Ara 19 2017

Obama’nın yanlışları: İran ve Türkiye

 
Donald Trump yönetimin başına geçeli neredeyse bir yıl oluyor. Başkan Suriye konusunda kendinden önce gelenlerin izini takip etmeyi tercih etti. 

Bazen verdiği kararlarla Barack Obama’nın hatalarının olumsuz eğilimlerini hızlandırdı. Bu yaptıkları IŞİD’in “halifeliğini” bitirebilmek gibi olumlu sonuçlara bile engel olacak bir nitelik taşıyor. 

Bu şekilde olmak zorunda değildi. Zaten Trump da, seçim kampanyası sırasında Suriye konusunda Obama ile benzer görüşler sergilemiş olmasına rağmen, seçildikten sonra bu politikayı devam ettirmedi.

Seçildiği ilk aylarda yaptığı hamlelere bakıldığında, Trump’ın –veya en azından danışmanlarının-, Obama’nın IŞİD konusundaki hatalarını anlamış olabileceğini gösteriyordu. 

Obama IŞİD için avantajlı bir politik ortam yaratmıştı. Aynı zamanda İran’ın IŞİD’in çıkarıldığı toprakları ele geçirerek bölgedeki gücünü arttırmasını da görmezden gelmişti. Bu çok daha ciddi bir sorun.

Şubat ayında Trump IŞİD’in Doğu Suriye’deki “başkenti” Rakka’ya yapılan saldırıyı durdurdu. Bunun nedeni, PKK’nın Suriye’deki kolu olan YPG’yi silahlandırıp, siyasi bir kılıf olarak Arap birlikleriyle birlikte Rakka’yı  ele geçirme planını “yetersiz” bulmasıydı.

Öte yandan, PKK’nın 1984’ten bu yana bir isyan yürüttüğü Türkiye’nin, ABD önderliğinde Rakka’nın kurtarılmasına ortak olacağı yönünde bazı işaretler vardı. 

Bölgede yaşayanların görüşlerine bakıldığında, IŞİD’in dışarıda tutacak sürdürülebilir bir düzeni kurmak için gereken yerel “meşru yönetim”i kurma konusunda Türkiye en iyi seçenekti. 

ABD yönetim çevrelerinde bazı daha mantıklı seçeneklerin de konuşulduğu söyleniyordu.
Trump’ın Obama politikasından en belirleyici fark Nisan ayında Esad rejimi Han Şeyhun şehrine sinir gazıyla saldırıp 80’den fazla sivili katledince yaşandı.

Yaklaşık dört yıl önce Esad, Şam’ın banliyölerine de aynı silahla saldırıp 1.400 kişiyi öldürmüştü. Obama kimyasal silahların kendi “kırmızı çizgisi” olduğunu belirtmişti. 
Ama bunun yerine Rusya’nın önerdiği, Esad’ın kimyasal silah kullanımını görünürde sonlandıracak bir “anlaşmayı” kabul etti. 

Esad artık silahsızlandırılmış bir ortaktı ve Rusya tekrar Orta Doğu’ya itici güç olarak dahil olmuştu. Esad doğal olarak silahsızlanma anlaşmasına asla uymadı.

Trump 80 sivil sinir gazıyla öldürüldüğünde Birleşmiş Milletler’e yükümlülüklerini yerine getirmesi için şans verdi. Fakat ret oyu veren iki üye ülke Rusya ve Çin’in BM kanunlarını bahane ederek Esad’ın ceza almasını engellemek istediğini anladı. 

Kimyasal saldırı 4 Nisan günü yapıldı. 7 Nisan’ın erken saatlerinde Trump’ın emriyle, Han Şeyhun saldırısının kaynağı olan Şayrat hava üssüne yoğun bir güdümlü füze saldırısı yapıldı.

Trump saldırıyla ilgili açıklamasında: “Esad bebekler de dahil olmak üzere sayısız insana yavaş ve acımasız bir ölüm vermeyi seçti” dedi ve buna tekrar izin verilmeyeceğini söyledi. 
“ABD’nin ulusal güvenliği için ölümcül kimyasal silahların yayılmasını engellemek ve kullanımını caydırmak son derece önemlidir.” diyerek ekledi.

Obama hükümetinde çalışan üst düzey yöneticilerden birinin Politico haber sitesine söylediğine göre “onların döneminde bunlar asla 48 saat içinde yapılamazdı”. “Bu Obama’ya doğrudan bir suçlamadır.” Bölgede ise hem halk hem hükümet düzeyinde Trump’a destek vardı.

ABD’nin Suriye’deki rejim koalisyonuna karşı kasten yaptığı ilk saldırı olan Şayrat bombardımanını, İran’a ait Esad yanlısı milislerden oluşan ve El-Tanf ABD üssüne doğru giden bir konvoyun 18 Mayıs tarihinde bombalanması izledi. 

ABD ayrıca 8 ve 20 Haziran tarihlerinde aynı bölgede İran’a ait dronları düşürdü. 
Trump hükümeti bunların zorunlu hamleler olduğunu savunurken, İran hükümetinin saldırgan davranışlarıyla ilgili tüm yayınlar yüzünden bir şüphe oluştu. Ayrıca IŞİD’in çıkartıldığı doğu Suriye topraklarının kontrolüyle ilgili Esad ile yarışıldığı da konuşuldu.

Fakat sonunda anlaşıldı ki bunların hiçbiri mantıklı bir sonuç doğurmuyor. Trump’ın başka bir planı olmuş olsa veya yönetimi bürokratik bir ayaklanma altında darbe alırken konudan ilgisini çekmiş olsa da sonuç aynı: Trump, Obama’nın kendisine bıraktığı politikaya döndü.
Trump yönetiminin İŞİD konusunda Obama’ya göre daha bile saplantılı olduğu ve aynı zamanda bunun getirecebileceği sonuçlarla daha az ilgili olduğu ortaya çıktı.

İŞİD’in bunları fark edip, zararı kendi üzerine alıp, tekrar isyancı rolüne dönmesine rağmen Musul ve Rakka’nın büyük bölümlerini yok eden imha taktikleri kullanıldı. 

Trump Haziran ayında YPG/PKK kuvvetlerini açıkça silahlandırarak Rakka’ya gönderdi. Bu hamle Türkiye-ABD ilişkilerini daha da olumsuzlaştırdı. 

“Doğu yarışı” tamamen bir hayaldi. İran’ın IŞİD’in bıraktığı toprakları ele geçirmesi durmadı. Aynı zamanda ABD İran tarafından yönetilen kuvvetlerin bu toprakları ele geçirmesine hava saldırılarıyla destek verdi.

PKK’yı Esad-İran-Rusya koalisyonuna karşı siper olarak kullanmanın nedeni yavaş yavaş ortaya çıkıyor: 

PKK’nın tüm bu aktörlerle olan derin tarihi ilişkisi tekrar gündeme geliyor ve aynı zamanda ABD’nin PKK “sözde devletini” koruma ve Esad yanlısı koalisyona karşı duyarsız kalma politikası Türkiye’yi Rusya-İran tarafına itti. Bu da Suriye’de yaşanan İran etkisine karşı kullanılabilecek en güçlü oyuncu oyun dışında bırakmış oldu.

Trump Suriye’de yapamadıkları konusunda suçu belli bir seviyeye kadar Obama’ya atabilir. 
Obama’nın İran yanlısı duruşu ve Rusya’nın hamlelerine cevap vermemesi sonucunda Esad isyanın son merkezi olan Halep’i 2016 Aralık ayında yok etti. 

Halep’te sürgün ve katliamlar yaşanırken, Obama şehir neredeyse bir terörist yuvası olduğu için Rusya ve İran’ın bunları yapmakta haklı olduğunu söyleyecekti. 

Moskova savaş koşullarını zaten değiştirmişti ve bu söylem stratejik bir yenilgiyi kabul etmekten başka bir şey değildi. Trump’ın diyebileceği elinde hiçbir seçenek olmadığıydı.

Trump’ın Rakka’da IŞİD’e son darbeleri vurmak için elinde seçenekler vardı. ABD destekli, Esad ve İran karşıtı güvenilir bir Sünni kuvvet kullanılabilir. 

Suriye konusunun ötesinde, İran politikasının ciddi bir değişime uğraması pek mümkün değil: 

Obama’nın Lübnan’ı İran’ın Levanten bölgesinde kaos yaratmak için bir üs olarak kullanmasına izin verme politikası ve hatta İran’la yapılan nükleer silahsızlanma anlaşması iptal edilmek üzere. Obama’nın İran politikasını olumlu yöne çevirmesinin anlamı kalmadı..

Belki de kuzey Orta Doğu’daki gerçekleri olduğu gibi kabul eden bir büyük strateji vardır. Bu strateji İran’ın bölgedeki hakimiyetine zarar vermek için gerekenlerin zorluğunu ve riskini göze alan bir stratejidir. 

Geçtiğimiz yıl sürekli yanlış hamleler yapılmış olması belli bir oranda şüpheye de yer veriyor ve Trump konuyu ne kadar büyütürse, konuştukları ve yaptıkları arasındaki farkın ortaya daha fazla çıkması riskini almış olacaktır.

Kyle Ortons

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar