Ankara, Washington’dan birkaç sıcak sözcükten fazla bir şey beklemesin - Steven Cook

Geçtiğimiz hafta Türkiye, Rusya ile bir çeşit savaş durumundaydı. 27 Şubat’ta 36 Türk askerinin öldürülmesinden sonra (Türkiye bu saldırıyı resmi olarak Suriye’nin gerçekleştirdiğini öne sürse de, sahadaki askeri kaynaklar olayın sorumlusu olarak Suriye ile birlikte Rusya’yı işaret ediyor) Türkiye üstün ateş gücüyle Suriye rejim güçlerine önemli kayıplar verdirirken, Rusya gelişmeleri kenardan izledi. 5 Mart’ta bir araya gelen Türk ve Rus liderler Recep Tayyip Erdoğan ve Vladimir Putin bir hafta süren küçük çaplı savaşı sona erdirerek 6 Mart’tan itibaren yürürlüğe giren bir ateşkes anlaşmasına imza attılar. Gelişmeleri yakından izleyen ABD ise olaylara müdahil olmamaya çalıştı. 

İdlib’deki krizi ele aldığı makalesinde düşünce üretme kuruluşlarından Dış İlişkiler Konseyi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları uzmanlarından Steven Cook, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikalı yetkililer ve yorumcuların kendi aralarında yakın ya da uzak her olayda ABD’nin yer alması gerektiğini, çünkü her olayın küresel bir güç için çok önemli olduğu yönünde bir beklenti oluşturduklarını belirtiyor. Foreign Policy’de yayınlanan makalesinde Cook, Türkiye’nin Suriye’deki son çatışmasının bu iddiayı çürüten örneklerden sonuncusu olduğunu, en azından Suriye olayında Türkiye’nin kendi adına en iyisini yapmaya çalıştığının altını çiziyor. 

Üç düzineden fazla askerin ölümüyle sonuçlanan saldırıdan önce Ankara’nın ABD ve Batı’dan yardım gelmemesinden dolayı dünyayı ayağa kaldırdığını ifade eden Cook, "NATO sözlü destekte bulundu fakat Türkiye’nin Patriot talebi karşılıksız kaldı. Türk ve Suriye kuvvetlerinin göze göz dişe diş saldırılarının artmasıyla Türk yorumcular aşırı mesai yapmaya başladı" diyor. 

Batı’da yakından takip edilen Türk uzmanlardan Sinan Ülgen sosyal medya hesabından Batı’nın NATO müttefiki Türkiye’yi yalnız bırakmayarak yardım etmesi gerektiğini öne sürdü. Erdoğan’ın sözcülerinden Fahrettin Altun ise attığı uzun tweetlerle Batı’nın kalp kırıcı tavrını eleştirdi. Erdoğan’ın kontrolündeki medya da Türkiye’nin yanında durmayan ABD ve Avrupa’ya sert sözlerle saldırmaya başladı. 

2011 ve 2012’de Washington’da Türkiye’yi ele eleştiren tek bir kişi bile bulunmazken, şimdi Ankara’yı savunacak birini bulmanın çok zor olduğunu öne süren Cook, Washington’da Erdoğan’dan daha fazla nefret edilen tek kişinin ise Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman olduğunu öne sürüyor. Sonuç olarak Amerikan çevrelerinde şu sıralar Türkiye’ye yardım etme konusuyla kimsenin ilgilenmediğini öne süren Cook, "Aslında tam tersi bir durum söz konusu: Bırakalım Erdoğan kendi sorunuyla kendisi başa çıksın. O bir ortak değil, dolayısıyla ABD, Suriye’deki krize direkt müdahil olarak neden risk alsın? Birkaç savunucusu ve ABD’yi Ortadoğu’dan çıkararak kısmen büyük yapmaya çalışan bir başkandan başka Türkler Washington’dan birkaç sıcak sözcükten fazla bir şey beklemesin" diyor.

