Oca 25 2018

'Gümrük Birliği güncellenirse Türkiye'ye değil sadece Erdoğan'a yarayacak'

*Joseph Jacob

Türkiye'nin AB üyeliği müzakerelerinde, Fıkra 23 (Yargı ve Temel Haklar) ve Fıkra 24'ün (Adalet, Özgürlük, Güvenlik) açılışı, Ankara'nın demokrasi ve hukukun üstünlüğü konusundaki performansını iyiye götürmek açısından Brüksel'de ve tüm AB üyesi ülkelerin başkentlerinde uzun süredir tartışılmakta. 

Bu konu hiçbir AB üyesinin gündeminde değil artık.

Dahası Avrupa Parlamentosu (AP), 6 Temmuz 2017 tarihinde, AB Komisyonu'nun Ankara'yla üyelik konuşmalarını askıya alması için bir önergeyi oylamaya sundu. Kasım 2017'de bunu bir başka önerge takip etti.

Aslında, AP bu tür eleştiriler yönelten ve bu konuda 'derin endişe' duyduğunu belirten ilk kurum değildi. Venedik Komisyonu ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Yüksek Konseyi (N. Muznieks) tarafından çeşitli rapor ve bildirimlerin yayınlanmasının ardından Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (PACE), tarihi Nisan 2017 Önerge'sini (2156) duyurdu. 

Bu Önerge'de PACE, açıkça Türkiye'nin, Kopenhag Kriterleri konusunda 2004'teki durumundan daha da geride olduğunun altını çizerek, 13 yılın ardından Türkiye'yi tekrar İzleme pozisyonuna indirdi, ve COE (Avrupa Konseyi) tarihinde bir ilke imza attı.

Bu noktada, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin 2004'te AB tarafından kabul edilme nedeninin, ülkenin temel insan hakları ve demokrasi kriterlerini karşıladığını belirten PACE raporuna dayandığını hatırlamakta fayda var.

Böylece, şu andaki Türk hükümetinin -son yıllardaki kayıtlarına bakılırsa- ülkeyi AB'ye tam üyelik için aday olmaktan mahrum ettiğini söylemek yanlış olmaz.

Erdoğan hükümetinin, OHAL derecesine kadar varan anti-demokratik yaklaşımına bakınca AP, Kasım 2017'deki Önerge'yle, Türk hükümetine aktarılacak 'üyelik öncesi finansal yardımın' % 85'ini kesti.

Sadece bu kesinti toplamda sadece 105 milyon euro'ya denk geliyor.

Fakat, Aralık 2017'nin başında, AB Daimi Temsilciliği Başkanı yetkisine dayanarak Başkonsolos Christian Berger, AB Komisyonu'na Aralık 2016'da verilen şartlara istinaden AB'nin,Türkiye'yle Gümrük Birliği'ni yenilemek ve derinleştirmek için çalıştığını belirtti.

Bu çaba, yakın zamanda, Mogherini'nin Özel Danışmanı olan Natalie Tocci tarafından da onaylandı. AP'nin, Komisyon'un 2016'daki bu delegasyonundan sonra açıklanmış Kararları (Haziran ve Kasım 2017) göz önüne alındığında, AB Yüksek Temsilcisi'nin (Mogherini) yaklaşımı ile Avrupa Parlamentosu arasında bariz bir çelişki var. 

AP'nin yaklaşımının PACE, Venedik Komisyonu ve COE Yüksek Temsilcisi'nin yaklaşımlarıyla aynı olduğunu söylemeye gerek bile yok. 

Erdoğan hükümetiyle Gümrük Birliği anlaşmasını güncellemek ve derinleştirmek konusundaki savunmalarını haklı çıkarmak için Tocci, Berger ve Brüksel'deki bazı araştırmacılar da dahil bu tür bir çabanın Türkiye ve AB'nin ortak çıkarları açısından yeni ufuklar açacağını iddia ediyor.

    - Elde edilecek faydalardan ilkinin ekonomi alanınd aolması bekleniyor. Fakat, Avrupa Komisyonu tarafından 26 Ekim 2016'da yayınlanan Gümrük Birliği'ni içeren AB-Türkiye Karşılıklı İmtiyazlı Ticaret Çerçevesinin İncelenmesi ve Olası Gelişiminin Değerlendirilmesi öyle demiyor.

Araştırmaya göre, Erdoğan hükümetine uygulanacak bu tür bir yenilemenin etkisi Türkiye için yaklaşık 12.5 milyar euro veya % 1.44 GDP olarak hesaplanıyor, darbesinin ise 5.4 milyar euro'ya ulaşması tahmin ediliyor, ki bu AB tarafından bakıldığında AB'nin yaklaşık % 0.01 GDP'si demek.

Açıkça görülüyor ki bu 'yeni ufuk'tan gerçekten fayda sağlayacak tek kurum Erdoğan hükümeti olacak.

    - Gümrük Birliği'nin yenilenmesini destekleyenlerin öne sürdüğü ikinci fayda ise, Türkiye'de 'hukukun üstünlüğü'ne ekleyecekleri. Fakat, bu tür bir güncelleme/yenileme için yürürlüğe sokulacak yasal unsurlar "ticari ilişkilerdeki açmazlara çözümler" ve "kamusal hassas konular". Yani, eğer hukukun üstünlüğü sadece bu içerikle sınırlı kalırsa Çin "hukukun üstünlüğüyle yönetilen bir demokrasi" olarak kabul edilebilir!?

Hukukun üstünlüğünden bahsetmişken, 24 Aralık 2017'de alınan 695-696 sayılı OHAL kararları, hukukun üstünlüğüne atılan son darbe oldu.

696 sayılı Kanun Hükmü Kararnamesi'yle, 15 Temmuz darbe girişimine ve herhangi bir terörist eyleme ya da sonrasında olanlara karşı mücadeleye dahil olan siviller, idari, hukuki ve cezai sorumluluktan muaf tutulacak. Bu katı hüküm sayesinde, paramiliter gruplara da muafiyet tanınıyor. Bu şekilde, kanun hükmünde geçen "aşağıdaki olaylar" kavramı, hükümet aleyhindeki tüm protestoları sınırsız bir süre bu bağlamda dikkate alabilir. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün dahi eleştirmesine rağmen Erdoğan, söz konusu kanun hükmüyle ilgili kesinlikle geriye adım atılmayacağını söyledi. 

Aslında, akıllı her Türk politik lider, 1995'te Türkiye tarafından kötü bir şekilde müzakere edilmiş şimdiki Gümrük Birliği Anlaşması'nı güncellemeye odaklanırdı.

Öte yandan, Türkiye'de basın özgürlüğü olmayışını ve şeffaflık ve istikrardan son derece uzak Türk ekonomisini göz önüne alınca, anlaşma revize edilirken Türk hükümetinin eli pek de kuvvetli olmayacak.

Yine de Erdoğan'ın, önümüzdeki yıl gerçekleşecek seçimlerin arefesinde bu "güncellemeyi" kendi popülerliğini artırmak için kullanacağı kesin. 

Günün sonunda, kazanan yine Türkiye değil, Erdoğan olacak.

Dolayısıyla, yukarıda bahsedilen konuların yanı sıra AB'nin Polonya ve Macaristan'ın "hukukun üstünlüğü" sorunuyla karşı karşıya olduğunu da göz önünde bulundurarak, Erdoğan'ın Türkiye'si ile Gümrük Birliği Anlaşması'nın güncellenmesi ve genişletilmesi, AP'nin Kararları'yla çakışarak Erdoğan hükümetine yanlış sinyal gönderebilir.

Bu gerçeğin en yeni göstergesi Ocak 2018'de Erdoğan'ın Fransa'ya yaptığı ziyaretinde görüldü. Fransız Başbakan Macron, tam üyeliğe yaklaşmayacak bir "ortaklık" olasılığından bahsetti. Fakat, birkaç yl önce yine kendisinin kabul edilemez olduğunu belirttiği bu söyleme karşı Erdoğan, hiçbir negatif yanıt vermedi. Yani, "Yeni Türkiye"nin seçimlerinin dramatik şekilde değiştiği bir sır değil. Erdoğan da bunu inkar etmiyor zaten.

Fakat, yok sayılamayacak bir başka gerçek daha var.

Erdoğan Hükümeti'nin sunduğu AB teklifinin, CDU ve SPD tarafından kabul edilen taslak koalisyon belgesinde belli bir konu üzerinde durduğu sır değil. Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları konularının gerilediğinin altını çizen belge, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde, ne yeni bölümlerin açılmasını ne de öncekilerin kapanmasını öngörüyor.

Yine de belgedeki en önemli unsur aşağıdaki açıklama:

"Türkiye, yükümlülüklerini veya gümrük birliğini güncelleme konularını yerine getirmediği sürece vize serbestliği verilmeyecektir."

Yine de, AB'nin üst düzey yetkililerinin tutumu bu gerçeğe uymuyor. Ayrıca, yukarıda belirtildiği gibi AB Komisyonu tarafından kamuoyuna duyurulan rakamlara kıyasla, mevcut yaklaşımlarında gümrük birliğinin güncellenmesinin AB'nin maddi yararı olabileceğini veya Türkiye'nin AB perspektifine demirlemesine yardımcı olacağını savunurken hiç rasyonel değil.

Çok da aceleci olmadan, AB ülkelerinde sağ politik partilerin yükselişi ve Suriyeli mültecilerle baş etmekte Türkiye'nin rol alma olasılığının da bu çıkmazda payı olduğu tartışılabilir. 
 
Durum böyleyken, AB tarafında, mevcut koşullar altında güncellenmiş bir gümrük birliğine dayanan "ortaklık" perspektifinin, "yalnızca Erdoğan'a verilen bir hayat öpücüğü" anlamına geleceğini inkâr edenler, aynı zamanda Erdoğan ve Alman liderler kadar açık sözlü olmalıdırlar.

*Joseph Jacob uzun yıllar AB bünyesinde Türkiye-AB ekonomik ilişkileri ve Gümrük Birliği uzmanı olarak görev yapmıştır. Bu yazı müstear adla yayınlanmıştır.