May 29 2019

AB Türkiye Raporu: 'Üyelik rafa kalktı, hukuk devleti fiilen felç halinde'

Geçtiğimiz yıllarda heyecan dalgasına yol açan AB İlerleme Raporları artık pek ilgi uyandırmıyor. İlgi azalmasının birkaç sebebi var. En önemlisi Türkiye-AB üyelik müzakerelerinin fiilen askıya alınmış olması ve hiçbir faslın açılmayacağının bu raporlarda tescil edilmesi.

Bir başka sebep ise ‘ilerleme raporlarından’ ‘gerileme raporlarına’ dönen son derece eleştirel metinleri kaleme alacak gazete ve gazetecinin kalmamış olması. İktidarı eleştiren gazeteler devşirilirken Brüksel’de çalışan eleştirel gazetecilerin sayısı da çok azaldı.

Bu yılki rapor da son derece sert olmasına rağmen gazetelerde pek kendine pek yer bulamıyor. Bu yıl ekonomi de dahil olmak üzere hemen her alanda ciddi gerileme tespiti yapan rapor, uygulamaya başlanan başkanlık sistemini de yerden yere vuruyor. Eleştirilerin odağında başkanlık sistemine geçildiği için Cumhurbaşkanı Erdoğan bulunuyor.

Diplomatik dille yargının Başkan’ın emrine girdiği, İstanbul seçimlerinin iptali ile seçim sistemine güvenin sarsıldığını, yolsuzluğun arttığı, başta basın hürriyeti olmak üzere, toplanma, gösteri ve ifade hürriyetlerinde Türkiye’nin geçen yıla oranla daha da geriye gittiğini söyleyen rapor tek ilerlemenin ise göçmen anlaşmasında yaşandığı tespiti yapıyor.

İktidarın bütün talep ve baskılarına rağmen ‘FETÖ’ terör örgütü olarak tanınmıyor. Yerden yere vurulan unsurlardan biri de hükümetin 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonraki tasarrufları.

On binlerce insanın hala hapishanelerde olduğuna işaret eden rapor, OHAL Komisyonu’nun darbe sonrası işinden olanlara çare olmaktan çok uzak olduğunu birkaç yerde vurguluyor. OHAL Komisyonu’nun çare yolu olmadığı tespiti önemli zira Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi on binlerce müracaatı iç hukuk yolları tükenmediği için reddediyor ve OHAL Komisyonu’nu adres gösteriyor.

Rapor OHAL’in kaldırılmasına rağmen yeni çıkarılan kanunlar ile OHAL’in aslında üç yıl daha uzatıldığını ve OHAL pratiklerinin devam ettiği tespiti yapıyor.

Bu yılki raporda en fazla yer ayrılan bölümlerden biri Türk basının içler acısı hali. AB’ye göre hapisteki gazeteci sayısı 160 ve ‘ciddi endişe kaynağı’. Son rapordan bu yana geçen zamanda basın hürriyeti alanındaki daha da geriye gidildi ve Türk hükümeti AB’nin bu konudaki hiçbir tavsiyesine uymadı. Türk basının ‘ağır baskı’ altında.

Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ı ismen zikreden rapor bu gazetecilerin Gülen cemaatiyle ilişkileri dolayısıyla müebbet hapse mahkum olduklarını belirtiyor. Rapor, Zaman gazetesi davasının 2018 Temmuz’unda sonuçlandığını ve gazetecilerin darbeye teşebbüs suçundan beraat ettiklerini kaydediyor. Rapor Cumhuriyet gazetesi davasına da atıf yapıyor ve bu davaya ilişkin yürütmenin (Cumhurbaşkanı) yorumlar yaptığına dikkat çekiyor.

 

Raporda, kaçırılan kişilerle ilgili de ayrı parantez açılıyor. Bu uygulamalarla alakalı soruşturma açılmadığı ve iddialara cevap verilmediği belirtilirken, 2018 Mart ayında Kosova’dan 6 Türk vatandaşının Türk hükümetinin talebi ile tutuklanıp sınırdışı edilmiş olmasına dair ciddi endişeler hatırlatılıyor:

 

“Temmuz 2016’dan sonra mevcut hakim ve savcıların yüzde 30’unun zorla işlerinden uzaklaştırılması ile yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ciddi yara aldı. Yerlerine atanan savcı ve hakimlerde objektif ve liyakata dayalı bir atama sistematiği gözlemlenmedi.”

Gülen cemaati, 15 Temmuz'dan bu yana ağır baskı ve tutuklamalarla karşı karşıya. 100 binlerce insan "FETÖ" adı altındaki suçlamalarla ya soruşturma geçirdi ya da hapishanelere atıldı.


