Oca 16 2018

"Türk–Amerikan ilişkilerinde 'kopuş süreci' yaşanabilir"

ABD tarafından 30 bin kişilik 'sınır güvenlik gücü' oluşturmak için çalışma yapıldığının açıklanmasıyla kötü olan ilişkiler tekrar iyice gerilmeye başladı.

ABD liderliğindeki Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) karşıtı uluslararası koalisyon, Suriye'deki müttefikleriyle 30 bin kişilik bir sınır koruma gücü kuracağını açıkladı. Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan bir açıklama geldi. Erdoğan, ABD'nin Suriye'de 30 bin kişilik 'sınır gücü' kuracağını açıklamasına tepki göstererek "Bize düşen de bu terör ordusunu daha doğmadan boğmaktır" ifadesini kullandı.

Ardı ardına açıklamalar geldi. Son olarak ise IŞİD'e karşı ABD Askeri operasyonlarını yürüten Özkararlılık Operasyonları Birleşik Görev Gücü Basın Masası, Ahval'e yaptığı açıklamada, "sınırda 30 bin Kürt gücünü hazırlıyor musunuz' sorusuna karşılık, kendilerinin ''IŞİD'e tam bir mağlubiyet yaşatmak için ortak güçler olan Suriye Demokratik Güçlerini (SDF) eğitme, teçhizatlandırmaya ve desteklemeye kararlıyız" dedi.

Tüm bunları değerlendiren uzmanlar ise Türk–Amerikan ilişkilerinde “kopuş süreci” yaşanabileceğini söylüyor.

Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği görevinde bulunmuş, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın eski müsteşarlarından Emekli Büyükelçi ve CHP İstanbul Eski Milletvekili Faruk Loğoğlu, her iki ülke çıkarları açısından acilen durum değerlendirilmesi yapılması ve ilişkileri iyileştirme adımı atılması gerektiğini söylüyor.

Loğoğlu, “ABD’nin attığı adım çok yanlış, vahim ve her türlü hukuk anlayışına da aykırı. ABD’nin sözde Suriye konusunda izlediği politikaya da aykırı gelişme. Suriye’de şu veya bu isim altında ikincil ordu oluşturulması bu düpedüz bölücülüktür, Suriye’nin toprak bütünlüğüne aykırıdır. ABD’nin daha önce Suriye bağlamında Türkiye’ye verilen sözleri tutmadıklarını biliyoruz. Irak’ta Mesut Barzani’den esirgenen Kürt oluşumuna desteği bu sefer Suriye’de ortaya koyuyorlar. ABD, bu adımıyla Suriye’deki ortamı yeni baştan karıştıran dolayısıyla hem Astana süreci hem de Cenevre’deki barış görüşmelerine olumsuz yansıması olacak bir girişimde bulunuyor” diyor.

Loğoğlu, şöyle devam ediyor:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın herşeye rağmen konuşmasında ABD ile diyaloğu da göz ardı etmediğini görüyoruz. Trump yönetiminde de akıllı insanlar olduğuna inanıyorum. Körü körüne Türkiye’yi kızdıracak bir politika izleneceğini zannetmiyorum. ABD’nin tek taraflı PYD-YPG’ye desteği yerine Suriye’nin toprak bütünlüğü ve Cenevre’den yana olduğunu gösterecek adımlar atması gerekiyor. Türkiye’ye de olumlu mesajlar vermesi de.. Bunu yapabilir mi, bence yapabilir.”

İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Bora Bayraktar ise, Ankara – Washington hattında artık kopuş sürecine girilebileceği öngörüsünde bulunuyor.

ANKA Enstitüsü Başkanı Rafet Aslantaş ise önümüzdeki günleri “muğlak” olarak değerlendiriyor. ABD’nin mevcut tabloda Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal çıkarlarına aykırı hareket ettiğini savunuyor.

Afrin'e operasyon olursa da ne olur sorusuna Faruk Loğoğlu'nun yanıtı ise şöyle:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan dediği gibi Türkiye önümüzdeki günlerde Afrin’e operasyon başlatacak olursa orada Türk askeri ve Türk destekli Suriyeliler ile PYD-YPG oluşumlara karşı karşıya gelecekler. O bölgede ABD askerleri ve hatta İdlib çevresinde ise Rus askeri varlığı var. Bu nedenle Suriye’de atılacak adımın ilgili taraflarla konuşularak yapılması, hayata geçirilmesi bence büyük önem taşıyor. Türkiye eğer amaçlarına kalıcı şekilde ulaşmak istiyorsa herkese rağmen değil ama olabildiği ölçüde uluslararası işbirliğiyle yaparak gerçekleştirmesi daha doğru olur.”

ABD ile TSK’nın karşı karşıya gelme ihtimaline ise Bora Bayraktar, “Afrin’de ABD’li askeri personel olduğu bilgisine sahip değiliz ancak Münbiç’te ABD bayrağının dolaştırıldığını biliyoruz. Orada ABD askeri varlığı söz konusu olabilir. Cumhurbaşkanı’nın açıklamasında kararlılık söz konusu. Türkiye eğer Afrin Operasyonu yapar ve başarırsa bu durum Suriyeli muhaliflerin elini güçlendirecektir. Ama öylesi bir sürece girildi ki görüş mesafesi çok düşük” yanıtını veriyor.

Peki Rusya nasıl yaklaşacak? Bu konuda ise Bayraktar, “Rusya’nın pragmatik yaklaştığını görüyoruz eğer kendi kontrolünde olursa PYD-YPG ile iyi geçiniyor. Ancak şimdi ABD’nin kontrolündeki PYG-YPG’ye nasıl yaklaşacağı şüpheli. Geçmişte Rusya, Afrin’in düşmesine sıcak bakmadı. Ama özellikle bir hafta içerisinde Rusya ve Şam rejiminin, İdlib’te çok hızlı ilerleyerek ciddi yenilgiler yaşadığını görüyoruz. Dolayısıyla sahada Türkiye’ye ihtiyaç artıyor” diyor.

Rafet Aslantaş ise Türkiye’nin gördüğü tehdidi bertaraf edebilmek için “yeri, süreci sınırlı harekat” yapabileceğini söylüyor:

Burada tehditler nedir? Birincisi, bölgede terör örgütü havzası oluşumu. İkincisi de Şam rejiminin askeri harekatlarıyla yeni bir göç dalgası oluşursa ve bu da Türkiye açısından tehdit. Çünkü hali hazırda Türkiye’de 3 milyon 700 bini aşkın göçmen var. Böylesi büyük göçmen nüfusu, gerek Türk ekonomisi gerekse Türk sosyal hayatına handikap oluşturuyor. ‘Türkiye’nin olası askeri operasyonu sonucu ne olur?’ diyorsunuz. Ama böylesi operasyon sürprizler içeriyor. ABD’nin, Rusya’nın ne yapacağı ve bölge devletlerinin görüşü de önemli. Fırat Kalkanı Operasyonu öncesinde görüşmeler, pazarlıklar yapılmış ve dengeyle operasyon başlatılmıştı. Bunun fazlasını söylemek falcılık olur.

https://www.amerikaninsesi.com/a/turk-amerikan-iliskilerinde-sinir-ordusu-gerilimi/4210208.html