Şub 19 2018

'ABD'nin hedefi artık Esad değil İran'

Suriye savaşı dönüşerek, yeni boyutlarla ve aktörlerin yeni hedefleriyle tam gaz devam ediyor. 

ABD ve Türkiye'nin savaş başladığında önceliği, Esad rejiminden kurtulmakken şimdilerde her ikisinin de öncelikleri farklı. Türkiye, YPG'nin sınırına dayanmasından, otonom bir Kürt bölgesi yaratıp Fırat'ın batısına yerleşmesinden endişe duyarak Afrin Operasyonu'na girişirken, ABD de dikkatini Esad rejiminin devrilmesinden ziyade Rusya ve İran'ın emellerinin sınırlanmasına çevirdi.

Gazeteduvar yazarı İlhan Uzgel de, bu politika değişikliğine dikkat çekiyor ve ABD'nin, İran'ın Suriye'deki etkisini kırmak için Suriye'nin güneyine yerleştiğini yazıyor.

Uzgel'e göre, ABD, İran'ın Akdeniz bağlantısına sahip olmasını istemiyor ve İran'ın güney Suriye'deki varlığını İsrail'e bir tehdit olarak görüyor. Bu tehdidi hayli önemseyen ABD, CIA aracılığıyla Ürdün ve Tanaf'ta militanları eğitiyor. Hedefse İran.

Türkiye'nin tüm dikkatini Afrin Operasyonu ve dolayısıyla PYD'ye kaydırdığı bir ortamda, ABD'nin Suriye'nin güneyine de konuşlandığına değinen Uzgel, şöyle devam ediyor:

"ABD’nin genel olarak dış politikasında, özelde de Suriye politikasında kafa karışıklığı yaşadığını, belirlenmiş bir politikasının olmadığı yaygın olarak dile getirilmekte. Bense durumun tam olarak böyle olmadığını, ABD’nin Obama’dan başlayıp Trump ile devam eden bir Suriye politikasının bulunduğunu, bunun sahadaki gelişmeler doğrultusunda zaman zaman revize edilerek sürdürüldüğünü savunuyorum. Bu politikanın merkezi öğeleri başlık olarak şunlar:

Suriye’nin savaş alanına çevrilmesi. Aslında savaşın Rusya müttefiki ve Baasçılığın son kalesi olarak kalan Suriye topraklarında yaşanarak ülkenin içe doğru yıkılması ana strateji. Suriye’nin bir aktör olarak Ortadoğu denkleminden düşürülmesi, başka sorunlar yarattıysa da genel hatlarıyla başarılı oldu.

Savaşın Ürdün, Lübnan gibi kırılgan ABD müttefiklerine yayılmaması.

ABD’nin askeri olarak bu ülkeye yerleşmesi. Bunun için de kuzeyde bir özerk bölgenin oluşması."

Bu süreçte, Rusya'nın Esad rejimini ayakta tutmak için silah ve asker gücü sağlayarak maliyeti üstlendiğine ancak ABD'nin maliyet ve meşruiyet hesaplamasını daha iyi yaptığını belirten Uzgel, "Rusya'nın müttefiki Suriye en sonunda galip gelse de sürekli kan kaybediyor. Tabii ki ABD için beklenmedik gelişmeler de yaşandı. Bunların başında ise İran’ın Suriye’deki etkisinin artması geliyor ve şu anki Amerikan politikasının bir ayağını bu etkiyi azaltma stratejisi oluşturuyor" diyor.

ABD dış politika ve güvenlik kurumlarının Suriye konusunda bir işbölümü yaptıkları görüşünü dillendiren Uzgel, değerlendirmelerini şöyle sürdürüyor:

"Pentagon daha çok kuzeyde ve PYD’ye destek olurken, IŞİD ile savaşı üstlenmişti. CIA ise daha çok coğrafi olarak güneyde (ama kuzeyde İdlib ve geçmişte Halep’te de bulunuyorlardı), ılımlı İslamcı muhaliflere destek sağlarken, bunları Esad rejimine ve İran’a bağlı güçlerle savaştırıyordu. Her iki operasyonun da kendisine özgü zorlukları vardı. PYD hiyerarşik, düzenli, coğrafi olarak sınırı belli ve güvenilir bir müttefik olarak sivrilirken, ona verilen silahların bir gün ABD’ye yönelme riski yoktu ama PYD desteği Türkiye’yi rahatsız ediyordu. CIA ise kontrolü zor, disiplini zayıf ve sonrasında ne yapacağı belli olmayan ve tek özelliği rejim karşıtlığı olan gruplarla çalışmak zorundaydı. Dışişleri Bakanlığı ise Cenevre görüşmeleri, bölgedeki müttefiklerle ilişkiler gibi sürecin diplomasi boyutunu yürütmekteydi."

ABD yönetiminde daha etkin hale gelen neo-con'ların, dikkatlerini İsrail'in güvenliğine kaydırdığına işaret eden Uzgel, ABD'nin İsrail’in güvenliği ve İran’ın Akdeniz bağlantısının kesilmesi için Suriye’nin güneyine de askeri olarak yerleştirdiğini belirtiyor.

Bunun için de CIA operasyonundan arta kalanların bir kısmının Ürdün’de, bir kısmının ise güneyde Tanaf şehrinde ABD ve İngiliz özel kuvvetleri tarafından eğitildiğini aktaran Uzgel, "Hedef artık Esad rejimi değil, İran ve ona bağlı unsurlar. Irak’tan gelen karayolunun hem Ürdün hem de Şam’a bağlanan kesişim noktasındaki bu şehre ABD bir askeri üs kurdu ve 55 kilometrelik bir yarı çapı “çatışmasızlık bölgesi” ilan etti. Buraya yaklaşmaya çalışan Suriye birliklerini vurarak kararlılığını da gösterdi. İsrail ve Ürdün’ün de bu politikanın sıkı savunucuları olduğunu belirtmek gerek" diye ekliyor.