Önerileri Türkiye ve Rusya tarafından reddedilen AB için çifte felaket

Avrupa Birliği’nin, güvenliğine yönelik en yakın tehditlerden ikisi olan Rusya ve Türkiye ile olumlu bir diyalog geliştirme girişimleri başarısız oldu.

AB’nin üst düzey diplomatı Josep Borrell şubat ayında Moskova’yı ziyaret ettiğinde alay konusu oldu. Borrell'in blogunda belirttiği gibi, amaç AB’nin Rusya ile ilişkilerinin hızla kötüleşmesini "ilkeli diplomasi yoluyla" ele almaktı.

Ayrıca, Rus muhalif Alexei Navalny'nin zehirlenmesi, tutuklanması ve cezalandırılması, bununla bağlantılı olarak binlerce göstericinin toplu tutuklanmasına yönelik AB’nin güçlü tepkisini dile getirmeyi amaçladı.

Borrell’in iyi niyet ziyareti ciddi şekilde geri tepti. Çabaları, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile "agresif bir şekilde sahnelenen" basın toplantısı ve üç AB diplomatının ihraç edilmesiyle ödüllendirildi.

AB’nin Türkiye ile yakınlaşma girişimleri ise çok daha iyi görünüyordu, ta ki geçen haftaki "koltuk gate" gafı bu ilişkileri raydan çıkarmakla tehdit edene kadar.

Borrell ile Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu arasında ocak ayında gerçekleşen görüşmede işaretler olumluydu.

Burada amaç, AB-Türkiye ilişkilerinin değerlendirmesini yapmak ve karşılıklı stratejik çıkarlar temelinde ileriye dönük ve “ortak değer ve ilkelere bağlı bir işbirliğine dayalı ve karşılıklı ilişki” geliştirilmesine dayalı bir yol tartışmaktı.

Bu, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Ekim ayında AB liderleri zirvesinden sonra belirttiği gibi, AB’nin Türkiye ile “yapıcı diyalog” ve “pozitif gündem” elde etme isteğinin bir uzantısıydı.

Ardından Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la Yeni Yıl video konferansı düzenledi ve Türkiye'nin geleceğini Avrupa'da gördüğüne ve AB ile ilişkilerinde “yeni bir sayfa açmak istediğine” ikna oldu.

İşler o kadar iyi gidiyordu ki, Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ve von der Leyen, Mart ayında gerçekleşen bir sonraki AB zirvesi öncesinde yeni bir görüntülü görüşmede Ankara'yı ziyaret etme olasılığını gündeme getirdiler.

Erdoğan, zirvenin olumlu sonuç vermesini beklediğini söyledi ve 2016 göçmen anlaşmasının güncellenmesinin olumlu bir gündem için temel oluşturabileceğinden bahsetti.

Avrupa Konseyi yaptığı açıklamada, Türkiye ile özellikle Gümrük Birliği'nin modernizasyonu ile birlikte Türkiye'deki Suriyeli mülteciler için finansmanı gibi ortak çıkarların bir dizi alanında işbirliğini geliştirmek için Türkiye ile “aşamalı, orantılı ve geri döndürülebilir bir şekilde” çalışmaya hazır olduğunu beyan etti.

Türkiye’nin ağır insan hakları ihlalleri hazırlıksız bir şekilde ele alındı ve açıklamada da işaret edildiği gibi, AB-Türkiye ilişkilerinin ayrılmaz bir parçası olmaya devam eden "diyalog" ile sınırlandırıldı.

Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün zirveden önce insan haklarını AB-Türkiye ilişkilerinin merkezine oturtmak için yaptığı çağrıya, görünüşe göre herhangi bir atıfta bulunulmadı. Üç milletvekili ve 29 kuruluş tarafından yapılan benzer bir çağrı da sağır kulaklara düşmüş gibi görünüyordu.

Ardından, geçen haftaki Ankara ziyaretleri öncesinde, Michel ve von der Leyen, 20 insan hakları grubundan onları hukukun üstünlüğüne ve temel hakların korunmasına öncelik vermeye çağıran açık bir mektup aldı,

Von der Leyen, daha sonra ziyaretin amacının AB-Türkiye ilişkilerine yeni bir ivme kazandırmak olduğunu ve başardıklarını söylemek gerektiğini söyledi. Ama belki de amaçladıkları şekilde değil.

Artık "koltuk gate" olarak bilinen tuhaf bir anda, Komisyon başkanı Erdoğan'la görüşmenin başında kelimenin tam anlamıyla ayakta bırakıldı.

Sonrasında von der Leyen, “ilginç” toplantının ekonomik ilişkiler, üst düzey diyaloglar, toplumlar arası temaslar, mülteciler ve göçü kapsadığını söyledi. Ayrıca, Türkiye'nin kadınları şiddete karşı korumayı amaçlayan İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesinin "yanlış sinyal" olduğunu söyledi. Ancak bu görüşün koltukta otururken mi yoksa sadece basın toplantısında mı ifade edildiği net değil.

Türkiye, oturma gafının suçunu AB'ye yükledi, ancak herhangi bir standarta göre, bu Türkiye'nin normalde yabancı ziyaretçilere sunduğu nezaketin bir eksikliğini temsil ediyordu. İtalya Başbakanı Mario Draghi, Erdoğan’ın davranışını uygunsuz buldu ve onu “diktatör” olarak nitelendirdi.

Meslektaşını zor durumda bırakarak kendisi için belirlenen koltuğa oturmakta tereddüt etmediği için de eski Belçika başbakanı Michel, o zamandan beri uykusuz geceler geçiriyor.

Koltuk gate, bir bardakta koparılan bir fırtına olarak kolayca göz ardı edilebilir. Ancak Erdoğan, AB'ye etkili bir şekilde hareket çekerek, AB ile Türkiye arasındaki yeni bir yakınlaşmanın başlangıcına onarılamaz bir zarar verebilirdi.

Eski Türk diplomat Ali Dinçer olaya farklı bir bakış açısıyla yaklaşarak, Eski Türk diplomat Ali Dinçer olaya farklı bir bakış atıyor, Ankara'da von der Leyen ve Michel'e yapılan muameleyi "utanç verici olduğu kadar uygun" ve "Berlin'in yıllardır tek taraflı olarak tüm bloğa dikte ettirdiği ilkesiz ve tamamen değerden bağımsız bir politikanın doğal ve trajik sonucu" olarak adlandırıyor.