'Bizi olduğumuz gibi kabul edeceksiniz'

Ankara’nın dış politikasının nevzuhur iddialarından biridir bu “realpolitik” yaklaşım. Türkiye’nin, nev-i şahsına münhasır, başına buyruk, bağlantısız, bağımsız bir ülke olduğu iddiasını dile getirir. Diğer ülkelerin Türkiye’yi görmek istedikleri gibi değil, olduğu gibi kabul etmek zorunda olduklarını imâ eder, hatta dayatır. Şu aralar önüne gelenle açmak için çabaladığı “beyaz sayfaların” ardında bu güdük dayatma vardır.   

Peki, bu iddia ne dereceye kadar hayata geçirilebilmiş ve geçirilebilecektir? Ve Türkiye hangi ülkeler veya uluslararası kurumlar tarafından olduğu gibi kabul edilmiş, hangileri tarafından olduğu gibi kabul edilmemiştir? 

Elbette bu sınıflandırma memleketin ittifakları ve bölge devletleriyle olan doğal ilişkileri zemininde ele alınabilir. Bir Sahraaltı ülkesi veya bir Uzakdoğu ülkesi açısından bu iddianın bir anlamı yok. 

Epey Avrupa ülkesi ve Parlamento dışında kalan AB kurumları Ankara’nın iddiasını kabullenenler listesinin başını çekiyor. Türkiye’yi, kendileriyle olan ilişkisi pamuk ipliği kalınlığında olsa da, ceberut rejimiyle, gayri demokratik uygulamalarıyla, görülmemiş insan hukuku ihlalleriyle, askerî maceralarıyla, sürekli kriz hâlindeki ekonomisiyle güle oynaya kabul eden ülke ve kurumlar kuşkusuz Ankara açısından büyük zafer demek. 

Avrupa’daki bu yeni “Mihver Devletleri”nin başını yine Almanya çekiyor. Bulgaristan, İspanya, İtalya, Macaristan, Malta ve Polonya Almanya’nın yancıları. Bunlara yerine göre Hollanda, İsveç ve Slovakya dâhil oluyor. Çekip gitmeden önce bu “sonsuz tolerans” duruşunun esas temsilcisi elbette Britanya idi. 

Bu kör, sağır, dilsiz ülkelerin yanında ve Ankara’yı olduğu gibi kabul etmeye kat’iyen razı olmayan ve olmayacak ülkeler var. Bunların başını da Fransa çekiyor. Avusturya, Kıbrıs ve Yunanistan ile birlikte Türkiye konusunda açık muhalif ülkeler bunlar. Geriye kalanlar yine yerine göre bu takımla hareket ediyor. 

Komisyon ve asıl Dışilişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği de Ankaracı. 

Ne var ki bu hüsn-ü kabulün tam anlamıyla Türkiye’nin arzu ettiği şekilde cereyan etmediğini görmek lâzım. Yani zafer aslında bir yanılsama. 

Ankara’ya sıcak bakan Avrupa ülke ve kurumları, kendi çıkarları doğrultusunda ve Ankara’nın taleplerinin çok cüzi bölümünü karşılamaya hazırlar. Diğer deyişle, Ankara’nın, AB üyeliği, gümrük birliği tâdilatı, vize muafiyeti gibi parmağını kıpırdatmadan doğal hakkıymış gibi kabul görmesini istediği taleplere bu ülke ve kurumların cevabı yok. Sadece kendi çıkarları doğrultusunda, onlar da kısa vâdeli, bir takım adımlar atıyor ve Ankara’yı hoşgörüyorlar. Olduğu gibi kabul ediyorlar evet, ama karşılığında pek bişey koklatmıyorlar. Rejimin ömrünü uzatmak dışında…

Ankara’ya sıcak bakmayanlar da aynı şekilde rejimin içerdeki gayri demokratik faaliyetlerine ilgisiz. Onların derdi Ankara’nın kendilerine verdikleri zararı azaltmak, gücünü çevrelemek ve karşılık vermekten ibaret. Misâlen 25 Ocakta İstanbul’da Yunanistan’la yapılan arama toplantısında Ankara’nın yıllardır üst perdeden dayatmaya çalıştığı “her şeyi konuşacağız” oldubittisi karşılık görmedi. İki sismik fosil yakıt arama gemisini çekmiş olmakla yetinildi.  Hakeza Kıbrıs’taki yeni “iki devlet” dayatması… BM Genel Sekreteri ve şaşkın AB’nin gayretkeşliklerine rağmen ortada ne fol var ne de yumurta. Sadece laf…

Sonuçta taraftar gibi gözükenlerin ve karşı olanların tavırları Ankara’nın “bizi olduğumuz gibi kabul edeceksiniz” meydan okumasının karşılığı olmaktan çok uzak. Kimsenin, restini görüp Ankara’yı bağrına bastığı filan yok. Sadece, Mihver Devletleri yanıbaşlarındaki Türkiye’yi yatıştırarak çıkarlarını savunma peşinde diğerleri ise karşılık vererek. Herkes Türkiye’yi olduğu gibi kabul ediyor ama Türkiye’nin istediğini vermiyor. 

Ankara’nın Avrupa’dan alıp alacağı yegâne karşılık Mülteci Anlaşmasının yenilenmesiyle gelecek malî kaynaktan ibarettir. İlâveten geçen Komisyon döneminde gündemden düşürülmüş üst düzey görüşmelerin tekrar yapılır hâle gelmesi. Komisyon Başkanı von der Leyen ve Konsey Başkanı Michel ile yakında Külliyede verilecek pozlar reisin tabii ki arayıp da bulamadığı bir meşruiyet vesilesi olacak. Ama o kadar. 

Aynı dinamik ABD için geçerli. Trump distopyası esnasında Ankara kendisini olduğu gibi kabul ettirebilmiş gibi gözükse de hakkındaki davaların ve yarattığı sorunların hiçbiri zaman aşımına uğramadı. Halkbank, S-400’ler, İŞİD hâmiliği, NATO içinde yaratılan sorunlar, NATO müttefiği Yunanistan ile yaratılan sorunlar, ülke içi ve dışında Kürd düşmanlığı, Libya’da ve diğer Müslüman ülkelerde İhvan’a verilen destek ve genel insan hukuku ve hukuk devleti ihlâlleri. 

Ocak başından beri Biden/Harris Yönetimi ile yalvar yakar kurulmaya çalışılan irtibatın sonuçsuz kalması tesadüf değil. Bu dosyaların er veya geç açılması, Türkiye’nin en önemli “ortağının”, sabık dönemdeki fütursuzluğunu kabul etmediğinin teyidi olacak. 

Bu bağlamda “hem ABD ile hem Rusya ile iş tutarım, kimse karışamaz” fantezisinin ne ABD, ne Rusya’nın, Ankara’yı böyle kabul etmeyeceğini, yani bu anlamsız ve tehlikeli oyunu oynamasına ilelebed razı olmayacağını artık görmek gerek.    

Bölge ülkeleriyle ilişkilere gelince Ankara’nın enva-i çeşit dayatmasının istisnasız hiçbiri kabul görmedi. 

İsrail’le büyük iddialarla açılmak üzere olduğu beyan edilen beyaz sayfa karşı tarafın Hamas duvarına çarpıp şimdilik yere düştü. Ankara’nın 2006’dan beri hamiliğine soyunduğu Hamas oldubittisi sineye çekilmedi. The Times gazetesi Ankara’dan geri adımların yolda olduğunu yazıyor. 

Keza Mısır, BAE ve Suud ile yıllardır açılmaya çalışılan beyaz sayfalar. Bunlar da İhvan hâmiliğine çarpıp geri dönüyor. Abu Dhabi, Kahire ve Riyad her şeyden önce İhvan’a verilen desteğin bitirilmesini ve İhvancıların sınırdışı edilmesini talep ediyor.  

İkide birde Şam ile açılan beyaz sayfalara bugüne kadar herhangi bişey yazıldığı görülmedi. Şam’ın Ankara’yı olduğu gibi kabul etmesi, yani bugüne kadar Suriye’ye yaptıklarını yanına kâr bırakması ancak kendini bilmezlerin beklentisi olabilir.

Libya’da Ankara, oradaki oldubittilerinin devam edeceği ve bütün geçmiş icraatının kabul göreceği hesapları yapıyor. Bütün afra tafraya rağmen yolun sonu yakın ve er veya geç ihraç ettiği cihatçıları geri alacak, askerî destek karşılığında dayattığı akçalı işler de cabası.  

Mâlum, “bizi olduğumuz gibi kabul edeceksiniz” lakırdısının bir diğer adı da “değerli yalnızlık”. Ne kadar değersiz olduğu her geçen gün kanıtlanan yalnızlık…


@Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.