'ABD ile ilişkisi yıpranan Türkiye, Rusya ile yeni bir ittifaka mı girdi?'

Stratfor isimli ünlü istihbarat kuruluşundan Sinan Ciddi’nin yazısında Türkiye ile Rusya arasında stratejik bir ilişki olasılığı değerlendiriliyor.

Ciddi’nin yazısında öne çıkan tespitler, Türkiye’nin ABD’den ve Avrupa’dan uzaklaşarak Rusya’ya yakınlaştığı, ancak stratejik öncelik ve vizyon farkları nedeniyle daha derin bir ittifakın mümkün olmadığı şeklinde. Yazıda önümüzdeki aylarda Türkiye’nin pratik nedenlerle ABD ve Avrupa Birliği’yle ilişkilerini yeniden canlandırmak için adımlar atacağı tahminine de yer veriliyor.

Yazıdan seçtiğimiz kısımların çevirisini aşağıda bulabilirsiniz:

Türkiye’nin Rusya ile ilişkileri tarihsel olarak hep şüphe ve sürtüşmeyle şekillenmiştir. Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra ise iki ülke önemli bir ekonomik ilişki tesis etti; karşılıklı ticarette 100 milyar dolarlık azimli ama muhtemelen erişilemeyecek bir hedef koydular. Öte yandan, stratejik ve jeopolitik alandaki farklılaşan öncelikler bu ekonomik hevesleri sınırlıyor.

NATO’nun doğu kanadını temsil eden Türkiye onlarca yıldır ABD ve Avrupa Birliği ile ortaklık kurarak Rusya’nın hem Orta ve Doğu Avrupa’da hem de Kafkaslardaki nüfuzunu sınırladı. Suriye’deki iç savaşta yaşananların sonucunda ise Ankara ile Moskova arasında ilginç bir çıkar örtüşmesi ve işbirliği görüntüsü ortaya çıktı, ancak bu işbirliğinin kalıcı bir stratejik ilişkiye dönüşecek şekilde derinleşeceğini iddia etmek zor.

Suriye’de İslam Devleti’ni yenmek için Kürt isyancıları desteklemeleri nedeniyle 2012’den bu yana Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ile arası bozuk.

Buna karşılık Rusya, İran’ın da yardımıyla Suriye’de sadece İslam Devleti’ni değil, Rusya yanlısı Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la savaşan isyancı grupların tamamını yenmeye yönelik bir süreç tesis etti. Suriye’deki durum karşısında uzmanlar, Türkiye’nin Amerikalı ve Avrupalı ortaklarıyla arasına mesafe koyarak Rusya ile daha yakın bir stratejik ilişki kurmakta olup olmadığını soruyor.  

ABD’yle arayı düzeltmek ve ABD’nin hükmettiği IMF veya Dünya Bankasından mali yardım talep etmek yerine, Erdoğan bölgesel ve daha geniş dış politika gündemini gerçekleştirmek üzere yüzünü Rusya ve Çin gibi yeni “müttefiklerine” çevirebilir mi?

ABD’yi yegane ekonomik ve askeri hegemon koltuğundan etmeye yönelik küresel hedefinde Çin’in başvurduğu yollardan biri ülkelerin devlet borçlarını satın almak. Çin’den alınacak krediler IMF ve Dünya Bankası’na oranla daha az şart içereceğinden Erdoğan hükümetine de cazip gelebilir. Kökleri Soğuk Savaş’a dayanan tarihsel bir güvenlik aygıtı ve sınırlı bir ticari ilişkinin ötesinde Türkiye ile ABD’yi bağlayan fazla bir şey yok.

Rusya ile Türkiye arasındaki güçlü ekonomik ilişki ise bir dizi kritik sektörü kapsıyor ve Türkiye’nin Rusya’ya bağımlılığını artırıyor. Türkiye doğal gaz ihtiyacının yüzde 50’sini Rusya’dan karşılıyor örneğin (elektrik üretiminin yüzde 60’ı doğal gazdan). İki ülke Türkiye’de en az bir nükleer santral inşası için anlaştı.

Moskova ve Ankara, 2019’un başından itibaren Rus doğal gazını Türkiye üzerinden Bulgaristan yoluyla Avrupa Birliği’ne taşıyacak Türk Akımı boru hattını inşa ediyorlar. Rus iç pazarı Türkiye’nin otomobil, tarım ürünleri ve tekstil gibi ihraç ürünleri için hayati önemde bir adres.

Dahası, 2017’de 4-5 milyon Rus turistin Türkiye’ye girişi ülkenin toplam turist sayısının yüzde 12’sine denk geliyor ve ciddi bir gelir sağlıyor. Bu hayati önemdeki ekonomik sinerji alanlarının üstüne, Türkiye ile Rusya’nın karşılıklı ilişkisinin, Türkiye’nin ABD ve Avrupa Birliği’yle ilişkilerini zorlayan insan hakları ve demokratik yönetim gibi değerlere dayanmadığını da hesaba katmak gerekir.

Ekonomik bağlara rağmen Türkiye’nin, kendisini Avrasya kampına dahil edecek ve muhtemelen NATO’dan çıkartacak bir tercihle Rusya ve Çin’le ittifaka girmesi mümkün görünmüyor. Türkiye ve Rusya son derece farklı stratejik vizyon ve önceliklere sahip. Yakın gelecekte Türkiye, Suriye’de isyancıların elindeki son şehir olan İdlib’e yönelik Rusya ve İran destekli bir askeri saldırı konusunda ikircikli.

Erdoğan şimdiye kadar bu harekatı önlemeyi başardı. Bunu daha fazla yapamayabilir. Suriye’deki iç savaşı bitirmenin ve Esad hükümetinin tekrardan ülkenin denetimini eline almasının Rusya’nın çıkarına olduğu açık. Bu durum Türkiye açısından bir dizi sorun yaratıyor. İdlib saldırısı Türkiye’ye yönelen yeni bir mülteci dalgası demek. Ayrıca, Türkiye’nin aktif olarak desteklediği Suriye direnişinin geri kalanını oluşturan aşırılıkçı unsurların Türkiye’ye kaçması ve Türkiye içinde güvenlik tehdidi oluşturmaları da gayet muhtemel.

Uzun vadede Türkiye’nin yeniden güçlenmiş bir Esad hükümetinden kazancı yok; zira tam da Erdoğan Esad hükümetini devirmeye ve yerine Sünni bir alternatif getirmeye çalıştığı için ona karşı küskün bir tavır alması mümkün. Stratejik açıdan, Türkiye bölgede büyük ölçüde izole durumda ve ortaklarıyla ilişkilerini onarmayacak olursa, bugüne kadar NATO, ABD ve AB çıpalarının koruma sağladığı güvenlik ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalacak.

ABD yapımı ürünler –yani F-35 savaş uçakları- olmadan Türkiye’nin askeri kapasitesini yenilemek ve idame ettirmek için hiçbir alternatifi olmadığını düşünün. İşte böylesi nedenlerle Erdoğan müttefikleriyle ciddi şekilde bozduğu ilişkileri onarmak için bazı girişimler başlattı.

Türkiye ABD’yle bir zamanların güçlü ittifakına ve Avrupa Birliği’yle ortaklığına yakın tarihinde hiç olmadığı kadar mesafeli duruyor. Fakat belli ki, sadece pragmatik nedenlerle de olsa önümüzdeki aylarda, bu yıpranmış bağları yeniden canlandırmaya ve teyit etmeye yönelik adımlara tanıklık edeceğiz.

Yazının orijinalini buradan okuyabilirsiniz