ABD seçimlerinin Orta Doğu, Türkiye ve Kürtler üzerindeki olası etkileri

Amerikan seçimini Demokrat Parti adayı Joe Biden kazandı. Bu sonuçla ABD devlet politikasında köklü değişiklikler beklemek gerçekçi olmaz. Köklü demokratik geleneklere sahip ülkelerde devlet politikaları, devleti idare eden siyasi yönetimin keyfine göre değiştirilemez.

ABD’nin devlet politikası iskelet olarak değişime uğramamasına rağmen, iç ve dış uygulama alanlarında, Trump ‘menşeli’ bazı değişimlere sahne oldu.

Joe Biden’in en sıkıntılı çalışma sahası dış sahadan çok iç saha olacaktır. Trump tahribatının en etkili olduğu saha iç saha. ABD toplumu polarize olmuş. Belki demokrasi hikayesinde ilk defa, Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin taban kitlesi bu kadar düşmanca karşı karşıya getirilmiş.

Dış sahada, özellikle AB ülkeleri ve Çin ile yaşanan sıkıntılar giderilecek sıkıntılar. Biden bu sahada fazla zorlanmaz, dış sahada belki en çok zorlanacağı alan Orta Doğu  sahası. Çünkü bu sahada, bir yandan Orta Doğu ve İslam liderliğine oynayan, diğer taraftan dünyanın geri kalan sahasına terörizm ihraç eden Erdoğan gibi bir partnerleri (!) var.

Orta Doğu’da ABD politikasının sıkıntılı sahası İran. Türkiye ve Katar da bu zincire eklemlenerek, ABD’nin Orta Doğu sahasında  çözümleyici güç olma fonksiyonunu önemli ölçüde darbelemiştir. Bu darbelemenin en önemli faktörü ise, İran ve Katar’dan çok Türkiye’dir.  

Türkiye’nin, ABD’nin Orta Doğu politikasının temel sorunu haline gelmesinde iki önemli faktör var. Bir, Türkiye NATO partneri. İkincisi, Türkiye ABD ve AB için Orta Doğu ve Asya pazarına açılan kapı. Jeo-stratejik itibarıyla ABD, AB ve Rusya’nın Orta Doğu ve dünyanın gerisi üzerindeki hesaplaşmalarında kilit role sahip.

Joe Biden’in İran’ı sınırlama, Katar ve diğer Arap ülkelerindeki demokrasi karşıtı akımı dizginleme başarısı, AKP-MHP ırkçı dinci diktatörlüğünü ne kadar dizginleyeceği, hangi araçlar kullanarak bu kast çetesini sınırlayacağına bağlı. Şayet Joe Biden bugüne kadar olduğu gibi, Erdoğan’ı dizginlemede Kürtleri koz olarak kullanacaksa, çözümleyici bir sonuca varması mümkün olmayacaktır. 

ABD’nin 100 yıllık politikası Orta Doğu’nun despot, otokrat ve parlamenter maskeli diktatörlüklerini desteklemek oldu. 20. yüzyıl böyle geçti. Bu yüzyıl, dünyanın demokratikleşme prosesi önünde engel yüzyılı olduğu kadar, Orta Doğu halklarını da kölelik statüsüne mahkumiyet yüzyılı oldu.

20. yüzyıla sosyalizm ile kapitalizm arasındaki çekişme damgasını vurdu. Al-Kaide, DAİŞ, ve İslam menşeili diğer bütün terörist yapılanmalar, ya ABD ve Avrupa’nın 20. yüzyıl politikasının ürünleri, ya da bu politikanın ürettikleri oldu. Bu sebepten 20. yüzyıl başta dünya savaşları yüzyılı, sonra da iç savaş ve isyanlar yüzyılı olarak geçti.

21. yüzyıl dünya insanının sosyalitesi, gelişmişlik ve iletişim ilişkileri, karşılıklı birbirine ihtiyaç duyma gerekliliği (bireyler, toplumlar ve devletler) 20. yüzyıl politikasını daha fazla kaldıramaz.

Bu açıdan Trump’ın uğradığı seçim hezimetini, demokratik bir yarışın neticesi olarak görmemek gerekir. Daha çok,  21. yüzyılın ilk çeyreğinde demokrasi sahaları olarak görülen AB ve ABD’de de baş gösteren ve giderek ivme kazanan sağcı, ırkçı ve dinci tandanslı gelişmenin yenilgisi olarak görmek lazım. 

Bu eğilim Asya, Afrika, Latin ve Güney Amerika’daki diktatörlüklere, bakiyesini devam ettirme umudu oldu. Polonya, Macaristan, İtalya’da iktidar(İtalya da geçicide olsa), Almanya, İngiltere, ve AB’nin diğer ülkelerinde gelişim gösteren sağcı ve ırkçı eğilimleri, Türkiye’de iktidarı ele geçiren Erdoğan-MHP ikilisinin ırkçı faşist diktatörlüğünü da bu gelişmenin bir ürünü olarak görmek gerekiyor.

Dünya’daki gelişmeleri bu tablonun ortak puzelleri olarak görürsek, Trump’ın yenilgisi dünyada depara kalkan gericiliğin yenilgisi olarak da görebiliriz. 
Egemen sistemler açısından 20. yüzyıl politikasının çıkmazı, demokrasi güçlerinin atağı, yükselişe geçişi olarak görülebilir mi? 

O kadar kolay değil. Bir olumsuzluktan iyi sonuçlar elde etmek, olumsuzluğun alternatifi argümanlara ve real politik önermelere sahip olmayı gerektirir.

Egemen güçler 20. yüzyılın politikasının miadını doldurduğunu söylüyorlarsa, muhalif güçlerin hala devre dışı kalmış bu politikanın argümanlarıyla sorunları çözmeye çalışması, var olan çıkmazı devam ettirmekten başka bir anlam ifade etmez.
Daha açık bir dille ifade edersek, Kürtler özgürlük ve demokrasi mücadelesini bugüne kadar yürüttükleri araçlarla yürütemez. 21. yüzyıl realitesinin politik araç ve argümanlarını yaratmak zorundadırlar. 
Günümüz dünyasında ne Sovyet, nede  Çin tipi devrim mümkün değil. Dünya savaşlarının yarattığı silahlı kalkışma olağanüstü durumun bir ürünü idi. Bu olağanüstü durumun sonucu olarak da ne Sovyet, ne de Çin devrimi sosyal bir devrim niteliğine sahip olamadı.

Kürtlerin sosyalizasyonu zorlu bir süreç olacaktır. Parçalanmış ve toplumsal ortak hafızası darmadağın edilmiş bir toplum Kürtler. Kürtlerin ilk devrimi, dağıtılan ve yok edilen bu hafızanın tesisi olmalıdır. Bu, silahlı kalkışmadan onlarca kez daha zor. Bunun zorluğunu PKK-KDP ilişkilerinde en bariz görürüz.

Kürtler 21. yüzyılın politik argümanları ve Kürt sorununun mevcut dünya sistemi içinde çözülebilirlik programıyla ortaya çıkmalıdırlar. İlk adım bütün parçalardaki siyasi yapılanmaları bir çatı altında birleştiren bir ulusal birlik programı. Bu program sadece Kürtler için değil, Orta Doğu’nun değişimini planlayan egemen (ABD, Rusya) güçler içinde kabul edilebilir olmalı.

Türkiye muhalefeti artık ırkçılığa, dinciliğe ve gerici duygulara oynamayı terk etmeli. Çoğulcu, geniş katılımcı, demokratik, farklı etnik kimliklerin ve inanç kimliklerinin kendisini içinde bulacağı bir toplumsal sözleşmeyle toplumun karşısına çıkmalı. 

Devlet otoritesi yerine demokrasi, tekçilik yerine çoğulculuk, laiklik yerine inanç özgürlüğü, yasaklar yerine fikir ve ifade özgürlüğü şiarıyla ortaya çıkmanın tam zamanı. Bu cesaret ve tarihi sorumluluk duygusuyla toplumun karşısına çıkacak muhalefet, Türkiye’yi ve Türkiye halklarını 21. yüzyıl insanlık ailesi içindeki onurlu yerine taşıyacaktır. Bu olmasa ne mi olur? 20. yüzyıl karanlığına devam!


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.