ABD yaptırımları Türk savunma sanayiine darbe vurur mu?

Görevi yeni ABD Başkanı’da devredecek olan Donald Trump, Ankara’nın sofistike Rus S-400 hava savunma füze sistemlerini satın almasına yanıt olarak Amerika’nın Yaptırım Yoluyla Düşmanlarla Mücadele Yasası (CAATSA) uyarınca Türkiye’ye yasal yaptırım uygulama yükümlülüğünü sonunda yerine getirdi. Bu yaptırımların ABD-Türkiye askeri ilişkileri ve Türkiye’nin savunma sanayii üzerinde ne kadar etkisi olacağı şimdilik belli değil.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, 14 Aralık'ta yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Savunma Sanayii Başkanlığı'na (SSB) CAATSA'nın 231. Bölümü uyarınca “Rusya'nın ana silah ihracatçısı ve S-400 karadan havaya füze sistemi tedarikçisi Rosoboronexport ile bilerek önemli bir işlem gerçekleştirdiği için yaptırımlar uygulandığını“ duyurdu.

Yaptırımlar arasında SSB’ye yönelik ABD'nin tüm ihracat lisansları ve yetkilere yönelik yasak ile SSB başkanı Dr. İsmail Demir ve diğer SSB görevlilerinin mal varlıklarının dondurulması ve vize kısıtlamaları yer alıyor.

ABD, Ankara'yı 2017'de sipariş ettiği bu sistemleri teslim almaması konusunda uyarıyordu. Ancak, Temmuz 2019’da sistemin ilk parçalarını teslim alması ve Ekim 2020'de test etmesinden sonra bile Trump yönetimi şimdiye kadar herhangi bir yaptırım uygulamadı.

Dış Politika Araştırma Enstitüsü Araştırma Direktörü Aaron Stein, bu yaptırımlar "hayatı daha karmaşık hale getirecek, ancak ABD kalemleri için ihracat lisanslarının iptal edilmesi gelecekteki SSB sözleşmelerini engelleyebilir" diyor.

Son yıllarda Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’nın artan askeri bağımsızlığının örneği olarak Türkiye’nin yerli silah endüstrisini pek çok kez göklere çıkardı. Yine de birçok Türk yapımı silah, Amerikan ve Batı yapımı parçalar içeriyor. Türkiye yerel olarak üretilen T129 ATAK taarruz helikopterlerini Pakistan'a satmaya çalışıyor ancak helikopteri Amerikan yapımı bir motor çalıştırdığı için ABD ihracat lisansına ihtiyacı var.

Daha genel olarak, Türkiye yerel askeri donanımı için yerli motorlar tasarlama ve üretme konusunda sorun yaşıyor. Örneğin, beşinci nesil TF-X savaş uçağı projesi için motor geliştirmek üzere dış yardım arıyor.

Sonuç olarak, bu yeni CAATSA yaptırımları ile Türkiye’nin daha fazla askeri teçhizat üretme ve yerel üretim sistemleri ihraç etme yeteneğini daha da zayıflatıp zayıflatmayacağı sorusunu akıllara getiriyor.

Ahval'e konuşan Stein, bunun illa da böyle olmayabileceğini söylüyor ve ekliyor "ABD menşeli kit için lisansların halihazırda tedarik edilip edilmediğine veya bu programları engelleyebilecek daha fazla ekipman için lisanslara ihtiyaç duyulup duyulmadığına bağlı" diyor.

Bu yaptırımların Türkiye ordusu için ne anlama gelebileceği konusunda daha genel bir soru var. ABD Kongresi, 2018'den beri Türkiye'ye silah satışlarını dondurdu ve bunlar arasında Türk F-16 savaş uçaklarının modernizasyonuna ilişkin anlaşma da var. ABD yapımı bu jetler, Türk Hava Kuvvetleri'nin bel kemiğini oluşturuyor.

Stein, CAATSA yaptırımlarının Türk ordusu üzerinde doğrudan etkileri olacağından şüphe ediyor ve bu yaptırımların "ordudan orduya işbirliğini engellememek için uygulandığını" belirtiyor.

Ayrıca bu tür yaptırımlar yalnızca gelecekteki SSB kaynaklı sözleşmeler üzerinde olacaktır. Stein, “Hiç kuşkunuz olmasın, Ankara burada biraz incinecek. Ancak amaç, ABD-Türkiye ilişkilerini tamamen bozmak değildi" diyor.

Savaş Araştırmaları Enstitüsü Hükümet İlişkileri Direktörü Nicholas Heras, Türkiye'nin F-16'ları ile ilgili en büyük sorununun, modernizasyon eksikliğinden çok pilot eksikliği olduğuna işaret ediyor.

Ahval'e konuşan Heras, “Türkiye 2016'daki başarısız darbe girişiminin ardından pilotların tasfiyesinin etkisinden hâlâ kurtulamadı” diyor.

O zamandan beri Türkiye’nin doktrininin "karmaşık kara operasyonlarını desteklemek için drone savaşından yararlanmaya" doğru ilerlediğini belirten Heras, "Bu anlamda, Türkiye, F-16'larının modernizasyonu ve pilotluk eğitimi gibi zorluklardan göreceli olarak normalde olacağından daha iyi bir konumdadır" diyor.

Avusturya Avrupa ve Güvenlik Politikası Enstitüsü'nde (AIES) kıdemli araştırmacı ve Universidad de Navarra'da da öğretim görevlisi olann Michael Tanchum, bu yaptırımları "ABD-Türkiye ilişkilerinde bir dönüm noktasına işaret eden ciddi bir adım" olarak özetliyor.

Ahval’deki açıklamasında Tanchum, "ABD kararlılığını gösterdi ve hem Washington hem de Ankara bu anı daha dürüst ve pragmatik bir diyalog başlatmak için bir dönüm noktası olarak kullanmalı" diyor.

Yaptırımların Türk ordusu üzerinde, özellikle de hava harp yetenekleri üzerinde kısa vadeli bir etkisi olacağını tahmin eden Tanchum, “Ancak yaptırım, Türkiye'nin yerli savunma sanayisinin üretim kapasitesini daha da artırması için daha büyük bir ivme sağlayacaktır” diyor.

Stein ayrıca bu yaptırımların zamanlamasını "Kongreye karşı koruma amaçlı son çırpınış" olarak özetliyor ve ekliyor: “Temelde, yönetim pistten çıktı ve harekete geçmek zorunda kaldı."

Stein, gelecek Başkan Joe Biden yönetiminin bu kararı tersine çevirmek istese bile, bu yaptırımların "yine de NDAA [Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası] kapsamında düzenleneceğini ve kaldırılmasının zor olacağını belirtiyor.

Heras ise, Trump yönetiminin bu “nispeten yumuşak” yaptırımları Erdoğan'a bir uyarı olarak uyguladığına inanıyor. Ayrıca ona göre bu yaptırım kararının en önemli sonucu "gelecek olan Biden ekibinin Erdoğan'la daha tehlikeli bir yola girecek olması."

Heras, "ABD-Türkiye ilişkilerindeki baskı patlamaya yol açıyor, çünkü Washington'da Erdoğan'ın S-400 destanının sembolize ettiği [Rusya Devlet Başkanı Vladimir] Putin'le olan işbirliğinden geri adım atması gerektiği konusunda iki partili bir fikir birliği var" diyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.