Oca 30 2018

The Spectator yazısı: Amerika Kürtleri desteklemeli

 

Biri eski diğeri yeni olmak üzere iki 'müttefiki' (Türkler ve Kürtler) arasında sıkışmış görünen ABD'ye siyasi ve askeri çevrelerden olduğu kadar medya analizleri aracılığıyla da tavsiyeler geliyor.

Askeri ve yerleşik düzen unsurları, ABD'ye Türkiye ile ilişkilerini Suriye'deki YPG liderliğindeki Kürtler lehine bozmak yerine Ankara'nın taleplerine kulak vermesini salık verirken, kimi kesimlerse Kürtlerin yüzüstü bırakılmaması gerektiğine işaret ediyor.

The American Spectator'da Loose Canons tarafından kaleme alan makale de, ABD'nin tercihini Kürtlerden yana kullanması gerektiğini savunuyor.

Yazının satırbaşları şöyle:

Geçen hafta Başkan Trump, Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan ile gergin bir telefon konuşması yapmış olmalı. Erdoğan'ın güçleri, Suriye'nin Afrin bölgesindeki ABD müttefiki Kürtlere saldırıyor. 

Erdoğan, kendisine bağlı güçlerin Kürt militanların peşinden, Suriye güçlerine ve IŞİD kalıntılarına karşı Kürtlerle birlikte çalışan ABD güçlerinin bulunduğu Menbiç'e kadar gideceğini söyledi. İkili arasındaki sohbet hiçbir yere varmadı.

Ne Erdoğan bizim Kürt müttefiklerimize karşı saldırıları durdurdu ne de Trump yasak bölge ve Kürtleri koruma sözünden geri adım attı. Gerçek şu ki, Trump'ın güçlerimize Kürtlerin korunması emrini vermemesi bir başarısızlık itirafı. Bu, sözde müttefikimiz Türkiye'nin gerçek müttefikimiz Kürtlerle savaşı seçmesi karşısında köşeye sıkışmanın bir sonucudur.  

Kürtler, Ortadoğu'da yerleşik en eski halklardan biri. Yaklaşık 30 milyonu Kuzey Irak, güneydoğu Türkiye, Suriye, Ermenistan ve İran'a yayılmış vaziyette. Irak'taki otonom Kürt bölgesi petrol zengini. Ancak bir Kürdistan ulusu yok. 

Woodrow Wilson ve I. Dünya Savaşını kazanan liderleri 1919'da Paris'te eski imparatorlukları taksim etmek ve yeni uluslar yaratmak için biraraya geldiklerinde, deklare edilmeyen amaçları kendi kendini yöneten halklar etrafında yeni uluslar yaratmaktı. Bir anlaşma ile bir Kürt devleti yaratılırken diğeri ile de sona erdirildi. 

ABD'nin Kürtlerle ilişkisi aç-kapa şeklinde cereyan etti. 1970'lerde Irak'ın Baas rejiminin devrilmesi çabalarında Kürtleri destekledi, 1980'lerde bu desteği çektik ancak 1998'de Kürt grupları arasında bir barış anlaşması için aracı olduk. 

Kürtler öncesinde ve o zamandan beri acı çekiyor. En tipik örneği, 1988'de Halepçe'de Saddam Hüseyin tarafından gerçekleştirilen ve beş bin can alan kimyasal saldırı.1991'de Irak Kürdistan'ında uçuşa yasak bölge ilan ettik. 

Türkiye, 2003'te ABD askerlerinin kendi toprakları üzerinden Irak'a girişini veto ettiğinde, Kürtler yardım etmeye çalıştı. O zamandan beri de müttefikler. 

Militan olarak nitelenen ancak o tanıma oranla daha fazla yetenek, örgütlenme ve etkinliğe sahip Kürt güçleri, son on yıldır IŞİD'e karşı savaşımızda ön cephede yer aldı. 

Türkiye, her zaman güney sınırındaki Kürt nüfustan korktu ve onları gücendirdi. Bu Kürtlerin bağımsızlığı seçmeleri halinde, güneydoğu Türkiye'nin ve Kuzey Irak'ın büyük bölümünün parçalanabileceğinden ve bağımsız bir Kürdistan'ın yaratılabileceğinden korktu. 

Bu nedenle Kürtleri her zaman terörist olarak tanımladı. Bunu şimdilerde YPG için de yapıyor. Kürt güçler bizim IŞİD'e karşı savaşımızın belkemiğini oluşturuyor. Türkiye, Alman üretimi tanklarla ve hava saldırıları ile Kuzey Suriye'deki Kürtleri vuruyor. 

Şu ana kadar Başkan Trump, Türklerin geçemeyeceği bir kırmızı çizgi çekmedi. Erdoğan ise, operasyonun ABD askerlerinin bulunduğu alana kadar genişleyeceği tehdidinde bulundu.

Başkan ve danışmanları, bir müttefik diğeri ile savaşırken tarafsız bölgede saplanıp kalmış vaziyette. Yüzleşmeyecekleri sorun şu ki, Türkiye artık bizim müttefikimiz değil. 

20 yıl önce, Türkiye'nin değeri en az bilinen müttefiklerimizden biri olduğunu yazıyordum. NATO'nun köşe taşıydı ve Ankara'da devasa bir ABD hava üssüne evsahipliği yapıyordu. Türk ordusunu da eğitiyordu bizim güçlerimiz ve pek çok sırrı da paylaşıyordu. Hatta Müslüman bir ulusun İslam ve Batı arasında köprü olması için bir model de sunuyordu. 

Erdoğan tüm bunları tersine çevirdi. Yetiştirildiği aşırıcı İslamcı inançlar üzerinden iktidara geldi. 

Erdoğan, bir NATO üyesi ülkenin sorumluluklarını tolere edilemez şekilde ihlal etti. Misal geçen yıl Rusya ve İran ile, terörist Esad rejimini korumak için anlaşma imzaladı. Bu, Türkiye'yi en tehlikeli düşmanlarımız tarafına yerleştirdi. 

Erdoğan'ın ABD'ye saygısı yok. Geçen yıl ABD ziyareti sırasında korumaları bir grup protestocuyu dövdü. 

Erdoğan'ın teşkil ettiği en büyük tehditlerden biri, NATO ve ABD sırlarını paylaşma ihtimalidir. Rusya ve İran ile yakınlaşması, Türkiye'yi ABD ve NATO müttefiki olmaktan çıkarmıştır.