Ankara’da ibre Rusya’ya karşı ABD’ye mi dönüyor?

Libya’da Türkiye’nin destek verdiği Sarraj başkanlığındaki Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin kritik konumdaki Sirte ve Cufra’ya yönelik operasyon planıyla bölgedeki tansiyon yükselmiş durumda. Mısır’ın “Sirte ve Cufra kırmızı çizgimizdir” diyerek verdiği “askerî müdahale” mesajı direkt Ankara’ya yönelik algılandı. Libya’da Rus yapımı savaş uçaklarının sahaya inmesinin ardından Washington da harekete geçmiş, bölgesel denklemde Türkiye’nin yanında yer almıştı. ABD’nin Libya’da Türkiye ile yan yana gelmesi ve ABD basını tarafından sıkça işlenen Erdoğan ile Trump arasındaki ikili ilişkiler yeni bir yakınlaşmanın işareti olarak değerlendiriliyor. Şimdi tartışılan konu ise şu: “Ankara’da ibre Rusya’ya karşı ABD’ye mi dönüyor?”

Rudaw’da yer alan haber analize göre Ankara-Washington yakınlaşmasının birkaç nedeni var. Buna göre Türkiye’nin Libya meselesinde bir ittifaka ihtiyacı var. Türkiye, Libya’da Trablus'ta bulunan Fayez al-Sarraj liderliğindeki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni destekliyor. Buna karşın Tobruk merkezli General Hafter güçlerinin kontrolündeki Temsilciler Meclisi ise Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Fransa ve Rusya tarafından destekleniyor. Mısır Devlet Başkanı Sisi’nin ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Libya konusunda Türkiye’yi hedef alan açıklamaları bölgedeki gerilimi daha da artırdı.

Erdoğan’ın 8 Haziran'da Trump ile yapılan görüşmede Libya meselesinde Trump’ı ikna ettiği iddia edildi. Erdoğan’ın bu görüşmenin ardından, “Amerika ile Türkiye arasında süreçle ilgili (Libya) yeni bir dönem başlayabilir” açıklaması da Trump’ın ikna edildiğini gösteriyor.

Bu açıklamanın ardından 14 Haziran’da Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile Rusya Savunma Bakanı Şoygu ve Rus askeri ve güvenlik makamlarından oluşan heyetin Libya meselesini görüşmek üzere planladıkları Türkiye ziyaretini iptal etmeleri Türkiye-Rusya ilişkileri açısından yeni bir tartışmayı başlattı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Libya meselesinde Rusya ile farklı görüşlere sahip olduklarını gizlemiyor.

Çavuşoğlu, Erdoğan-Trump arasında Libya konusunda olumlu bir yaklaşım olduğunu da vurguluyor.

17 Haziran’da Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’dan oluşan üst düzey Türk heyeti Libya'ya giderek Sarraj ile görüştü. Akabinde de 22 Haziran’da ABD'nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland ve ABD Afrika Komutanlığı’ndan (AFRICOM) General Stephen Townsend ile beraberindeki askeri heyetin Trablus'a giderek Sarraj ile görüşmesi dikkat çekti.

Tam da bu süreçte Rus paralı askerleri Wagner’in Libya’daki stratejik Şerare Petrol Sahasının kontrolünü sağladığı şeklinde haberler basına sızdı.

Bu gelişmeler ABD’nin Libya meselesinde Türkiye ile hareket edeceğini kanıtlamış oldu.

Libya’nın bir önemi de petrol ve doğalgaza sahip olması.

Akdeniz sahil kenti Sirte Afrika ticaret yolunda önemli bir istasyon olarak kabul ediliyor. Cufra ise, Hafter güçlerinin kontrolündeki stratejik Askerî Hava Üssü'ne ev sahipliği yapıyor. Libya’nın coğrafi olarak tam ortasında yer alan bölge, Hafter’e uluslararası müttefiklerinin gönderdiği her türlü desteğin sağlandığı merkez durumunda.

Libya'nın güneyindeki Sahra Çölü petrol bölgesi oluyor. Burada bulunan Fizan bölgesi "kara altın madeni" Şerare Petrol Sahası, ülkenin tek başına en fazla ham petrol üretim kapasitesine sahip petrol kuyusu olarak öne çıkıyor. Şerare'nin yanı sıra El-Fil Petrol Sahası da bölgedeki önemli petrol yataklarından biri olarak tanınıyor. Bölgedeki iki petrol kuyusunun günlük toplam üretim kapasitesi 350 bin varile kadar çıkıyor.

Sarraj hükümetinin bu bölgedeki petrol yataklarına ulaşması kritik önem taşıyor.

Son yıllarda Türkiye’nin doğalgaz ihtiyacı konusunda Rusya ve İran’a bağımlılığını azaltma ve ABD ile bu sektörde ithalatı geliştirme amacıyla da belli bazı adımlar atıldığı görülüyor.

Türkiye doğalgazının tamamına yakınını ithal ediyor. Daha beş yıl önceye kadar bu ithalatın yüzde 85’i  Rusya, İran ve Azerbaycan’dan uzun dönemli alım anlaşmalarıyla boru hatları vasıtasıyla gerçekleşiyordu.

ABD’li senatör Lindsey Graham’ın iki ülke arasında S-400, F-35 ve Suriye meselesinden kaynaklanan ihtilafların giderilmesi gerektiğini vurgulayan konuşması ve hemen akabinde ABD’li Cumhuriyetçi Senatör John Thune, Washington ile Ankara arasında yaşanan S-400 hava savunma sistemi krizini aşmak için "Türkiye’nin elindeki S-400’leri biz alalım" önerisinde bulunması da Türkiye ile ABD arasındaki yakınlaşma arayışları olarak değerlendiriliyor.

Son olarak Türkiye'nin NATO'nun Doğu Avrupa ülkelerini Rusya'ya karşı savunma planına yönelik blokajı sona erdirdiği bildirildi. Türkiye onay karşılığında PYD ve YPG'nin “terör örgütü” ilan edilmesini talep ediyordu. PYD-YPG şartının NATO üyeleri tarafından kabul edildiğine dair herhangi bir açıklama da bulunmuyor.

ABD ile Türkiye arasında son yıllarda birçok kriz yaşandı ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump’ın arasındaki ilişkiler hiç bozulmadı.

Amerikan The New York Times gazetesi yazarı Carlotta Safra, 11 Haziran tarihli yazısında Erdoğan ile Trump arasında 10 ay önceye kadar da gergin olan ilişkilerin yerini “ılımlı” bir havaya bıraktığını,  Rojava’da YPG’ye destek, Libya, Fethullah Gülen ve S-400 meselelerinde yaşanan çelişkilere rağmen iki liderin “birbirini sevdiği ve anladığı” için sürekli ortak paydada buluşabildiklerine dikkat çekti.

Türkiye ve ABD’nin Ortadoğu ve Akdeniz’deki yeni yakınlaşmasının Rojava’ya nasıl yansıyacağı ise merak ediliyor.

 

Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz