'Türkiye-AB uçurumu somut adımlarla dahi kapanmayabilir'

Türkiye dış politikada yaşadığı krizi son günlerde reform gündemi ve Avrupa Birliği’ne (AB) yaktığı yeşil ışıkla hafifletmeye çalışıyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptığı son açıklamalarda Türkiye’nin geleceğini AB’de gördüğünü söylerken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise AB’yi ikna turlarına başladı ve Türkiye’nin reformlar konusunda ısrarcı olduğunu belirtti. 

Peki Ankara’nın bu manevrası nelere gebe, Türkiye- AB ilişkileri onarılabilir bir noktada mı? 

AB-Türkiye ilişkilerini çok yakından takip eden isimlerden olan, AB'nin eski Türkiye Büyükelçisi Marc Pierini, "Türk liderliğinin ‘AB ile yeni sayfa açma’ ve Fransa ile ilişkileri ‘normalleştirme’ yönündeki son niyet beyanları, son aylarda izledikleri politikada tümüyle istikamet değişikliği, bir U dönüşü anlamına geliyor" dedi.

Düşünce kuruluşu Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'nda görev yapan Pierini, Erdoğan’ın son yıllarda özellikle de son aylarda gerginliği tırmandıran açıklamaları ve hamlelerinin ardından böyle bir manevra yapmasının gerisinde, farklı nedenler olduğu görüşünde:

"Muhakkak ki, bunda Türkiye ekonomisinin çok kötü bir durumda olması ve Avrupalı yatırımcılar ile bankacıların Türkiye ile iş yapmaktaki isteksizliği etkili olmuştur" diyen emekli Fransız büyükelçi, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: "Bir diğer neden de, Türkiye’nin savaş gemileri eşliğinde giriştiği sondaj faaliyetleri ile göçmenlerin Avrupa sınırına akın ederek Yunanistan sınır kapılarına dayanmasına yol açan yıkıcı hamlelerinden beklediği sonuçları alamamış olması. Çünkü gerçek şu ki, bunlar aslında tam da tersine sonuçlar doğurdu."

AB'nin ilk olarak 1 Ekim zirvesiyle devreye soktuğu, 11-12 Aralık zirvesinde ise Ankara'ya Mart ayına kadar ek süre tanımayı kararlaştırdığı hamlesiyle, Erdoğan'dan artık bir tercih yapmasını istedi.

"Havuç-sopa yaklaşımı" olarak adlandırılan bu hamleyle AB Ankara’ya iki seçenek sundu. Avrupalı liderler, "Gerilimi düşürün, pozitif gündemli diyalog başlatalım, gerilimi tercih edecekseniz o zaman daha ağır yaptırımlar uygulanacak" şeklinde özetlenebilecek iki seçenekli bu teklifi iletti.

Ankara'nın son diplomatik hamleleri, Erdoğan'ın en azından şimdilik, seçimini diyalogdan yana yaptığına işaret ediyor.

Peki, Türk Hükümeti'nin yeni bir sayfa açma yönündeki girişimleri AB'de olumlu karşılık bulur mu? 

Bu soruyu yanıtlayan Marc Pierini, Avrupalı liderleri "kaprisli" olmakla suçlayan, liderlerin "akıl sağlığını sorgulayan", "Nazi" gibi ağır ithamlarla hedef alan Türk siyasi liderliğinin,  "ilişkilerde yeni bir sayfa açma" niyetinde ne kadar samimi olduğunu öngörebilmenin çok güç olduğunu kaydetti. 

Pierini, Türkiye’nin Avrupa Konseyi ve NATO üyeliği ile bağlı kalmayı taahhüt ettiği hukuk devletinden, AB’nin temsil ettiği ilkeler ve değerlerden çok uzaklaştığını, hatta tezat içinde bulunduğuna dikkat çekerken, "Uçurum o kadar derinleşti ve büyüdü ki artık bunu sadece boş laflarla değil de gerçekten de somut adımlarla kapatılabileceğini düşünmek çok zor" dedi.  

Barselona Uluslararası İlişkiler Merkezi’nden (CIDOB) kıdemli araştırmacı ve Türkiye uzmanı Eduard Soler i Lecha’ya göre ise artık öncelikli hedef, AB ile Türkiye arasında olası bir tren kazasını önlemek.

2019 yılı sonunda kaleme aldığı makalede, Türkiye- AB ilişkilerini "mayın tarlasına" benzeten Soler i Lecha, "mayınların her iki tarafa da çok büyük zarar verecek şekilde patlamaması için bu mayınların nerede olduklarının tespit edilerek, etkisiz hale getirilmesi için çalışılması gerektiği" uyarısında bulunmuştu.

Soler i Lecha, gelinen noktada hem AB'de hem de Türkiye'de bu mayın tarlasının her iki taraf için de ne kadar büyük bir tehlike arz ettiği konusunda farkındalık oluşmaya başladığına dikkat çekerken, "Bu farkındalığın oluşması bile ileriye dönük yol alınmasını sağlayabilir…Erdoğan'ın yeni bir sayfa açmak istediğini söylemesi de olumlu bir süreci başlatabilir" diye konuştu.

"Kanımca Aralık zirvesi ile birlikte ilişkilerde bir çöküşün eşiğine gelindiği uyarısı yapıldı ve taraflar birbirlerine birkaç hafta süre tanıdı. Şimdi de birbirlerine bir çöküşün önlenmesi için fırsat tanıyacaklar" diyen İspanyol uzman, "Mart’a kadar daha süre var, nasıl bir sürecin yaşanacağını bekleyip görmemiz lazım" dedi. 

İspanyol uzman, bu sene Almanya'da, seneye de Fransa'da seçimler yapılacağını, bu nedenle Mart ayına kadar tansiyonun düşürülerek Türkiye ile AB arasında yapıcı bir diyalog süreci başlatılamasının kritik önem taşıyacağına dikkat çekti. 

Ayrıca AB'nin kritik ağırlığı olan üyelerinden Fransa'nın çok açık bir şekilde Yunanistan ve Kıbrıs'tan yana tavır almış olmasının kritik bir dönüm noktası teşkil ettiğine vurgu yapan Soler i Lecha, kimi üye ülkelerde Türkiye’nin izlediği dış politikanın "hasmane" olarak görüldüğüne de işaret etti. 

AB'nin öncelikli hedefi Ankara ile gerilimin düşürülmesini sağlamak. Ancak bunun sağlanması halinde, Türk Hükümeti ile üst düzey bir siyasi diyalog sürecinin başlatılabileceği, Gümrük Birliği'nin modernizasyonu ve yeni bir mülteci mutabakatı gibi konularda müzakereler yürütülebileceği belirtiliyor.

AB'nin bu aşamadaki hedefi, en kötü senaryo olarak nitelendirilen, üye ülkelerle Türkiye arasında olası bir askeri ihtilafa yol açacak gelişmelerin önlenmesi.

Demokrasi, hukuk devleti, insan hakları alanındaki gerileme nedeniyle, Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerinin yeniden canlanmasına da zaten Avrupa'da artık kimse ihtimal vermiyor. 

Hatta, 1 Ocak'ta AB dönem başkanlığını Almanya'dan devralan Portekiz'in altı aylık programında Türkiye ne genişleme ne de dış ilişkiler bölümünde yer alıyor, tek satır dahi geçmiyor.

Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz