. Yunanistan, uluslararası hukuk ve yargı pozisyonunda duracak, Türkiye ise iki ülke ilişkilerinde sorun gördüğü ne varsa bir torbaya doldurulmuş halde masaya koymak isteyecektir. 2020 yılında Aya Sofya’yı camiye çevirmiş Türk tarafı hele bir de Batı Trakya’yı gündeme katarsa, görüşmeler başladığı yerde ya bitecek, ya da sürünme aşamasına geçecektir. Amaç, Türkiye için Biden işe başlayana kadar zaman ve zemin kazanmak, Yunanistan için ise bir çatışma çıkmaması için zamana oynamaktır.

Kimse kendisini kandırmasın:

AB’nin, Erdoğan’ın önerdiği Doğu Akdeniz Konferansı fikrine sarılmış gibi görünmesi de oyunun bir parçası gibi durmaktadır. Türkiye, AB üyesi Kıbrıs’ı tanımadığı sürece, hele bir yandan da Kıbrıs’ta iki devletli çözüm söylemine ağırlık vermişken, böyle bir görüşmenin ne zemini ne devamı ne de anlamı olacaktır.

Kimse kendisini kandırmasın:

Türkiye’nin içini kemiren hukuksuzluk, kurumsuzlaştırma ve aşırı merkeziyetçi devletçilik, ayrıca anahtar sorun olmayı sürdüren Kürt konusu, kısacası ülkenin ‘iç gündemi’ artık AB’nin radarından çıkmıştır. AB, toplumu ve siyasi aktörlerini kendi kendileriyle başbaşa bırakmıştır, bir anlamda ‘ne haliniz varsa görün’ noktasındadır. Bunun bir sebebi de, ülkedeki muhalefet kesiminin normalleşmeyi başlatacak bir uzlaşma kültürüne, ortak programına sahip olmamasıdır.

Kimse kendisini kandırmasın:

Türkiye artık kendi içinde debelenen bir üçüncü dünya ülkesine dönüşmüştür Avrupa’nın gözünde. Türkiye’de topyekun bir ekonomi çöküşün ve tetiklenecek mülteci akımının bünyesini kökünden sarsacağını düşünen AB, içindeki Macaristan ve Polonya gibi çürük elmaların da etkisiyle, yeni şekillenen “alan razı satan razı’ döneminde insan hak ve özgürlükleri taleplerinden soyutlanmış bir ilişki biçiminin derinleşmesine pekala razı olacaktır. İçerde de TÜSİAD, TOBB ve diğer iş aktörleri de dünden buna razıdır, hak hukuk adına sesleri çıkmaz

Kimse kendisini kandırmasın:

AB Komisyonu’nda iş biter. Bir temayül ve tavsiye organı olan AB Parlamentosu bu yeni süreçte sadece ‘gaz alma’ işlevinden de öteye geçmeyecektir.

Kimse kendisini kandırmasın:

Türkiye bu toksik sistemi ve gözü tekçi devletten başka bir şey görmeyen iktidar liderleri yüzünden daha derin bir batağa sürüklenecekse, bunun vebali içerde bir ortak demokrasi hamlesi kurgulayamayan merkez muhalefet kadar, bu rejime can suyu taşımaya devam etme işaretleri gösteren AB’de de olacaktır.

Hayal görmeyi bırakalım. Kurulmak istenen yeni oyunda halk adına hak, hukuk, demokrasi, huzur yok. Ahlaksızlık ve kirli, karanlık hesaplar var.

Rahmetli Ecevit zamanında AB’ye (Ortak Pazar deniyordu) direnenler ‘onlar ortak biz pazar’ diyorlardı.

İşte yıllar sonra el birliğiyle gelinen nokta.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.