Yaşar Yakış
Kas 07 2019

Erdoğan’ın zor kararı: Washington ziyareti

Bu makale, ABD Başkanı Donald Trump'ın Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a gönderdiği resmi bir mektuba odaklı olacak. Yoğun bölgesel gelişmeler nedeniyle, üzerinde durmak için zaman yoktu, ancak Türkiye ile ABD arasındaki birçok sorunu özetlediği için daha yakından bakılmayı hak ediyor.

Yoğun bölgesel gelişmeler arasında; Türkiye'nin Suriye'nin kuzeydoğusuna başlattığı yeni askeri harekât, ABD Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilen ve biri Ermeni Soykırımı, diğeri de Suriye’deki askeri harekât nedeniyle Türkiye’ye yaptırım uygulanmasını öngören yeni yasa tasarıları vardı.

Trump'ın mektubu ise, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 13 Kasım'da Washington'a yapacağı ziyaretten önce geldi.

Erdoğan, Washington'a gidip gitmeyeceği konusunda son ana kadar tereddüt etti, ancak 6 Kasım'daki telefon görüşmesinden sonra gideceğini açıkladı. Trump, Erdoğan'la faydalı bir görüşme yaptığını ve kendisini Washington'da görmeyi dört gözle beklediğini tweetledi.

Erdoğan'ın kararını zorlaştıran şey, 9 Ekim'de ABD Başkanı Donald Trump'tan aldığı ve diplomatik yazışmalar tarihçesine bir devlet başkanının ne yapmaması gerektiğine örnek olarak girecek mektuptu. Mektubun neredeyse her cümlesi sorunluydu.

Mektubun ilk cümlesi “Gelin iyi bir anlaşma yapalım!” diye başlıyor ve ünlemle bitiyordu. Mektup “Binlerce kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulmak istemezsiniz ve biz de Türk ekonomisini mahvetmekten sorumlu olmak istemeyiz ve bunu yaparız. Size bunun bir örneğini Pastör Brunson olayında yaşatmıştım” diye devam ediyordu. Bu cümle, Türkiye'nin 'binlerce insanı' katletme olasılığının yüksek olduğu ve Erdoğan'ın öfkeyle reddedeceği bir iddiayı içeriyordu.

Ancak bu cümlelerde daha fazlası vardı. Amerikalı din adamı Papaz Brunson, Türk hükümetini devirme ve teröristlere yardım amaçlı bir komplonun parçası olduğu gerekçesiyle 21 ay Türk hapishanelerinde tutulmuştu. Trump  'Türk ekonomisini yok etmek için' hareket ettiğinde ise, Papaz Brunson'un Türk hükümetini devirmeye çalışmadığı ortaya çıkmıştı. Birkaç gün içinde serbest bırakılmış ve ABD'ye iade edilmişti.

Trump bu cümlelerle, Brunson'ın hapsedilmesinin haklı olmadığını ve Türkiye'nin serbest bırakılması için Amerikan baskısına boyun eğdiğini ima ediyordu. Ama bununla da kalmıyor, bunu gerekirse tekrar yapacağını söylüyordu.

Mektubun ikinci paragrafı “Sorunlarınızı çözmek için çalıştım” diyerek başlıyordu. Türk analistler, Trump'ın bu sözlerle, İran'a yönelik yaptırımların delinmesine karışan bir Türk kamu bankası olan Halk Bankası hakkında yargı sürecinin, dostane bir çözüme ulaşmış olabileceğine yönelik yardımını kast ettiğini iddia ettiler.

Erdoğan'ı çileden çıkarmış olabilecek şey muhtemelen Suriye Demokratik Güçleri Genel Komutanı’na 'General Mazloum' olarak hitap edilmesiydi. Mazlum Kobane kod adlı Ferhad Abdi Şahin, Türkiye'de aranan bir isim. Adı Interpol listesinde ve Türk hükümeti başına dört milyon Türk Lirası ödül koymuş durumda.

Trump, ona sadece 'general' diye hitap etmekle kalmadı, Erdoğan'ı da kendisiyle 'müzakereye' davet etti. Bu da yetmedi; Trump, Mazlum Kobane'nin mektubunu da ekledi. Meşru bir devlet başkanı olarak Erdoğan, Türkiye'nin ‘terör örgütü’ olarak gördüğü bir grup savaşçının komutanıyla eşit şartlarda yer almayı haklı bir gerekçeyle reddetti. 

Çalışmanın tamamı; Erdoğan'ı çileden çıkarmak ve Türkiye'ye hakaret etmek için tasarlanmış bir komediye benziyordu. 

Mektup daha da uygunsuz cümlelerle devam ediyordu: “Eğer bu işi doğru ve insancıl bir şekilde hallederseniz tarih size olumlu bakacaktır. Eğer bir şeyler olmazsa size sonsuza dek şeytan gözüyle bakılacaktır.”

Herhangi bir diplomatik mektubun son paragrafı her zaman şöyledir: “Bu fırsattan yararlanarak ekselanslarına yüksek ilgiyle güvenimi yineliyorum.”

Trump'ın Erdoğan'a yazdığı mektubun son cümlesi ise şu şekildeydi: “Sert adam olma. Aptal olma. Seni sonra ararım.”

ABD Başkanı’nın bu sıradışı mektubu hakkında Erdoğan'a ne söyleyeceğini öğrenmek, ilginç olacak.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.