Ağu 10 2019

İktidarda ABD'ye güven sıfır

ABD ile Türkiye arasındaki 'güvenli bölge' kurulması girişimleri, 8 Ağustos'ta varılan anlaşma ile ivme kazanırken, Ankara'nın Washington ile ilgili kafasında önemli soru işaretleri yerini koruyor.

Anlaşmanın üzerinden iki gün geçmeden, Ankara'dan ABD'ye, "güvenli bölge mutabakatı hayata geçirilsin" telefonu açıldı.

Hattın Ankara ucunda Cumhurbaşkanlığı İletişim Sözcüsü İbrahim Kalın, Washington ucunda ise ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton vardı.

Kalın, Bolton ile telefonda görüşerek, söz konusu mutabakatın en kısa sürede gerçekleşmesine yönelik Ankara'nın talebini yineledi. 

Kalın, muhatabına, 'Suriye'nin kuzeyinde kurulacak güvenli bölgeye dair mutabakatın en kısa sürede hayata geçirilmesi gerektiğini' söyledi. 

Bu aceleci adım, Ankara'da 'ABD bizi oyalıyor' yaklaşımının somut bir göstergesi olarak yorumlanırken, Erdoğan rejiminin ABD'ye duyduğu güvensizlik AKP medyasında da bariz bir biçimde kendini gösteriyor.

Anlaşmaya göre, Türkiye'nin güvenlik kaygıları dikkate alınacak, iki ülke yetkililerinin yer aldığı bir ortak harekat merkezi kurulacak ve Suriyeli mültecilerin geri gönderilmesini sağlayacak bir barış koridoru inşa edilecek.

Buna karşın, mutabakatın kamuoyu ile paylaşılan duyurusundan, Ankara'nın talep ettiği 30 km uzunluğunda ve Türkiye'nin kontrolünde bir güvenli bölge kurulmasına ABD'nin onay vermediği anlaşılırken, Ankara, ABD'ye baskı politikasını sürdürüyor.

AKP Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay'ın, 10 Ağustos tarihinde Yeni Şafak'ta kaleme aldığı yazı da, ABD'ye yönelen güvensizliğin emarelerini taşıyordu.

Aktay, AKP yönetiminin 'güvenli bölge' anlaşmasına rağmen ABD'ye güvenmediğini şu satırlarla ortaya koyuyor:

"...ortada anlaşmayı zorlaştırıyor ve yavaşlatıyor olduğu görünen sorunlar ABD’nin bu konuda açık, net ve şeffaf olmamasından kaynaklanıyor. ABD’nin Suriye’de ne yapmak istediğini kimse anlamış değil. Görünen kadarıyla kendisinin de bu konuda kafası karışık. Pentagon’dan gelen akılla Beyaz Saray’dan gelen akıl birbirini tutmuyor. Geldiğimiz durumda Pentagon’un planı Trump’ınkini iptal etmiş ve şimdi üzerinde durulan plan ABD’nin baştan beri uygulamakta olduğu plan."

Aktay, ABD'yi 'teröre karşı olmamak' gibi ağır bir suçla itham ettiği yazısında, nihayet, "ABD'ye hiçbir zaman güvenilemeyeceğini" belirterek bu konuda Ankara'nın yaklaşımını da gözler önüne seriyor:

"Suriye’de bir terör örgütüne karşı başka bir terör örgütünü destekleyerek ulaştığı nokta ABD’nin özde teröre karşı olmadığını gösteriyor. Üstelik bu terör örgütünü kendi müttefikinin güvenliğine zarar verdiği açıkça göründüğü halde desteklemeye devam ediyor olması, ABD’nin müttefikliğine de hiçbir zaman güvenilemeyeceğini bir daha göstermiş oluyor."

Aktay, ABD'yi 'IŞİD'i yaratmak'la itham ederken, bu konuda Türkiye'nin uluslararası kamuoyu tarafından bilinen rolünü de tümüyle perde ile örtüyor ve devam ediyor:

"Üstelik ABD’nin Suriye’de uygulamakta olduğu bütün politikaların en ağır bedelini Suriye halkından sonra Türkiye ödemektedir. Bugün karşı karşıya olduğumuz Suriyeli mülteciler sorununun tamamı ABD’nin bu anlaşılmaz, güven vermeyen politikalarının sonucu olduğunu söylemek hiç de abartılı olmaz. Daha işin başından itibaren Suriye’ye geliş sebebi olarak ilan ettiği Esad’ı devirmek yerine DAEŞ denilen, ne idüğü belirsiz bir örgütle mücadeleye hedefi çevirerek zaten kiminle ne tür gizli danışıklar içinde olduğunun işaretlerini verdi. Oysa açıkçası, en iyi ihtimalle DAEŞ’in varoluş sebebi Esad rejiminin kendisiydi. Tabi daha gerçek ihtimal bu karanlık cinayet örgütünün çok önceden, tam atölye işi bir ABD prodüksiyonu olmasıdır."