Diğer bir noktanın ise Türk silahlı kuvvetleri görünürde çok da fazla bir yardıma ihtiyacı olmadığını aktaran Cook, Barış Kalkanı Operasyonu’nun başlangıcından itibaren Türklerin Beşar Esad güçlerine büyük bir zarar verdiğini belirtiyor. Türk ordusunun cephe hattını kestiğini, Suriye ordusunun uçak ve helikopterlerini düşürdüğünü, topçu bataryalarını imha ettiğini ve çok sayıda askerini öldürdüğünü de yazan Cook şu görüşleri dile getiriyor:

"ABD’nin Türkiye’ye yardım etmek için benzersiz askeri yetenekleri olabilir, ancak Türklerin şimdilik buna ihtiyacı yok gibi görünüyor. Ayrı durum Avrupa için de geçerli: Erdoğan mültecileri sınıra yönlendirerek Avrupa’ya acı çektirebileceğini gösterse de, Avrupa’dan gelebilecek yetersiz bir desteğe neden ihtiyaç duyduğu net değil. ABD ve Avrupa’nın yetersiz desteğini kazanmaktansa, Türk yetkililer rahatlıkla, ‘Anladık’ diyebilirler. Türkiye’nin sorunu Suriye güçlerine karşı yetersizliği değil, sorun daha çok Türkiye’nin Suriye politikasının bir veba haline dönüşmesi ve Suriye ile Rusya dışındaki her ülkenin sorunu ile aynı olmasıdır. Türk yetkililer sorunu ve Suriyelilerin sonsuz acısını tam olarak nasıl sona erdireceklerini bilmiyorlar. Fakat bu onları Amerikan ve Avrupalı muadillerinden farklı kılmıyor."

Washington’ın sivillerin korunması da dahil Suriye’ye ilgisinin hiç olmadığını ifade eden Cook, bir zamanlar Şam’da rejim değişikliğini hayal eden Erdoğan’ın ise Kürt milliyetçiliğini uzak tutmak için Putin’in yardımına ihtiyacı olduğunu fark ettiğini, bundan dolayı Eylül 2018’de ateşkese karşılık aşırılık yanlısı grupları silahsızlandırmak gibi hiçbir zaman yerine getiremeyeceği bir sözün altına imza attığını aktarıyor. 

2019’un sonlarına doğru Rusya ve Esad’ın Türkiye sınırındaki bölgeleri geri alma zamanının geldiğine karar verdiklerini yazan Cook, yazısının sonunda şunları dile getiriyor:

"Yakıp yıkma temelli askeri strateji, üç ordu arasında sıkışıp kalan bir milyondan fazla insanın maruz kaldığı bir insani felaket meydana getirdi. Milyonlarca daha fazla Suriyelinin Türkiye’ye girebilme ihtimali, Türkiye’nin bölgedeki askeri yapılanmasının temelini teşkil ediyor. Sonuç savaş içinde bir savaşa dönüştü ve Amerikalılar buranın kendileri için bir öncelik olmadığının sinyalini tekrar verdiler. Putin ve Erdoğan arasında sağlanan ateşkes Washington’ın yardımı olmadan Türklerin en azından kısa vadede krizi mükemmel bir şekilde idare edebileceklerini gösterdi. 

Uzun vadede Türkler Suriye konusunda uluslararası yardım isteyebilirler. Suriyeliler, Ruslar ve İranlılar şaşırtıcı bir şekilde orada kan döktükleri sürece Ankara, varlıkları Türkiye’nin istikrarsızlaşmasına sebebiyet verecek mültecilerin bakımıyla sonuçlanacak potansiyel bir krizle yüz yüze kalacak. Fakat kimse Türkiye’nin bu acil durumdan nasıl çıkacağı konusunda atacağı adımlara engel olmayacağı gibi ABD de dahil hiç kimse yardımına da gitmeyecek."