Piero Castellano
May 13 2018

''Büyük İtalyan projeleri Erdoğan'ın iktidar ittifakına yarıyor'' - Türkiye-AB Dosyası: İşler tıkırında (1):

Ahval yeni bir yazı dizisine başlıyor.

Avrupa Erdoğan yönetimiyle ticari ve sınai ilişkisini her geçen gün derinleştirirken diğer yandan OHAL ve  KHK rejimi altında mağduriyet çeken toplumun en az yarısı için 'timsah gözyaşları' döküyor.
Ekonomik çıkarlar, stratejik NATO bağlantısı ve taktik mülteci anlaşması ile birlikte son tahlilde ilişkiyi belirleyen ana faktör.

Avrupa ile akçalı işler tıkırında ve Ankara'da yönetim bundan memnun. Kıta, Türkiye’nin her bakımdan birinci ekonomik ortağı. Başta silâh olmak üzere ticaret artıyor, Avrupalı kredi muslukları akmaya devam ediyor ve Avrupalı şirketler büyük altyapı projelerinde birbirleriyle yarışıyorlar. Doğrudan yabancı yatırım kaleminde duraklama olsa da Batı Avrupalı sermaye stok bazında birinci sırada.

Toplam ticaret 2016’da 144,681 milyar avrodan 2017’de 154,483 milyara çıkmış. AB lehine ticaret açığı ise 11,378 milyar avrodan 14,993’e yükselmiş. Almanya, İtalya, Fransa, İsviçre, İngiltere, İspanya, Hollanda, Belçika, İsveç şirketleri ve bankaları en önemli ortaklar. Sırf Alman sermayeli veya ortaklı 6000 şirket Türkiye'de faal. Türkiye’nin iş ortamı özellikle Avrupalı şirketler için bir lütuf. Çevresel veya stratejik etki analizi şartı yok, yerel alt yüklenicilerin iş güvenliği standartlarına uyma şartı yok (Türkiye, ölümcül iş kazalarının Avrupa şampiyonu). Hemen her kesim utanç verici bir şekilde, kaynağı ve şeceresi belirsiz yatırımcılar tarafından ülkeye saçılan nakit paraya gözünü kapatıyor.

Bu yazı dizisinin amacı 'ballı' ve çoğu zaman ahlaksız ilişkinin Avrupa ayağındakileri ifşa etmek, bilinenleri bu kritik dönemde tarihe kayıt düşmek ve bilenlere hatırlatmak.

Haberleştirdiğimiz bu çetele, okurların paylaşmak isteyeceği bilgiye açık olacak. Bildiklerinizi şu adrese yazabilirsiniz:

editor@ahvalnews.com

paolo gentiloni
İtalya Başbakanı Paolo Gentiloni ve Cumhurbaşkanı Erdoğan...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan İtalya’nın siyasi görünümünü değiştiren seçimlerden bir ay önce İtalya'yı ziyaret etmişti. Türüne az rastlanır bir mülakatta, Türkiye'nin en büyük üçüncü ticari ortağı olan İtalya ile ilişkileri övdü ve ticaret hacmini daha da artırmaya söz verdi.

Sergio Mattarella
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella ile...

İddialara göre, ziyaret sırasındaki yetkililerin soğuk davranışlarından dolayı Erdoğan daha sonra hayal kırıklığına uğradı. Hem Cumhurbaşkanı Mattarella hem de görevdeki Başbakan Gentiloni, Erdoğan’dan olağanüstü hâlin sona erdirilmesini ve insan haklarına saygı duymasını istedi.

Bununla birlikte, İtalyan işadamları ile buluşması çok başarılı geçti. İki ülke arasındaki ticari ilişkiler, Avrupa Birliği ve diğer birçok Avrupa ülkesi ile ilişkilerin bozulmasına rağmen gelişiyor.

İtalya’nın Türkiye’ye yönelik politikasının iş dünyasının çıkarları tarafından yönlendirildiği açıkken, demokratik değerlere saygı gösterilmesi için yapılan resmi çağrılar göstermelik olmanın biraz fazlası anlamına geliyor.

Cenova Üniversitesi’nde Doktora Sonrası Araştırma Görevlisi olan Federico Donelli “İtalyan şirketleri, 2018 yılındaki büyümesinin hâlâ yüzde 4 ile 5 arasında olması beklenen ve istikrarlı bir şekilde genişleyen pazarı ve otoriter döneme rağmen değişmeyen siyasi istikrarı nedeniyle Türkiye'de yatırım yapmaya devam ediyor” diye açıklıyor ve ekliyor:

“Türkiye hâlâ yatırımcılar için bölgedeki en güvenli pazar.”

Türkiye'ye gelen Doğrudan Yabancı Yatırımlar 2017 yılında yüzde 18,8 oranında azalırken, İtalya'dan gelen doğrudan yatırımlar yüzde 42,5 oranında arttı.

Bu oran, Avrupa Birliği genelindeki yüzde 28,1'lik artışın hayli üzerinde.

Türk ortakları ile birlikte İtalyan şirketleri Erdoganomics olarak adlandırılan ekonomi politikasının bir ayağı olan mega projelerde başrolü üstleniyor.

Astaldi grubu aslan payına sahip. Boğaz'daki üçüncü köprü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, için ana yüklenici olmasının yanı sıra, İzmit Körfezi'nde bulunan köprünün, Osmangazi Köprüsü, de dahil olduğu Gebze-İzmir otoyolunu inşa etmekte ve işletmekte. Ayrıca, Ankara'daki Etlik şehir hastanesini de inşa ediyor.

Impregilo, Siirt'teki Çetin hidroelektrik santralini ve Gaziantep'teki sağlık kampüsünü yapıyor. Italferr ise Avrasya tünelinin inşaatına katıldı.

Bununla birlikte, Türkiye'deki İtalyan iş dünyasının çekirdeği, gösterişli mega projelerden daha az görünür durumda.

“İki ülke ekonomisinin kendilerine özgü bir şekilde birbirlerinin tamamlayıcısı olmaları, onları birbirine çekiyor: Hem İtalya’nın hem de Türkiye’nin endüstriyel görünümü daha önce devlete ait olan birkaç büyük grup ve omurgasını küçük, çoğunlukla ailelere ait işletmelerin meydana getirdiği bir yapıdan oluşuyor” diyor Federico Donelli. Ekliyor:

“Türkiye'de bunlar ekonomik büyümenin gerçek lokomotifi idi.”

Türkiye'deki mega projelerde yer alan büyük grupların ve fabrikalar açan küçük firmaların ortak bir hedefi var:

“Türkiye, Orta Doğu'da, özellikle de Afrika'da, büyük altyapıların küresel pazarında daha güçlü bir rol üstlenmeye çalışıyor. İtalyan şirketleri ile ortak yatırımlar her iki tarafın da faydasına. Türkiye pazarı aynı zamanda, kendi pazarlarına yabancı olmayan dost bir pazarda küçük bir yatırım yaparak uluslararası boyut elde etmek isteyen küçük İtalyan işletmeleri için Doğu'ya açılan bir kapı” diye anlatıyor Donelli.

Her iki ülkeden girişimciler için bir 'kazan-kazan' durumu ortaya çıkmakta, ancak Türk demokrasisinin aşınması bu durumu değiştirebilir.

Donelli, “İstanbul'daki üçüncü havalimanı ya da Kanal İstanbul gibi mega projelerin hem ekonomik hem de propaganda değerine sahip olduğunu” ileri sürüyor ve şöyle devam ediyor:

“Bu projeler, ülke için bu tür altyapıların bariz öneminin ötesinde. Ekonomik bakış açısından, altyapı yatırımları büyük bir iş gücünün istihdam edilmesini ve yeni yabancı yatırımcıların ilgisinin çekilmesini sağlıyor.

Bununla birlikte, mega projelerin siyasi değeri daha büyük bir etkiye sahip. Hükümet ihaleleri, hem iktidarki Adalet ve Kalkınma Partisi’ne hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ailesine yakın olan Limak, Kalyon ve diğerleri gibi büyük inşaat şirketlerine veriliyor.

Bu sayede, devlete maliyeti olmadığı iddia edilen ve ulusal bir gurur kaynağı olarak nitelendirilen söz konusu büyük projeler, Erdoğan'ın ittifakının iki ayağını ödüllendiriyor: İşadamlarını ve toplumun en yoksul kesimini.”

Türk ekonomisindeki İtalyan rolü, İtalya'nın hukukun üstünlüğüne ve demokratik ilkelere saygı duyulması çağrısı ile aynı siyasi tarafı desteklemekte.

Bu mesele hiç de önemsiz değil. Avrupa Birliği üyeliğine aday olan Türkiye, Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına yükselişi sırasında, PKK ile yeniden çatışmaya girilmesinin ve darbe girişiminin ardından terk edilen bu ilkelere saygı duymayı kabul etmişti.

Bununla birlikte, üyeliğin pek olası görünmemesine rağmen, Türkiye İtalya ve kendisi ile ilişkileri gerilen Avrupa Birliği ile olan özel ilişkilerini koruyor.

Türkiye-Avrupa ilişkileri son olarak 26 Mart’ta Varna’da gerçekleştirilen belirleyici bir zirvede masaya yatırıldı.

Londra Queen Mary Üniversitesi'nde dünyaca övülen bir tarihçi olan Donald Sassoon bu konuda kuşkulu. Kendisi bu makale için verdiği bir mülakatta Ahval’e “Türkiye'nin yakın gelecekte Avrupa Birliği’ne üye olma şansı sıfır.

Bu yüzden, Erdoğan’ın Avrupa Birliği’ni Türk karşıtı göstermek için kullanabileceği insan hakları konusundaki eleştirilerin eklenmesiyle her zamanki gibi işler olurken Avrupa Birliği ülkeleri bu ilkelere sahip olduklarını göstermek için benzer eleştirileri kullanabilir” diyor.

Bu kolay olmayacak: Erdoğan’ın Avrupa Birliği’nden tartışmalı göçmen anlaşmasına saygı gösterilmesini ve mültecilerin Avrupa sınırlarından uzak tutulması için 3 milyar avronun ödenmesini isteyeceğini ilan etmesi, başarısız bir zirvenin sonuçlarının açık bir hatırlatıcısı gibi görünüyor.

İronik olarak, İtalya’nın Kuzey Afrika'dan göç alması Türkiye'nin İtalya ile dostluğu etkileyebilir.

İslami bir “işgal” olarak görülen göçün saplantılı bir davul sesi gibi işaretlendiği seçim kampanyasından sonra, İtalyan seçimleri popülist 5 Yıldız Hareketi'nin (Cinque Stelle) zaferini ve lideri Matteo Salvini'nin muhtemelen bir sonraki başbakan olacağı ırkçı Kuzey Ligi'nin (Lega Nord) başarısı ile sonuçlandı.

Torino Üniversitesi’nde doktora öğrencisi olan Türkiye politikaları analisti Carlo Pallard “Kuzey Ligi her zaman ırkçılık ve duygusal olarak İslam karşıtlığı ile dolu ideolojik düşmanlık ile işaretlenen, Türkiye’ye karşı gerçek bir propaganda savaşımı verdi” diyor.

Ve şöyle anlatıyor:

“Fakat sözler ve gerçekler arasında her zaman farklılıklar var. Kuzey Ligi yöneticilerinin Azerbaycan gibi Türki cumhuriyetler ile mükemmel ilişkilere sahip olması ilginç. Her şeye karşın Lig’in Türk düşmanlığı, her zaman seçici ve tartışılabilir oldu.”

Donald Sassoon, İtalya'nın Türkiye ile ilişkisinin değişeceğini düşünmüyor:

“Yurtiçinde İslam düşmanı, başka yerlerdeki İslami yönetimler ile dost olmak son derece mümkün. İslam düşmanlığının İtalya’dan daha yüksek olduğu Macaristan’daki Orbàn hükümeti ile Erdoğan arasındaki ilişkiler iyi. Salvani’nin başbakan olması durumunda bile, Türk-İtalyan ilişkilerinin değişmesine yol açacak herhangi bir neden görmüyorum.”

5 Yıldız Hareketi’nin duruşu daha belirsiz.

“Hareketin göçmen anlaşmasını ve Türkiye'deki hukukun üstünlüğü ilkesinin aşınmasını kınadığını” hatırlatıyor Pallard ve ilave ediyor: “Bununla birlikte Türkiye'ye karşı önyargılı değiller.”

Sürekli Avrupa Birliği düşmanlığı ve sivil toplum üzerindeki baskıların giderek kötüleşmesine rağmen, İtalya muhtemelen Türkiye’nin üyeliğini destekleyen son büyük Avrupa Birliği ülkesi olarak kalmaya devam edecek gibi görünüyor.

Federico Donelli “Şayet politikasını Avrupa Birliği ile daha uyumlu ve eşgüdümlü hâle getirmesi durumunda İtalya, Anadolulu komşusunun antidemokratik eğilimini azaltmayı denemek için Türkiye ile Avrupa Birliği arasında bir arabulucu olabilir” önerisinde bulunuyor.

Donald Sassoon ise daha az iyimser:

“Avrupa Birliği, Türkiye'deki hukukun üstünlüğü ilkesi için hiçbir şey yapamaz. Macaristan ve Polonya’nın her ikisinin de Avrupa Birliği fonlarının önemli alıcıları olmasına rağmen, Avrupa birliği yargıyı ve medyayı kontrol etmeye çalışan bu iki ülke konusunda bile çok az şey yapabilmekte. Bu yüzden Erdoğan mışıl mışıl uyuyabilir.”

İtalya ya da Avrupa Birliği'nin sahip olduğu avantaj ne olursa olsun, Çin ya da İran ile sahip oldukları gibi iş merkezli bir ilişkiye kurban edilmiş gibi görünüyor. Bununla birlikte, son dönemde kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarını düşürmesi ve Türk Lirası’ndaki değer kaybı ile orta çıkan Türk ekonomisinin gerçekte zayıfladığına ilişkin endişe verici işaretler, bu yaklaşımı zayıflatabilir.

Üstelik, Erdoğan'ın İtalya'da gittikçe beğenilmemesi, seçmenlerinin ruh hâline her zaman duyarlı olan popülist partilerin daha sert politikalar benimsemesine yol açabilir.

St. Lawrence Üniversitesi'nde bir Türkiye uzmanı ve geçici olarak POMED'de kıdemli üye olan Howard Eissenstat “Hem Türkiye hem de Avrupa Birliği, ekonomik ve güvenlik gerekçelerinden dolayı iyi ilişkilere sahip olmaları gerektiğini biliyor. Bu ilişki, tamamen hiç görmezden gelinemeyecek kadar değerli” diyor ve sözlerini şu şekilde tamamlıyor:

“Sorun şu ki, Erdoğan sıhhatli bir ilişkiyi mümkün kılmak için hem çok hırslı, hem de hukukun üstünlüğü ve diplomasinin temel normlarına tenezzül etmiyor. Türkiye'nin kendi ülkesindeki hak ihlallerini görmezlikten gelmek, onun uluslararası ilişkilerdeki yıkıcı taktiklerini değiştirmeyecek. Bu koşullar altında normalleşmenin gerçekleşmesi olası değildir.”