Türkiye AB'nin devam eden genişlemesinden yararlanabilir mi?

Bugünlerde AB'yi dikkate almamak kolay. Kovid-19 krizi Avrupa dayanışmasını sıkı bir teste tabi tuttu. Çin ve ardından Rusya gibi jeopolitik rakipler, koronavirüsten mustarip İtalya'ya tıbbi malzeme ve ekip göndererek PR puanlarını yükseltti. Ancak AB'yi daha yakından takip edenler, örgütün hala genişlemeye devam ettiğini görünce oldukça şaşıracaklardı. Geçtiğimiz Salı Genel İşler Konseyi Kuzey Makedonya ve Arnavutluk ile üyelik müzakerelerini başlatma kararı aldı. Bu, genişlemenin askıya alınmadığı anlamına gelir. AB, çevresi üzerinde nüfuz sahibi olmaya hala hevesli.

Çok az kimse birliğin kararının gecikmiş olduğunu düşünebilir. Kuzey Makedonya buna bir örnek. Yugoslavya’nın dağılması sonrası oluşan cumhuriyet ile 2009 yılı başlarında katılım müzakerelerine başlamak uygun görülüyordu. Ancak müzakere, isim sorunundan dolayı Yunanistan’ın itirazı ile karşılaştı. Atina ve Üsküp, Prespa Anlaşması ile 2018 yazında bir çözüme ulaşmış olsa da başka engeller ortaya çıktı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron katılım sürecinin gözden geçirilmesini talep ederek “olmaz” dedi ve Brüksel'den mevcut kapalı müzakere fasıllarını tekrar değerlendirmesini istedi. Amaç, iç reforma kilitlenmek ve Macaristan ya da Polonya örneklerinde görüldüğü gibi kötüye gidişi önlemektir. Fransa’nın görüşleri başkaları tarafından da paylaşılıyor. Örneğin Hollanda ve Danimarka’nın, Arnavutluk'un organize suç ve üst düzey yolsuzlukla mücadele konusundaki hevesi ile ilgili şüpheleri var. 

Üsküp ve Tiran, Avrupa Komisyonu'nun Macron'un koşullarına uygun yeni bir müzakere metodolojisi üzerinde çalışması sayesinde yeşil ışık aldı. Bir buçuk yıldan fazla süren Kuzey Makedonya ve Arnavutluk hikâyesi, genişlemenin çok yavaş ilerleyeceğini gösteriyor. Brexit sonrası, birliğin önceliği genişleme yerine iç konsolidasyon. Macron, Euro Bölgesi’nin ortak bir bütçesi için bastırıyor.

Şimdi ortak para birimini benimseyen tüm devletler tarafından ortaklaşa çıkarılan eurobond çağrılarını yenilemek için Kovid-19 mücadelesini kullanıyor. Yeni çok yıllı finansal çerçevesinin devreye gireceği 2027'den önce AB’nin yeni üyeleri kabul etme olasılığı düşük. Kapılarını açması durumunda ise en iyi adayın küçük Karadağ olduğu görülmektedir.

Komşusu Sırbistan'ın 2014'ten bu yana gerçekleştirdiği üyelik müzakerelerinden farklı olarak, Kosova'nın statüsü ile ilgili bir egemenlik anlaşmazlığının yükü altında değil. Kuzey Makedonya, on yılın sonunda veya 2030'ların başında bunu başarabildiği taktirde şanslı olacak. Arnavutluk biraz daha fazla beklemek zorunda kalırken, Bosna-Hersek ve Kosova ise sıranın sonunda kalacak. 

Bu Türkiye için ne anlama geliyor? Üyelik müzakereleri, tüm niyet ve amaçlarına rağmen uzun süredir ölü durumda. Yine de Batı Balkanlar'ın kademeli entegrasyonu büyüleyici fırsatlar sunuyor. Euro Bölgesi’nin genişlemesiyle bağlantılı olarak, ağır çekim genişleme, Avrupa’nın çok tartışmalı eş merkezli çemberler senaryosunu politik bir gerçek haline getiriyor.

Eski Yugoslav cumhuriyetleri, giderek farklılaşan AB'nin dış çemberi üzerinde kümelenecekler. Birleşik Krallık, birlikle olan ticaret ve işbirliği anlaşmasını sonuçlandırdıktan sonra da, Brüksel'in yörüngesinde yer alacaktır. Türkiye‘nin, üyeliğe kabul edilecek Batı Balkanlar ile yarı müstakil İngiltere arasında bir kategoride yer almak gibi iyi bir şansı var. Gümrük Birliği, Türkiye ekonomisini AB ekonomisine bağlıyor.

Adım adım hizmetler artırılacaktır. Türkiye'nin Norveç, İzlanda ve Lichtenstein gibi AB Tek Pazarına ayrıcalıklı erişim sağlaması elbette düşünülemez Bu, gelişmiş sektörel işbirliği ile birleştirilecektir - örneğin adalet ve içişleri, göç ve sığınma (2016’daki mülteci anlaşması sayesinde hâlihazırda yürürlükte) veya enerji gibi alanlarda. Üyelik gündem dışı olsa da gerçekleştirilecek başka yakın işbirlikleri her iki tarafa da fayda sağlanabilir. 

Ancak büyük bir “ama” vardır. O tango için iki kişi gerekir. Avrupa entegrasyonundan alakart bir kar elde etmek için Türkiye rotasını değiştirmelidir. AB liderleri, örneğin ülkede bir dereceye kadar politik serbestleşme olmadıkça Ankara'nın Gümrük Birliği'ni güncelleme talebini karşılamayacaklardır.

Türk sivil toplumu baskılara maruz kaldığı ve muhalefet köşeye sıkıştığı sürece, kilit Avrupa başkentlerinde ve Brüksel'deki politika yapıcıların esneklik payı az olacaktır. AB'nin uzun zamandır Türkiye'nin içişleri üzerindeki etkisini artırdığı doğru. Ancak şartlılık, elinde bulunan az sayıda dış politika aracından biri olmaya devam etmektedir. Genişlemenin altın çağı artık geçmişte kaldı. Ama mirası devam ediyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir