Ağu 14 2019

Murat Yetkin: ABD askeri Türk topraklarında, yanıtı olan ve olmayan sorular...

ABD ile Türkiye arasındaki “güvenli bölge” anlaşması belirsizliğini korurken Washington lehine sonuçların çıktığı yorumları ağırlıkta.

Ankara, bayram sonrası Fırat’ın doğusuna saldırı mesajlarını yenilerken ABD askerleri de ‘Müşterek Harekât Merkezi’ için Türkiye’ye giriş yaptı.

Suriye’de Şam rejiminden ise “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saldırı” tepkisi gelirken YPG’ye “Saflarımıza dönün” çağrısı yapıldı.

Gazeteci Murat Yetkin, kişisel blogunda kaleme aldığı yazısında, ABD askerinin Türk topraklarına girmesine dikkat çekerken yanıtı olan ve olmayan soruları sıralıyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, anlaşmanın “yeni bir oylama sürecine dönüşmesine” izin verilmeyeceğini, Türkiye’nin ABD ile olsa da olmasa da” PKK/YPG’yi Fırat’ın doğusundan çıkarmaya kararlı olduğu yolundaki ifadesini hatırlatan Yetkin, 1 Mart 2003’de AKP hükümetinin Meclis’e getirdiği ABD’nin Irak’ı işgal planında ABD askerinin Türkiye topraklarında konuşlanmasına itiraz olduğunu anımsatıyor ve ekliyor:

“Şimdi, Anayasa’nın 92’inci Maddesi, Meclis tatildeyken de Cumhurbaşkanının yabancı askeri gücü ülke topraklarına kabul etme yetkisini ülkenin ani bir saldırıya maruz kalmasına bağlamışken ABD askeri birliği Şanlıurfa’dadır.”

“Türkiye’nin Irak ve Suriye sınırları boyunca ‘Güvenli Bölge’ kurması girişimi AK Parti ile başlamamıştır; öteden beri Genelkurmayın değişik siyasi iktidarlara, Özal, Demirel, Çiller ve Ecevit’e de önerdiği bir plandır” diyen Murat Yetkin, hâlihazırda güvenli bölge anlaşmasının yanıtlardan çok soruları artırdığı görüşünü savunuyor ve şu sorulara yanıt arıyor:

  • Amerikan askeri gerçekten PKK’ya karşı ortak mücadele inancıyla mı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayıyla Türkiye topraklarına, Şanlıurfa’ya alındı?
  • Müşterek Görev Gücünün komuta merkezi neden asıl harekât alanı olan Suriye’de değil de Türkiye’de Şanlıurfa’da kuruluyor?
  • Görev gücünün komutası kimde olacak? Eğer harekât merkezi Türkiye’de kalacaksa, komutanı Türk mü, Amerikalı mı olacak, yoksa eş-komutanlık sistemiyle mi yönetilecek?
  • Pompeo’nun dediği türden “sürdürülebilir bir mekanizma” oluşturulması ve daha sonra Güvenli Bölge kurulması için bir takvim öngörüldü mü? Yoksa ileride “ABD bizi kandırdı, oyaladı” demeçleriyle mi karşılaşacağız?
  • AK Parti – MHP ortaklığı ABD’nin YPG/PKK’ya karşı Türkiye’yle birlikte mücadele edeceğine gerçekten inanıyor mu?
  • Erdoğan ve Bahçeli, Güvenli Bölgenin, kurulabilse dahi PKK’ya (Irak’taki operasyonlarla birlikte) askeri planda zarar verme ötesinde PKK’yı “bitireceğine” gerçekten inanıyor mu?
  • ABD’nin PKK’yı bölüp, YPG’den daha ABD (ve dolayısıyla İsrail) yanlısı ayrı bir siyasi güç kurma planları biliniyor mu?
  • Kandil’in de bu planları bildiği, gerekirse kendi içinde bölünme takiyesine başvurabileceği, Suriye-Rusya kartını hep ellerinde tutarak ABD’nin kendilerini NATO müttefiki Türkiye’ye belli tavizler karşılığında “satma” ihtimaline karşı önlemler aldığı biliniyor mu?
  • Suriye’de bir Kürt federasyonundan yana olduğunu resmen, yazılı olarak ilan edip, “yeni Suriye” anayasasında Kürtlere özerklik tanınmasını öngören tek ülkenin ABD (ya da bunu siyasetçileri kanalıyla sözlü olarak ifade etmekle yetinen) İsrail değil, Rusya olduğu bilinmiyor mu?
  • Cezaevlerindeki açlık grevlerini İmralı’dan yazılı bir not ile bitiren Abdullah Öcalan’ın PKK’ya “silah bırakma” dâhil çağrısına, mevcut koşullarda Kandil’in uymayacağı riski göze alınıyor mu?
  • Güvenli Bölge kurulması, Suriye sınırından gelen tehdidini önlerse Türkiye’deki terörizm, PKK ve nihayet Kürt sorununa çare bulunmuş mu olacak?
  • Son yerel seçimlerde (Meclis’teki üçüncü büyük grup olan) HDP’nin kazandığı belediyeleri, kayyumlar yoluyla yeniden ellerinden alma hazırlığı, ABD’nin desteğiyle Suriye’de Güvenli Bölge kurma planıyla paralel mi düşünülüyor?
  • Erdoğan, bu süreçte CHP ve İYİ Parti muhalefetinin mutedil tepkiler verip sorgulamakla yetinmesinden ama MHP ile HDP’nin ABD ile Güvenli Bölge sürecini desteklemesinden bir sonuç çıkarıyor mu?
  • Bütün bu çabalara rağmen Güvenli Bölgenin “yine oyalama” olduğu ortaya çıkarsa bunun bir yandan devam eden “ticaret hacmini 20 milyardan 100 milyar dolara çıkarma” çalışmalarına da ciddi darbe vuracağı düşünülmüyor mu?
  • Ve birkaç soru da CHP’ye. CHP’nin önerisi Türkiye, Suriye, Irak ve İran arasında toplanacak bir Suriye konferansıyla soruna çare bulunması. Yani, 2011’den itibaren Suriye iç savaşına fena şekilde dâhil olmuş Türkiye, Devrim Muhafızları ve Hizbullah’la Suriye coğrafyasını Şam’a bağlı tutmak için savaşan, Amerikan yaptırımı altındaki İran, kendi egemenlik ve toprak bütünlüğüne sahip çıkmaktan aciz Irak bir araya gelip sınır güvenliğini tartışıp çözüm bulacak, doğru mu anlıyorum? Ve bu yolla Suriye sorunu da çözülmüş mü olacak? Ve Suriye iç savaşına taraf olan bütün küresel ve bölgesel aktörler de Ankara, Tahran, Şam ve Bağdat arasındaki bu serinkanlı diplomasi çabasının sonucunu bekleyip tanıyacaklar mı? 

Murat Yetkin'in bloguna buradan ulaşabilirsiniz.