Erdoğan 'sihirli dokunuşunu' kaybetti - Washington'ın Türkiye uzmanları

Washington, DC’deki düşünce kuruluşlarından Hudson Institute’de Çarşamba günü yapılan Türkiye-ABD ilişkileri panelinde konuşan Johns Hopkins Üniversitesi öğretim görevlisi Lisel Hintz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi olarak en güçsüz zamanlarını yaşarken, kurumsal olarak ise en güçlü günlerini yaşadığını vurguladı. Hintz’e göre Türkiye’deki rejim şu an ‘farklı otoriterlerin rekabeti’ halinden giderek ‘kişiye bağlı otoriterlik’ rejimine kaymış durumda. Kişiye takılı bu otoriterlik rejiminde 'belirsizlik' ve 'kaybetme' tahammül dışı ve bu durum İstanbul yenilgisini reddeden Erdoğan'da görüldü.

Washington, DC bu hafta yoğun Türkiye tartışmalarına şahit oldu. Başkentteki farklı düşünce kuruluşlarında Türkiye ve Avrupa ülkelerinden gelen Türk ve yabancı uzmanlar, Türkiye-ABD ve Atlantik arası ilişkileri tartıştılar. Diğer taraftan Cumhurbaşkanı İletişim Başkanlığı tarafından da Washington’a ve New York’a gönderilen bir başka hükümet temsilcileri ve hükümet yanlısı delegasyon da, Ankara’nın pozisyonlarını anlatmaya gayret gösterdi. Ne var ki, hükümet yanlısı figürlerin ve CNN Türk gibi hükümet yanlısı medya kurumunun müdürünün de yer aldığı ve Kongre’de yapılan toplantıya genelde başkentte bulunan bir Türk üniversitesinin öğrencilerinin geldiği, Kongre üyeleri için çalışan dahi tek bir yetkilinin toplantıya gelmediği anlaşıldı. 

Hudson’da yapılan konuşmada Hintz’in yanısıra Center for American Progress’de kıdemlı araştırm görevlisi Alan Makvosky, Hudson Institute araştırma görevlisi Blaise Misztal ve American Foreign Policy Council’de kıdemli uzman olan Svante Cornell katıldı. 

Tartışmacılar 31 Mart seçimleri, 23 Haziran seçimi, ekonomi, S-400, YPG ve Gülen Hareketinin darbedeki rolü de dahil olmak üzere birçok konuya değindiler. 

Panelde ilk konuşmayı yapan Svante Cornell, Türkiye’nin son 4, 5 yılda daha milliyetçi bir ülke haline geldiğini söylerken, İslamcıların görünüşte daha pragmatik olsa da anti-Batıcı tutumun daha derin olduğunu ve uzun dönemde Milliyetçilere nazaran daha zor sorunlar meydana getirdiğini kaydetti. Cornell konuşmanın sonunda 15 Temmuz ile ilgili gelen bir soruya, darbe ile ilgili halen birçok bilinmeyenin olduğunu, Erdoğan’ın ordu içindeki muhalif ve Gülencileri ortaya çıkarmak için girişimde bulunma ihtimalinin mümkün olsa da, 15 Temmuz günü ortaya çıkan kalkışmanın beklenenden daha kapsamlı geliştiğini düşündüğünü söyledi ve Türk Askeri dengelerinin Avrasyacılarının lehine kaydığını söyledi. 

AKP’nin artık bir ‘’sosyal hareket’’ olmadığını da söyleyen Cornell, partinin normal yollardan seçim kazanmasının giderek zorlaştığını ve bundan dolayı da farklı yollara başvurulduğunu vurguladı. 

İkinci olarak söz olan Hintz ise Türkiye’de yapılan seçimlerin 1950’li yıllardan beri genelde sorunsuz yapıldığını ama 2014, 2015 yıllarından itibaren giderek daha fazla düzensizlik yaşandığını anlattı ve Erdoğan’ın artık ‘kaybetmeye tahammül edemediğini’ söyledi.

ABD’ye olan derin bir güvensizliğin yaşandığını, siyasi olarak güçsüz halde bulunan Erdoğan'ın ABD'yi bu düşmanlardan biri olarak algıladığını ve örneğin ABD’den Patriot savunma sistemleri alındığında bunun kendisinin koruyup, koruyamacağından dahi emin olmadığını aktardı. 

Alan Makovsky ise Erdoğan’ın siyasi popülerliğinin bir süredir erimekte olduğunu hatırlarken, 2015 yılının Haziran seçimleri öncesi olanca gücüyle asılan Erdoğan’ın partisinin çoğunluğunu kaybettiğini, Kasım’da tekrarlanan seçimlerde ise geri planda kaldığını ve zamanın başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun kampanyayı sürükleyerek AKP'nin yeniden oylarında büyük bir artış yaşandığının görüldüğünü söyledi. 

Bununla birlikte şimdiden Türkiye’de 2023 öncesinde bir erken seçimin spekülasyonlarının yapıldığını ve bu spekülasyonlara katılmadığını anlatan Makovsky, Erdoğan’ın bir erken seçim yapmak için hiçbir nedeni olmadığı gibi yeni sistemde onu böyle bir karara itecek mekanizmanın da bulunmadığını söyledi. Anayasaya göre iki dönem seçilme hakkı bulunan Erdoğan'ın bundan dolayı yeni bir erken seçim düzenlemek için hiçbir nedene sahip olmayacağını ileri sürdü.

Siyasi olarak desteği azalan Erdoğan’ın, kurumsal ve sistem olarak güçlü olmasının ise Türkiye’nin önümüzdeki yıllarının çok zor bir duruma soktuğunu ve kendisini endişeye sevkettiğini söyleyen Makovsky, ‘’umut etmiyorum ama bu durum hukuk dışı yollara kapı açıyor’’ sözlerini kullandı.

Makovsky ayrıca Erdoğan’ın eski ‘sihrini’ kaybettiğini, halka eskisi gibi dokunamadığının da altını çizdi.

Panelde son olarak Blaise Misztal söz aldı. Misztal, geçtiğimiz yıllarda Bipartisan Policy Center isimli düşünce kuruluşunda Ulusal Güvenlik konuları ve Türkiye hakkında yaptığı analizlerle tanınıyor. Misztal geçtiğimiz aylarda Hudson Institute’ye geçti ve paneli organize eden isimlerden biri olarak öne çıktı. 

Misztal, 23 Haziran tarihinde tekrar edilecek İstanbul seçimlerinin S-400 konusunda ABD’nin verdiği 2 haftalık mühlet ile çakıştığını ve Erdoğan’ın İstanbul seçimlerinde ABD’yi ‘baş düşman’ ilan ederek, S-400’lerin ana tema olabileceğini ifade etti. 

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.