'ABD, hala Türkiye'yi Rusya'nın elinden kurtarabilir'

Türkiye’nin geçtiğimiz haftalarda Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın almaya karar vermesi, Washington’da Ankara’nın taraf değiştirerek Rusya ile ittifak kurmak istediği yönünde tartışmalara yol açtı.

Gerçekteyse, yeniden dirilmekte olan bir Rusya karşısında kendini yalnız kalmış hisseden Türkiye, tarihi ezeli düşmanının baskısına teslim oluyor. Washington’un bu durumda kurnaz ve akıllıca politikalar üreterek Ankara’nın Rusya Başkanı Vladimir Putin’in baskısı altına girmesini engellemesi gerekiyor. 

The Hill'de, Soner Çağaptay tarafından kaleme alınan makalede, Türkiye’nin stratejik düşüncesine göre, en çok korkulması gereken ülkenin her zaman Rusya olduğu belirtiliyor.

Çağaptay, bu korkunun Osmanlı İmparatorluğu günlerine kadar uzanan tarihsel kökleri olduğunu hatırlatıyor.

Yazının satırbaşları şöyle:

Osmanlı İmparatorluğu ile Rus İmparatorluğu’nun komşu olduğu 15. yüzyıl ile Bolşevik Devrimi’nin yaşandığı 1917 yılı arasında Türkler ile Ruslar bir düzineden fazla kere birbirleriyle savaştı. Bu savaşların hepsi Ruslar tarafından başlatıldı ve genel olarak bakıldığında hepsini Ruslar kazandı. 

Ankara 20. yüzyılın büyük çoğunluğunda da Moskova’dan korku duymaya devam etti. Türkiye, Sovyet lider Joseph Stalin’in 1946 yılında Ankara’dan toprak talep etmesi üzerine NATO’ya üye olarak ABD ile müttefik oldu.  

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, hızla gelişen ticari ilişkiler sayesinde Türk-Rus ilişkileri bir nevi düzeldi. Ancak, Putin’in Esad rejimini, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ınsa isyancıları desteklediği Suriye’deki iç savaş Ankara ile Moskova’yı bir kere daha karşı karşıya getirdi. 

Bunlara ek olarak, Türkiye 2015 yılında bir Rus uçağını hava sahasını ihlal nedeniyle düşürdükten sonra Putin Türkiye’ye çok ağır ekonomik yaptırımlar uygulamakla kalmadı, aynı zamanda onlarca yıldır Türkiye’ye karşı savaş yürüten terörist örgüt PKK’yı silahlandırmaya başlayacağının sinyallerini verdi. 

Ankara Suriye’de Esad rejiminden PKK’nın bir uzantısı olan YPG’ye kadar bir çok tehditle karşı karşıya. Daha da kötüsü, Washington 2015 yılından beri IŞİD’i yenebilmek için YPG’ye güveniyor ve bu da Ankara’nın YPG-PKK’ya karşı savaşta ABD’ye güvenme umutlarını yok ediyor. 

Türkiye artık Washington’un her zaman arkasında olduğu hissine sahip değil. 2015 yılındaki uçak düşürme olayını takip eden günlerde ABD ve diğer NATO müttefiklerinden Rusya’dan gelebilecek olası bir saldırıya karşı savunma için yardım isteyen Erdoğan, NATO’nun yardım edemeyeceği ve bunun Ankara’nın problemi olduğu cevabını aldığında şok olmuştu.

Rusya tehdidi karşısında çaresizce yalnız kalan Türkiye, bu noktadan sonra Rusya’yı dinlemesi gerektiğini anlamak zorunda kaldı. 

Kendinden önceki Türk liderler gibi Erdoğan da Putin ile yaşanacak bir krizi yükseltmekten kaçındı ve yavaş yavaş etkisi altına girdi. Bu yüzden de 2016 Ağustos ayında St. Petersburg’a giderek Putin’e uçak olayıyla ilgili pişmanlığını iletti ve şahsen özür diledi. 

Putin bu stratejik açıktan başarıyla yararlandı. NATO’yu güçsüzleştirmek isteyen Rus lider biliyor ki bunun yollarından biri Ankara’nın NATO’ya olan bağlılığını hafifletmek. Buna uygun olarak, 2016 yılında yaşanan başarısız darbe girişimi sonrası Putin Türkiye’de büyümekte olan batı karşıtı düşüncelerden faydalanmak için Türkiye politikasını yumuşattı.

Aralarında Erdoğan’ın partisinin üyelerinin de bulunuğu sayısız kanaat önderi, darbe girişiminin arkasında ABD ve diğer NATO müttefiklerinin bulunduğunu iddia etti ve bu müttefiklerin bazıları darbe bastırıldıktan sonra Ankara’yla temasa geçmekte geç kalsa da, Putin Erdoğan’ı ertesi gün arayarak iyi dileklerini iletti. İki ülke arasındaki ilişkiler o günden beri gelişim gösteriyor. 

Buna uygun olarak, Türkler ve Ruslar Suriye’de duruma göre anlaşmalar yaptıkları ve askeri güçlerini çatışmadan uzak tuttukları bir yaşam biçimini benimsediler. Yakın zamanda, Rusya Ankara’ya Zeytin Dalı Operasyonu için yeşil ışık yaktı.

Bunun sonucunda Türkiye Afrin’i YPG’nin elinden aldı. Bunun karşılığında Rusya Esad rejiminin isyancıların elinde kalan son bölgelerden olan Doğu Guta’yı bombalamasına yardım ederken Erdoğan bu konuda sessiz kaldı. 

Bütün bunlar olurken Putin Ankara’yı S-400 sistemini satın alması için teşvik ediyordu. Ankara’ya yaptığı son gezide Rus lider sistemin teslim tarihinin 2020’den 2019’a çekileceğini söylerken, 2.5 milyar dolar değerindeki sistem için ödeme kolaylıkları sağlanacağını da ekledi. 

Washington bu durumdan mutsuz. ABD Senatosu S-400 sistemini satın alma kararı ve Türkiye’de yaşayan ABD vatandaşlarının tutuklanmasına karşılık olarak Türkiye’yi yaptırımlarla tehdit etti. 

Söz konusu yaptırımlar gerçek olursa, Türkiye ile ABD arasındaki uçurumu daha da genişleterek Putin’in nihai amacına ulaşmasına yardımcı olacak. Dahası, hedefi Erdoğan’ı kural ihlalleri yüzünden cezalandırmak olan yaptırımlar aslında Erdoğan’a yaklaşan 24 Haziran seçimlerinde yardımcı olacak.

Erdoğan Ankara’ya uygulanacak yaptırımları kendine ve Türkiye’ye karşı gibi gösterecek (unutmayın ki hedefi “Türkiye’yi yeniden güçlü yapmak”) ve seçimlerde lehine kullanacak. 
Şu anda Putin Türkiye’yi tam da olmasını istediği konuma getirmiş gibi görünüyor: Rusya’nın dediklerine uyan üzgün bir NATO üyesi. 

Washington halen Kürt milislerin kuzey Suriye’deki Menbiç bölgesinden çekilmesini sağlayıp, Ankara’nın ABD-YPG ilişkileri konusundaki derin güvenlik endişelerini hafifletecek net bir strateji planlayarak Türkiye’nin Rusya etkisi altına girmesini tersine döndürebilir.

Daha önemlisi, Washington Ankara’ya Rusya’nın saldırgan hareketlerine karşı sağlam garantiler vermeli. Bu şekilde politikalar izlenmediği sürece Türkiye-Rusya ittifakı kaçınılmaz. 

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz