AB Türkiye raporu: 'Ya teşvik ya yaptırım' stratejisi...

Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı ve Yüksek Temsilci Josep Borrell tarafından hazırlanan Türkiye raporu perşembe günü AB Zirvesi’ne sunulacak.

AB’nin üst düzey yetkililerinden Josep Borrell'in AB Zirvesi'nde liderlere sunacağı raporda Yunanistan’ın talep ettiği şekliyle pozitif gündemin tersine çevrilebileceği ve yeni yaptırımların uygulanabileceği yönündeki uyarılar  Türkiye’ye sağlanan teşvikler, Türkiye’nin son birkaç yıldaki davranışlarını hatırlatmalarla birleştiriliyor.  

Raporda, AB üyeliğine aday ülke Türkiye'yle daha derin ticari ilişkiler kurulması amacıyla müzakerelerin başlatılması gerektiğini kaydediliyor ama Ankara'nın AB çıkarlarına ters yönde hareket etmesi durumunda Türkiye'ye ekonomik yaptırımlar uygulanmaya hazırlıklı olunması gerektiği de vurgulanıyor.

VOA’nın aktardığına göre raporda, "Zaten azımsanmayacak ölçüde olan ekonomik bağları güçlendirmek, her iki tarafa da kazanç sağlayacaktır. Bunun merkezinde mevcut AB-Türkiye Gümrük Birliği'nin modernleştirilmesi ve kapsamının genişletilmesi bulunmaktadır" ifadesi yer aldı.

Raporda milyonlarca Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye'nin daha çok mali desteği, AB'ye vizesiz seyahati, daha üst düzey diplomatik teması ve kapsamı genişletilmiş gümrük birliğini hakettiği kaydedildi. 

Ancak raporda, bu ilerlemelerin Türkiye'nin insan haklarına saygılı olması, Kıbrıs'ta ve Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon hakları konusunda daha fazla esneklik göstermesi durumunda mümkün olabileceğinin altı çiziliyor.

Raporda HDP’li belediyelere atanan kayyımlar, kapatma davası, AİHM kararına rağmen Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın hala tutuklu bulunmasına da değiniliyor.

16 sayfalık raporun “sonuçlar” bölümünde, AB'nin Türkiye ile ilişkilerde ilerleyeceği yol hakkında tavsiyeler ve seçeneklere yer veriliyor.

Rudaw’da yer alan haberde doğrudan bir komşu olarak Türkiye’nin istikrarlı ve müreffeh bir Suriye görmek istediğine değinilen raporda, Ankara’nın Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak ve barışçıl bir çözüm ile BM liderliğindeki siyasi süreci desteklediği kaydedildi.

Türkiye’nin hala en az 3.6 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapmaya devam ettiği hatırlatılan raporda, bununla birlikte, Türkiye destekli milislerin Rojava’da (Efrin, Gire Spi ve Sere Kaniye) işlediği suçlara değinildi. 

Raporda, bu grupların Kürt bölgelerinde büyük ölçekli demografik değişime ve insan hakları raporlarına yansıyan sivillere karşı hak ihlallerine sebep olduğu belirtildi. 

“Türkiye’nin Suriyeli mültecileri eski Kürt bölgelerine yerleştirmesi sorun olmaya devam ediyor” denilen raporda, mültecilerin evlerine dönüşünün güvenli, gönüllü, onurlu olması ve BMGK tarafından belirlenen parametrelere göre olması gerektiğine vurgu yapıldı. 

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kürdistan Bölgesi toprakları içerisinde yürüttüğü operasyonlar da raporda yer aldı. 

Raporun bu kısmında PKK’nin AB tarafından “terör örgütü” olarak kabul edildiği hatırlatıldı. 

Raporun “Katılım müzakereleri” ile ilgili kısmında Türkiye’nin 1999 yılından beri AB’ye aday ülke konumunda olduğu hatırlatıldı.

2005 yılında belirlenen 35 fasıldan şimdiye kadar 16 fasılın açıldığına değinilen raporda, Türkiye’nin temel AB ilke ve değerlerinde yaklaşımında “ciddi gerileme” içinde olduğu ifade edildi.

Raporda, özellikle 15 Temmuz 2016’deki darbe girişiminin ardından “hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı ve yargı bağımsızlığı” konularında giderek artan bir merkezileşme nedeniyle “sürekli olarak kötüleştiği” ve “Meclis’in önemli ölçüde zayıfladığı” belirtildi. 

Buna ek olarak Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) seçilmiş 65 belediye başkanından 59'unun görevden alınarak yerlerine hükümet tarafından kayyum atandığına vurgu yapılan raporda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın da HDP hakkında kapatma davası açtığı anımsatıldı.

Raporda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) nihai kararlarına rağmen Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın tutuklu olduğu bilgisine yer verildi.