Ali Yurttagül
May 20 2018

İran meselesi ve Trump sorunu

Trump sorunu ve ekibinin İran ile varılan anlaşmadan tek taraflı çekilme kararı ve hedeflerine eğilmeden, İran meselesine bir iki kelime ile değinmekte yarar var. Zira Trump ve ekibinin akla ziyan kararı gölgesinde İran sorunu gözden kaçıyor.

İran’ın nükleer politikasının “enerji” amaçlı olduğu iddiasına, bizde “külahıma anlat” denir. Dünyanın en zengin gaz ve petrol yatakları üzerinde yüzen bir ülkenin, bu politika uğruna ambargoları, izolasyonu, ağır ekonomik faturaları “enerji” ihtiyacı ile açıklamaya çalışması, aklımızla alay etmektir. İran, Kuzey Kore, geçmişte ırkçı Güney Afrika rejimi gibi nükleer silahlanmayı varlık meselesi, rejimin selameti için gerekli görüyor.

İran’ın nükleer silaha kavuşması, Saud-i Arabistan, Mısır ve hatta Türkiye’nin de bu sürece girmesini tetikleyecektir. Çünkü İran’ın nükleer silahlanma hedefi İsrail değil. Kudüs’ü vurmadan, Tel Aviv’i vurmak mümkün mü?

İsrail-İran olayına da soğukkanlı, İran’ın Filistin hassasiyetini doğru okumakta yarar var. En keskin İsrail düşmanlarının İran’da kimler olduğuna ve yine bu kaynakların, sadece Filistinliler gibi Müslüman değil, hatta Şii olan Azerbaycan-Ermenistan sorununda nerde durduklarına biraz yakından bakmak, olayın “Müslümanlık“ meselesi veya dayanışması değil, rejim meselesi olduğunu görmek için yeter.

İran’dan Karabağ sorununu veya Azerbaycan’ın %25’ini kapsayan ve işgal altında olan topraklarını konu edindiğini hiç duydunuz mu? Azeriler “Müslüman” değil mi? Mollaların İsrail aşkı, Netanyahu’nun İran tutkusu gibi iç politika kaynaklı, rejim meselesi....

Ama rejim için en büyük tehdit Trump değil, içerden.  Meşed’de Mollaların Ruhani’ye karşı başlattıkları protestoların kontrolden çıkması, tüm ülkeye yayılması ve Mollaları hedef almasını daha dün yaşadık.

İran’ın tamamen iç dinamiklerinden kaynaklanan bir rejim sorunu var. Ordusu, güvenlik güçleri, adli yapısı, ekonomisi, sosyal politikası ile İran’da çarpık iki paralel yapılanma var. Klasik İran devletinin başında Ruhani dururken, Devrim Muhafızları’nın kontrolünde ikinci bir “tekel” var.

Devlet içerisinde devlet bu rejim ile sağlıklı bir ekonomi veya sosyal politika yapılandırmak mümkün değil. Aslında hiç bir Ambargo uygulaması olmasa bile, İran sefaletten kurtulmak için bu yapıyı aşmak zorunda. Mollalar da bu gerçeğin farkında, direniyorlar.

Trump neyi hedefliyor?

Her neyse, olay rejim meselesi ve Trump tam bu koridordan girdi İran politikasına. Nükleer meselede Obama ile varılan uzlaşmadan tek taraflı çekilmesi, ambargo kararları sadece ilk adımlar. “Daha iyi bir anlaşma” dese de, amaç bu değil. ABD, İsrail ve Saui-i Arabistan’ın amacı İran’da rejim değişikliği. Amaç İran’ı yola getirmek, bu ülkeyi Irak gibi kaos ile baş başa bırakmak. Bir bakıma sonuçlarını yakından bildiğimiz Bush’un Irak politikası.

İran’a girmeye kalkacaklarını sanmıyorum. Washington’da dolaşan ve İran’da azınlıkları hareketlendirme, “muhalefeti” devreye sokma planları da tutmaz. İran halkının oturmuş devlet kültürü, Mollaların en kötü baskı rejimini kaosa tercih edeceği için, en sonunda İran azınlıkları ile açılım mücadelesi veren kesimler öder faturayı.

Toparlarsak Washington şahinleri, Tahran’da şahinlere saha açmaktan, tekrar dizginleri ele geçirmelerine destekten ileri giden bir sonuç alamazlar.

Umarız alamazlar, zira İran’da Suriye benzeri bir iç savaşı hayal bile etmek dehşet verici bir senaryo. Suriye ile yaşadığımız felaket ve mülteci akımı İran ile yaşanacak felaket yanında, Lübnan krizi gibi kalır. On yıllarca bu bölge ateşler içerisinde, geçilmez bir mayın tarlasına dönüşür. Trump ve ekibi tüccar mantığı ile politika yaptığı, kazanmak için risk almak gerektiğine inandıkları için, kriz yönetmek diye bir sorunları yok.

Avrupa’nın manevra alanı sınırlı. Brüksel ABD’yi Sofya zirvesi ile İran politikasında yalnız bıraktı, hatta karşısına aldı. İran ile önemli ticari ilişkileri olan Almanya, Fransa ve İtalya’nın tutumu biliniyordu. Ama bugüne kadar “ABD’yi yalnız bırakmamak, yönetebilmek, etken olmak” prensibi ile uluslar arası ilişkilerini şekillendiren Londra bile Trump’ın yanında yer almadı. Bu gerçek çok önemli ve ihmal edilmemesi gereken bir olgu.

Brüksel’in ABD yaptırımlarına karşı eli oldukça zayıf. Avrupa firmaları ABD pazarını kaybetmemek, ABD yaptırımlarının hedefi olmamak için, AB desteklese bile, İran pazarına uzak duracaktır. Fransız petrol devi Total, Alman Simens gibi firmalar İran’dan çekilme kararı aldı bile.

Bu firmalar için ABD pazarı yanında İran ihmal edilir bir birim. Dolar ile yapılandırılmış uluslar arası ticaretten de vazgeçmeleri mümkün değil. Bankalar yanında sigortalar da İran’dan çekileceği için, Avrupa’ya petrol taşıyan tankerlere bile risk sigortası yapılmayacak, Iran petrolünü Avrupa pazarına satmakta da zorlanacak.

Avrupa’nın Trump sorunu İran’la da sınırlı değil. Çelik, alüminyum gibi ürünlere gümrük uygulama kararı sadece dört hafta uzatıldı. Sofya‘da alınan karalardan, sonra Trump ne yapar dersiniz? AB Konsey Başkanı Donald Tusk’un “ böyle dostlar olduktan sonra, kimin düşmana ihtiyacı var ki” cümlesi anlamlı.

Brüksel bir şeyler yapmaya çalışsa da, ABD karşısında çaresiz. Diyalog kanallarını açık tutmaktan başka alternatifi yok. Brüksel’in İran’a bu geçeği, ambargolar karşısındaki çaresizliğini tüm açıklığı ile anlatması gerekir.

Bir Avrupa deyimi ile “katkısız şarap” sunmak zorunda. Mollalar içmez, şişe masada kalır diyeceksiniz. Haklısınız, ama belli olmaz. Baş başa kaldıklarında, tadına bakmayacaklarını nerden biliyorsunuz? Hele şişe Şiraz üzümü de içeren Grand Cru ise...

Şangay İran için de alternatif değil. İran’ın Çin, Hindistan, Rusya pazarı son yıllarda alternatif olarak tartışılsa da, bu bölge ile ticarette “aracı” olmaya soyunan Halkbank’ın durumu iyi bir örnek. Benzer bir role soyunan Fransız bankası BNP Parisbas, ABD mahkemeleri tarafından 9 Milyar Dolar ceza yemiş ve tıkır tıkır ödemek zorunda kalmıştı. Çin, Rusya pazarı İran’ın temel ihtiyaçlarını karşılamakta yardımcı olsa da, bu ülkenin kalkınması için dünya pazarına açılmasını dengeleyemez.

Türkiye nerde durmalı?

İran’da olası bir Suriye senaryosuna şiddetle karşı çıkmak Türkiye için hayati, hatta varlık meselesidir. İran’da olası bir yangının alevleri Türkiye’yi de sarar. Bundan şüpheniz olmasın. İran’ın istikrarı Türkiye için sadece ekonomik olarak değil, politik olarak ta yaşamsal.

İran politikasında Obama çizisine dönmek Trump’ı izole etmekten geçiyor. Gönül isterdi ki, Sofya zirvesinde, hiç değilse akşam yemeğinde Türkiye masada olsun. Biliyorum, “bu çocuk iflah olmaz” diye düşünüyor, “Erdoğan sorununu” göz ardı ettiğimi sanıyorsunuz. Hayır, Trump’ın akla ziyan politikası ile başarılı mücadele etmek için, Putin’in koluna girmek değil, Brüksel’de masada olmak gerektiğini düşündüğüm için söylüyorum. Haksız mıyım?

Sorunun kaynağını da gözden kaçırmamakta yarar var. İran gerçi imzaladığı anlaşmaya sadık kalıyor, ama nükleer meselede hedeflerinden vazgeçmiş değil. Bunu Türkiye’de, Avrupa’da biliyor. Füze testleri, teknolojiye yatırımları da nükleer silahlanma hedefinden vazgeçmediğini gösteriyor.

Suriye politikası ise bir felaket. Moskova’yı bile rahatsız emekte olmalı ki, İsrail hava kuvvetlerinin saatlerce Suriye hava sahasına girmesine, İran birliklerini bombalamasına güz yumdu. İran Suriye’de ne arıyor dersiniz? Veya diğer kelimelerle soralım, Suriye’de hangi İran birlikleri çarpışıyor dersiniz?

Tek çıkar yok müzakere masası.

Her neyse, bölgede barış, olası bir orman yangının önüne geçmek, bölgenin kaderini Trump ve  Natanyahu gibi sorumsuz politikacılara terk etmemek için, İran tekrar masaya oturup müzakere etmek zorunda. Bunu Tahran’a anlatmak tek çıkış yolu artık.

Trump ile müzakereler hiçbir yere varmayabilir, ama Trump masadan kaçamaz. Müzakereler olası bir tırmanışın, felaketin  önüne geçmek, İran halkını derin bir sefalet ile karşı karşıya bırakmamak için en önemli enstrümandır.

Rejim meselesine gelince. Bırakalım İran halkı Mollalar ve kadın düşmanı bu rejimi kendi iç dinamikleri ile aşsın. Tahran’da birkaç gün bile bulunmak, İran halkı ile rejim arasında uçurumun ne kadar derin olduğunu görmek için yetiyor. İran halkı demokratik ve dünya ile bütünleşen bir rejim hak ediyor, izolasyonu, ambargo, Mollaları değil.