Raporda ayrıca hapishanelerde şartların ve durumun çok kötü olduğu, 260 bin kişinin hapishanede bulunduğu, bunlardan 57 bin kadarının tutuklu olduğu, 743 bebeğin anneleriyle hapiste bulunduğu ifade ediliyor.

Hapiste bulunanların yüzde 20’sinin terörle suçlandığı, sağlık imkanlarına ulaşmanın engellendiği, kötü muamele, görüş yasakları, uzun süreli hücre gibi uygulamaların yaygın biçimde devam ettiği belirtiliyor.

Tutuklu ve hükümlülerin içinde bulunduğu insanlık dışı şartların tespiti için insan hakları örgütlerinin hapishanelere girmesine izin verilmediğine dikkat çekiliyor.

 

Avrupa'nın bazı kentlerinde Türkiye'deki cezaevlerinde tutuklu bulunan kadın ve bebeklerin durumuna dikkat çekmek için bazı eylemler düzenleniyor.


Yine raporda malvarlıklarına yönelik hukuksuz el koymalardan bahsedilirken farklı grup ve meslekten insanların bu uygulamalarla karşı karşıya kaldığı ifade ediliyor.

8.8 milyar Euro değerinde 1008 şirkete el konulduğu ve TMSF tarafından idare edildiği hatırlatılıyor. Birçok kurum, şirket ve şahsi mal varlığına OHAL öncesinde ve OHAL döneminde el konulmasının ciddi bir endişeye yol açtığı kaydediliyor.

Gülen cemaatine yakınlığı ile bilinen iş insanı Akın İpek'in milyarlarca dolarlık malvarlığına el konurken, sahibi olduğu medya grubuna da kayyım ataması yapılmıştı. İpek, Londra'daki iade davasını Türkiye'ye karşı kazanmıştı.


Basınla ilgili ekonomik faktörler alt başlığı altında Doğan Medya Grubu’nun satışına değinen rapor şöyle diyor:

"Medya sahipliğinde şeffaflığın olmaması editoryal politikalarla bağımsızlığı ile ilgili şüpheleri artırıyor. Medyadaki konsantrasyon Doğan holdingin Demirören’e satılması ile keskin şekilde arttı."

Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlandığını ve sarı basın kartı verilmesi yetkisinin de Cumhurbaşkanlığı’na devredildiğini kaydeden rapor birçok gazetecinin sarı basın kartlarının alınması ya da yenilenmesinde ciddi gecikmeler yaşandığına işaret ediyor. Rapora göre 2016’dan bu yana 3000 fazla gazeteci ve medya sektörü çalışanı işini kaybetti. İşini kaybedenlerin sayısı 2016’da 2708, 2017’de 166 ve 2018’de 175 olarak gerçekleşti.

İnternete de özel bir alt başlık ayıran rapor halıhazırda 244 000 internet sitesinin yasak olduğunu ve bunların sadece yüzde 2’sinin bir mahkeme kararı ile kapatıldığına işaret ediyor. Nisan 2017’den beri yasaklı olan Wikipedia erişim hala yasak. Rapor, Kürt medyasına karşı baskının da derinleşerek devam ettiğini vurguluyor.

Öte yandan AB Türkiye Raportörü Hollandalı parlamenter Kati Piri, Türkiye'de cezaevlerinde işkencelerin devam ettiğini dile getirerek Avrupa Komisyonu'nun yaşananları sadece not etmemesi gerektiğini, durumun düzelmesi için strateji belirlemesini istedi.

Barış sürecinin yeniden başlatılması gerektiğinin de altını çizen Piri, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş gibi siyasi tutuklular için dayanışma içinde durulması gerektiğine vurgu yapıyor.

Kati Piri, Avrupa Parlamentosu'nun 23 Haziran'da yapılacak seçimlerin izlenmesi için heyet göndermesini de ayrıca talep ediyor.

Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist ve Demokratlar Grubundan Porteklizli Parlamenter Ana Gomes ise "Türkiye’deki hapishanelerde hücrede tutulan kadın hakimlere ve Ankara'da kötü muameleye maruz kalan diplomatlar konusunda susmamalıyız" ifadelerini kullandı.

Raporda öne çıkan başlıklar şöyle sıralanıyor:

  • Türkiye’de OHAL kaldırılmış olmasına rağmen fiili olarak kısmen devam ediyor.
  • Bir çok insan hakları savunucunusunun, LGBT üyelerinin, gazeteci ve entellektüellerin cezaevinde bulunduğu hatırlatılıyor.
  • Istanbul seçimlerinin yeniden yapılması kararı ve Güney Doğu'da ikinci olan adaylara mazbata verilmesi, seçim süreçlerinin hukukiliği ve hakikiliği konusunda ciddi endişe uyandırdı ifadeleri kullanılıyor.
  • Türk ekonomisinde geriye gidiş devam ediyor. Endişeler Türkiye'nin serbest pazar ekonomisi olup olmadığına kadar ulaştı.
  • Özellikle dış finans konusundaki keskin geriye gidiş Türk ekonomisinde olan güvenlik açığını ortaya çıkardı.
  • OHAL’in ilk etapta hükümet tarafından darbenin faili olarak gösterilen Gülen Hareketi’ni dağıtmak amacıyla ilan edildiği belirtiliyor.
  • Türkiye’nin kendisine yönelik tehditlere karşı tepki vermesini anlayışla karşılamakla birlikte; çok sayıda insanın kaçırılması, binlerce tutuklama ve gözaltılar çok ciddi endişe kaynağı olmaya devam ediyor.
  • OHAL Komisyonu’nun dosyaları ele alışı ve işleyişi, tarafsızlığı ve bağımsızlığı ciddi soru işaretleri oluşturuyor deniliyor ve OHAL Komisyonu’nun yeniden geçerli bir iç hukuki işleyiş haline getirilmesi gerekir ifadeleri yer alıyor. OHAL süresinde keyfi olarak işlerinden atılan kişilerin her türlü zararlarının ve haklarının tazmin edilmesi gerektiği ifade ediliyor.
  • 160’dan fazla gazetecinin hapiste olduğu vurgulanarak halen tutuklu bulunan; gazeteci, yazar, insan hakları savunucusu, avukat ve akademisyen gibi isimlerin derhal serbest bırakılması çağrısında bulunuyor.
  • Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak gibi önemli gazetecilerin Gülen Hareketi ile bağları sebebiyle hapse atıldıklarını rapor ederken yerel mahkemelerin AIHM’nin kararlarını hiçe saydıklarına atıfta bulunuluyor.
  • Suçun şahsiliği ilkesinin yeniden inşa edilmesi gerektiği ifade ediliyor.
  • Mevcut hakim ve savcıların %30’unun 2016 Temmuz ayından sonra zorla işlerinden uzaklaştırılmaları ile yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ciddi yara aldı. Yerlerine atanan savcı ve hakimlerde objektif ve liyakata dayalı bir atama sistematiği gözlemlenmedi. İşlerinden atılan savcı ve hakimler sebebiyle yargı oluşan büyük sorunlar halen devam ediyor.
  • Yolsuzluk çok yaygın bir biçimde devam ediyor.
  • Mahalli seçimlerdeki usulsuzlükler dile getiriliyor.
  • İşkence ve kötü muamele devam ediyor ve OHAL dönemindeki yasal değişikliklerden sonra durum daha da kötüye gidiyor.
  • Hapishanelerde şartların ve durumun çok kötü olduğu, 260 bin kişinin hapishanede bulunduğu, bunlardan 57 bin tanesinin tutuklu olduğu, 743 bebeğin anneleriyle hapiste bulunduğu, hapiste bulunanların yüzde 20’sinin terörle suçlandığı, sağlık imkanlarına ulaşmanın engellendiği, kötü muamele, görüş yasakları, uzun süreli hücre gibi uygulamaların yaygın biçimde devam ettiği ve insan hakları örgütlerinin bunları tespit için hapishanelere girmesine izin verilmediği ifade ediliyor.
  • Kaçırılan kişilerle alakalı soruşturma açılmadı ve iddialara cevap verilmedi deniliyor.
  • 8.8 milyar euro değerinde 1008 şirkete el konulduğu ve TMSF tarafından idare edildiği rapor ediliyor. Birçok kurum şirket be şahsi mal varlığına OHAL öncesinde ve OHAL döneminde el konulması ciddi bir endişe olmaya devam ediyor. El konulmalarla alakalı etkili bir itiraz mekanizması hala yok ve OHAL Komisyonu bu görevi yerine getirmekten çok uzak zira çok yavaş karar veriyor ve şeffaf değil deniliyor.
  • 1546 avukat hakkında adli tahkikat yapıldı ve 274 avukat hakkında mahkemeler terör örgütü ile alakalı ceza verdi.
  • Raporda “Türk hükümeti OHAL’i darbeden sorumlu tuttuğu ve 2016 Mayıs’ında bir terör örgütü olarak kabul ettiği Gülen Hareketi’ni dağıtmak için ilan etti” ifadeleri yer alıyor.
  • 2018 Mart ayında Kosova’dan 6 Türk vatandaşının Türk hükümetinin talebi ile tutuklanıp sınır dışı edilmiş olmasına dair ciddi endişeler devam ediyor.
  • Rapora göre Türkiye'de 4 milyon mülteci var.

Raporun İngilizce orijinal tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

AB uzmanı ve Ahval yazarı Cengiz Aktar da raporu Yakamoz'da yorumladı:

 

 

 

© Ahval Türkçe