ABD Kongresi Türkiye'deki hak ihlallerine karşı baskıyı artırıyor

 

Son aylarda ABD Kongresi üyeleri Türkiye'deki insan haklarının durumuyla acil harekete geçilmesi için üç açık mektup kaleme aldı.

5 Aralık tarihli olan ve Af Örgütü'nün [Amnesty USA] ABD şubesinin internet sitesinde 13 Aralık'a kadar yer verilen en son mektupta aralarında İnsan Hakları Komisyonu'nun eşbaşkanlarının da olduğu 43 Kongre üyesinin imzası yer aldı.

Başkan Donald Trump'a yazılmış olan mektupta “Eğer bu soruşturmalar Birleşik Devletler hükümetinden net bir tepki almaksızın ilerlerse, bu durum sadece Af Örgütü'nün meşru çalışmalarını ve tüm insan hakları örgütlerinin faaliyetlerini tehdit etmekle kalmayacak, ayrıca dünyadaki tüm otoriteryen rejimlere cesaret verecek” dendi.

“Türk hükümetinin bu koşullar altında işlerin her zamanki gibi devam edemeyeceğini anlamak zorunda. Türkiye'deki -ve dünyadaki- insan haklarının bedeli son derece muazzam olacaktır.”

Bu mektup, Avrupa'da Güvenlik ve İşbirliği Komisyonu'nun 16 Ekim'de Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yazdığı ve on Kongre üyesinin imzasını içeren mektup ile 24 Ekim'de yine Trump'a yazılan ve aralarında John McCain ile Bernie Sanders'ın da olduğu 14 senatörün imzaladığı mektubun ardından geldi.

Üç mektup da, aralarında ABD konsolosluğu çalışanı, İzmir'de Amerikalı bir rahip, bir NASA çalışanı ve Af Örgütü Türkiye Şubesi Başkanı'nın da aralarında olduğu çeşitli insanların -mektubun yazarlarının söylediği üzere- yasadışı bir şekilde tutuklanmasını konu alıyordu ve hem Trump'ı hem de Erdoğan'ı bu kişilerin serbest bırakılmasını ve adilce yargılanmasını garanti altına almaya çağırıyordu.

24 Ekim tarihli mektupta şu ifadeler yer alıyordu:

Son birkaç yılda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve onun müttefikleri, hukukun üstünlüğü ülkesine yönelik artan saldırılarla, olağanüstü hal durumunun geniş yetkilerini aralarında ifade özgürlüğünün de olduğu temel hakların bastırmak için kullanarak, yargı bağımsızlığının altının oyulup muhalefetin her türlü ifadesini ortadan kaldırarak Türkiye'deki demokrasiyi aşındırdı.

16 Ekim tarihli mektup da Türkiye'deki hukukun üstünlüğü ilkesiyle ilgili benzer endişeleri dile getiriyordu.

Mektupta, “Geçen yıl Türk halkı demokratik kurumlarına karşı meydan okuyan yasadışı ve şiddetli bir girişimi alt etti” dendi.

The Washington Institute for Near East Policy'nin [The Washington Enstitüsü, Yakın Doğu Politikası] Türkiye Araştırma Programı Direktörü Soner Çağaptay, Ahval'e, “Ne yazık ki, Türkiye'nin ABD Kongresi'nin tüm sempati ve desteğini yitirdiği görülüyor. Daha da ileri gidersek, Ankara'yı Washington'da en çok eleştirenlerin ABD yasama organının üyeleri olacak gibi görünüyor. Bunu on yıl öncesiyle, Erdoğan'ın en büyük taraftarlarının Amerikan Kongre Binası'nda olduğu dönemle kıyaslarsak, ABD-Türkiye ilişkilerindeki yankısıyla birlikte bu dramatik değişim daha da görünür hale gelir” dedi.

“Bugün, 15 aydır süren Olağanüstü Hal, bu kurumları, özellikle de yargıyı, farklı bir şekilde tehdit ediyor.”

Herhangi bir kanıta dayanmaksızın geniş tasfiye uygulamasının kolaylaştırılmasıyla, Olağanüstü Hal, sayısız masum hayatı etkiledi ve Türkiye'deki hukukun üstünlüğü ülkesine yönelik yurtiçi ve uluslararası güvenin altını oydu.

Af Örgütü ABD Şubesi'nin kıdemli direktörü olan Naureen Shah 5 Aralık tarihli mektubu olumlu karşıladı.

Shah, “Barışçıl aktivistlerin, herkesin haklara sahip olduğu dengeli bir toplumun sağlanması için, çok önemli faaliyetlerini tutuklama ve soruşturma korkusu olmaksızın yürütebilmeleri gerekir” dedi.

Türkiye hakkında sık sık yaptığı yorumlarla bilinen Freedom House'da proje direktörü olan Nate Schenkkan da Ahval'e Kongrenin eylemlerinin, ileriye dönük Türkiye ile ilişkiler açısından muazzam olabileceğini söyledi:

Türkiye'nin sivil toplum aktivistlerine yönelik soruşturmaları ve daha çok kendisine yönelik darbe vurması nedeniyle Kongre'de derin bir hayalkırıklığı yaşandığı aşikar. Ankara, bunları insan hakları savunucularıyla ilgili sadece birkaç sözcük olarak görüyor olabilir ancak Kongre'nin Türkiye konusundaki algısı savunma işbirliği, NATO ve Rusya da dahil olmak üzere ABD-Türkiye ilişkilerini de etkileyecektir.

5 Aralık tarihli mektupta Af Örgütü Türkiye Şubesi Başkanı Taner Kılıç'ın ve Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser'in tutuklanmasının, örgütün tarihinde bir ilk olduğuna, daha önce ulusal düzeyde başkan ve direktör seviyesinde bir tutuklama yaşanmadığına dikkat çekildi.

Başkentteki önemli düşünce kuruluşlarından biri olan Bipartisan Policy Center'deki ulusal güvenlik konuları direktörü Blaise Misztal ise, konunun iki yönü olduğunu, birisinin ''Amerikalı yetkililer arasında Türkiye'deki otoriter dalganın inşasının uluslararası düzeni tehdit ettiği yönündeki artan bir bakış'' olduğunu söyledi. Diplomatik ilişkilerin yaşayabileceği sıkıntıdan doğrudan etkilenmedikleri için Kongre üyelerinin daha özgür olduğunu da hatırlatan Misztal, Washington'ın genelinde Erdoğan'ın Türkiye'yi yönlendirdiği otoriterlik hakkında 'ciddi bir endişe' olduğunu hatırlattı. Buna rağmen bu mektupların ABD politikasının Türkiye'ye bakarken jeopolitik ve stratejik konuların ışığında olmasının değişmeyeceğini de ekledi. Mistzal son olarak, bu şekilde isteksizce de olsa işbirliğinin Ankara ve Washington arasında yakın bir gelecekte sürmesinin beklendiğini vurguladı.

Mektupta “Tutuklanan ve işkence edilenlerin haklarını korudukları için yalnızca işlerini yaptıkları için tutuklandılar” dendi ve şöyle devam edildi:

“Bu tutuklamalar, Türkiye'deki sivil toplum ve temel insan hakları üzerinde süregelen saldırıların tehlikeli bir şekilde arttığını gösteriyor.”