Ara 09 2017

"Kendini kaybetmesi tehlikesine karşı Türkiye ile Gümrük Birliği müzakereleri başlatılmalı"

Önceki gün Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) tam üyelik hedefini sürdürdüğünü belirten Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, "Gümrük Birliği'nin düzgün ve hızlı bir şekilde güncellenmesini bekliyoruz" şeklinde bir açıklamada bulundu.

Şimşek'in ardından AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin özel danışmanlığını yapan Nathalie Tocci, AB-Türkiye ilişkilerinde ciddi bir dip noktasında olunduğunu söyledi.

"AB-Türkiye ilişkileri kopma noktasına gelemeyecek kadar güçlü" diyen Tocci, DW Türkçe'de yayımlanan söyleşisinde, "Türkiye’nin asıl kendisini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyız" dedi.

Tocci, "Sormamız gereken soru şu: 'Türkiye’nin kendini kaybetmesini nasıl önleyebiliriz?' İşte Gümrük Birliği’nin güncellenmesi Türkiye’ye yardım edilebileceğimiz elimizdeki sınırlı imkânlardan biri" görüşünde.

Tocci söyleşisinden öne çıkan satırlar şöyle:

AB-Türkiye ilişkilerinde ciddi bir dip noktasındayız ama sürecin daha kötü bir noktaya evrilmesine, iplerin kopmasına ihtimal vermiyorum. İlişkilere, siyasi alandaki iniş çıkışlardan bağımsız olarak, yapısal bir perspektiften bakılması gerektiğini düşünüyorum. AB ülkelerinden Türkiye’ye sermaye akımları, ticaret, teknoloji, bilgi ve tecrübe aktarımı, araştırma alanlarındaki işbirliği gibi daha pek çok örnek sunabileceğim indikatörleri esas aldığımızda, aslında AB ile Türkiye arasındaki bağların daha da güçlenmekte olduğunu çok açık bir şekilde görüyoruz.

Ayrıca, iki tarafın her konuda mutabık olduğu anlamına gelmese de enerji, göç ve terörle mücadele gibi alanlarda devam eden güçlü bir işbirliği var. Bunlar her iki tarafın da, işbirliğini sürdürmenin gerekli olduğunun bilincinde olduklarını gösteriyor. Şu sonuç ortaya çıkıyor: AB-Türkiye ilişkileri kopma noktasına gelemeyecek kadar güçlü. Ancak ben aynı şeyi Türkiye-ABD ilişkileri için söyleyemem.

Türkiye’nin ABD ile ilişkileri de güçlü ama temelinde tek boyutlu, salt güvenliğe dayalı. Türkiye-AB ilişkilerinde ise güvenliğin yanı sıra ticaret, göç, halklar arası ilişkiler gibi çok geniş bir yelpazeyi kapsayan bir iç içe geçmişlik söz konusu.

Türkiye’nin bir ekonomik krize sürüklenmemiş olmasının başlıca nedeninin, Katar’ın ekonomik desteği, sağladığı nakit akış. Türkiye'nin Suudi Arabistan-Katar geriliminde aldığı tavır nedeniyle bu desteğin süreceğini tahmin ediyorum. Dolayısıyla AB’nin mali kısıtlamalarının ne kadar etkili olabileceği konusunda çok da emin değilim...

Tarihsel bir perspektiften ve yapısal olarak baktığımızda, Türkiye ve Rusya’nın rakip olduğunu ve rakip olmaya devam edeceğini söyleyebiliriz. Bu, taktiksel olarak işbirliği yapmalarını engellemiyor. Ancak rakip olmaya devam edecekler. AB ile Türkiye arasında ise yapısal bir ortaklık var, her iki taraf da bunu sürdürecektir, gerilimler ilişkilerdeki iniş çıkışlar bu gerçeği değiştirmeyecek. Son gelişmelerde söz konusu olan aslında Batı’nın Türkiye’yi kaybetmesi değil. Türkiye’nin asıl kendisini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya bulunması. Ve sormamız gereken soru da şu: Türkiye’nin kendini kaybetmesini nasıl önleyebiliriz? İşte Gümrük Birliği’nin güncellenmesi Türkiye’ye yardım edebileceğimiz, elimizdeki sınırlı imkânlardan biri.

Tocci, gazeteciler ve akademisyenlerin ölçüsüz nedenlerle tutuklu kaldığı sürece AB'nin geri adım atması ve ilişkilerin iyileşmesinin gerçekçi olamayacağını ifada ediyor:

Türkiye’de gazetecilerin, akademisyenlerin düşünceleri nedeniyle tutuklanması gibi ölçüsüz, aşırı gelişmeler olduğu sürece, AB’nin geri adım atması, ilişkilerde yeniden yakınlaşma sağlanabilmesi gerçekçi değil. Kimileri, AB’nin diktatörlükle yönetilen Mısır ile bile ilişkilerini koparmadığını, neden Türkiye ile benzer ilişkiler yürütülemediğini sorabilir. Yanıtı çok basit: Çünkü AB, Türkiye’yi aslında ailenin bir parçası olarak görüyor. Bu nedenle demokrasi standartlarında bu denli büyük bir geriye gidişin olması kabullenilemiyor. Özetle, Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının gelişmesi yönünde bir değişim olmadığı müddetçe AB’nin mevcut siyasetinde bir değişiklik olmayacaktır.