Claire Sadar
Tem 02 2018

Türk hükümeti, cemaatin lobicilik faaliyetlerinin dümen suyunda gidiyor -3-

Bu yazı, ABD’deki Türk hükümetinin ve Türk-Amerikan lobicilik faaliyetleri konusunu ele alan bir yazı dizisinin üçüncüsü. İlk iki yazıda, hem Türk hükümetinin hem de şu anda düşmanı olan eski müttefiki Gülen cemaatinin Trump ile bağlantılı lobiciler aracılığıyla Trump yönetiminin, özellikle de Başkan Yardımcısı Mike Pence'in gözüne nasıl girmeye çalıştıklarını ele almıştım.

Türk hükümeti ve Gülenci lobicilerin 2017 yılında harcadıkları ve 2018'de harcaması beklenen listelerin tümü burada.

2017 yılında, her ikisi de lobicilik konusunda önemli miktarda para harcadı. Gülen irtibatlı Ortak Değerler İttifakı (Alliance for Shared Values) üç lobi firması için en az 310 bin 500 dolar sarf etti.

Şaşırtıcı olmayan bir biçimde, Türk hükümeti doğrudan en az 4,4 milyon $ harcayarak rakibini geride bıraktı. Türk hükümetinin bakanlıkları ilaveten 348.000 $ daha harcadılar. Bunun 20.000 $’ı, kendi web sitesine göre Türkiye Cumhuriyeti Ekonomi Bakanlığı'nca verilen bir “hibe” ile kısmen finanse edilen Arsay Media tarafından, önemli medya kuruluşları için Türkiye'ye bir basın turu düzenlenmesi için kullanıldı.

ABD’de İran’a yönelik yaptırımların ihlali davasına konu olan Türk devlet bankası Halkbank ise 531 bin 250 dolar harcadı.

Ayrıca Türk hükümeti, ABD’deki yasal bir meseleye ilişkin olarak Amerikan ve Türk hükümetleri arasında işbirliği yapılması için Amerikan Adalet Bakanlığı'na bir teklif hazırlamak ve sunmak amacıyla King and Spalding hukuk firmasından Andrew C. Hruska'yı tutmak için de miktarı bilinmeyen bir para harcadı.

İlginç bir şekilde, King and Spalding 2013'te Gülen cemaati ile bağlantılı Bank Asya'yı da temsil etmişti. İkinci derece kanıtlar, Hruska’nın üzerinde çalışması için tutulduğu yasal meselenin büyük olasılıkla Halkbank davası olduğunu gösteriyor.

Türkiye ile mevcut ABD yönetimi arasındaki bir diğer bağlantı olan Trump destekçesi, avukat ve New York’un eski belediye başkanı Rudy Giuliani ise davadaki baş şüpheli Reza Zarrab tarafından tutulmuştu.

Hatta daha garip bir harcama, hakkında çok az bilgi bulunan İstanbul merkezli Bilgi Ekonomisi Derneği (Knowledge Economy Association-KEA) tarafından yapıldı.

Dernek, 1,5 aylık bir çalışma için Monte Advisory Group’a 100 bin dolar ödedi. Kayıtlara göre Monte Advisory Group'un “tek ve murahhas üyesi” James Baker'ın oğlu olan Douglas Baker. Büyük Baker, 20. yüzyılın sonlarında Cumhuriyetçi Beyaz Saray’da, George H.W. Bush yönetiminin dışişleri bakanlığının da aralarında bulunduğu bir dizi önemli makamda bulunmuştu.

Geçen yılki Daily Beast’in bir araştırmasına göre, hem Bilgi Ekonomisi Derneği hem de Monte Advisory Group'un mevcudiyetine dair, iş ilişkilerinin ana hatlarını gösteren FARA kayıtlarının dışında çok az işaret var. Kayıtlar, Bilgi Ekonomisi Derneği’nin en az bir üyesinin Türk hükümetinin temsilcisi olduğunu gösteriyor.

Daily Beast’e göre, Bilgi Ekonomisi Derneği’nin kurucu başkanı olan Davut Kavranoğlu bu görevinden ayrıldıktan sonra Türkiye Cumhurbaşkanı'nın bilimsel danışmanı oldu. Yine Daily Beast’e göre, Monte sözleşmeyi seçimden önce imzalamış olmasına rağmen, görevi devralacak Trump yönetimi ile de temasa geçmişti.

Türk hükümeti 2018'de, lobicilik faaliyetleri için en az 4,2 milyon $ harcamaya hazır. Bu rakama hâlâ yürürlükte olan King and Spalding sözleşmesi veya onun kiraladığı şirketlerden birine ait, Mercury Public Affairs, sosyal medya ücreti dâhil değil. Ayrıca Türkiye-ABD İş Konseyi de (TAİK) Mercury’e 1.290.000 $ ödedi. Mercury, Ukrayna Cumhurbaşkanı ile irtibatlı bir grup için lobi yapması amacıyla Paul Manafort tarafından kiralandıktan sonra yabancı hükümetler adına lobicilik yaptığını kaydettirmediği için özel savcı Robert Mueller tarafından soruşturulmuştu.

Ayrıca, Türkiye İhracatçılar Meclisi, reklam ve danışmanlık grubu Ketchum ile ücreti bilinmeyen bir sözleşme imzaladı. Bu miktarları, bu yılın ilk çeyreğinde lobicilere 20.000 dolardan daha az para ödeyen Gülen irtibatlı Ortak Değerler İttifakı'nın lobicilik masrafları ile kıyaslayabilirsiniz.

Milyonlarca dolarlık soru, tüm bu harcamaların hem Türk hükümetinin hem de Gülen cemaatinin arzu ettiği siyasi sonuçları getirip getirmediğidir. Hem Türkiye’nin hem de cemaatin lobicileriyle ilgili bilgiye sahip analistler ve kaynaklar farklı görüşlere sahip.

Türk hükümeti, iyileştirilmiş stratejisi sayesinde, küçük ilerlemeler kaydetmiş gibi görünüyor. Analist ve Brown Üniversitesi’nde doktora öğrencisi olan Selim Sazak Ahval'a verdiği demeçte, “Türkiye’nin Flynn ile yanlış bir adım attıktan sonra, lobicilik stratejisini ve partner seçimlerini önemli ölçüde geliştirdiğini” söylüyor.

Ayrıca, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçen yılki ziyareti sırasında Washington DC'deki Sheridan Circle’da göstericilere saldırmakla suçlanan Erdoğan’ın korumalarına yönelik suçlamaların düşürülmesini gerçeğinin, Türkiye'nin bu yönetim üzerinde bir miktar etkiye sahip olduğunu kanıtladığını ifade ediyor.

Türkiye’nin, özellikle ABD’deki Gülen cemaatinin etkisinin kırılmasına yönelik lobi yapması için tuttuğu Robert Amsterdam Ahval’e “Türkiye’nin, Obama döneminde kendilerine hiç kulak verilmediği kesinlikle anladığını, ancak ismini veremediği mevcut yönetimden bazı kişilerin kendi tekliflerine daha açık olduğunu” söylüyor.

Dış İlişkiler Konseyi'nde (Council on Foreign Relations) kıdemli bir araştırmacı olan Steven A. Cook, özellikle 24 Haziran seçimlerinden sonra Türk hükümetinin ele alacağı konuların ilerleme kaydettiğini belirtiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan yeniden seçildi ve partisi AKP ile müttefiki MHP, ne özgür ne de adil şartlarda yapılan bir seçimle mecliste çoğunluğu ele geçirdi.

Bununla birlikte, içerideki bazı politikacılar ve Türkiye uzmanı olmayan analistler seçimler demokratikmiş gibi konuşmaya devam ediyor. Cook, Türkiye'nin Gülen Cemaati’nin dümen suyunda gittiğine atıfta bulunarak “Türk hükümetinin Washington'daki tartışmaları etkileme çabalarının, Gülen cemaatinin bu konuya nasıl yaklaştığı ile benzer olduğunu” söylüyor ve ekliyor:

“Bununla birlikte, kendi hâllerine seslerini duyurmaya çalışan cemaat bağlantılı gruplar yerine, Türk Miras Vakfı (Turkish Heritage Organization), Türk Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi (Turkish American National Steering Committee), MÜSİAD ve elitlerin dostluğunu kazanan ve süreçte Türk hükümetinin mesajını ileten diğerleri var. Türkiye gözlemcileri, kimlerin cemaat bağlantılı, kimlerin hükümet bağlantılı grup olduğunu biliyor, ancak Türkiye'yi takip etmeyen insanlar aslında bağımsız örgütlerle muhatap olduklarını düşünerek kandırılabilirler.”

Her taraftan lobicilik yapan Türkiye'nin önemli bir hedefi olan Başkan yardımcısı Pence, Papaz Andrew Brunson'ın davası çok büyük önem taşısa bile, bazı konularda Türk hükümetinin bakış açısına açık olabilir. Brunson, on yıllardır İzmir’de yaşıyordu ve buradaki bir cemaate başkanlık ediyordu.

Darbe girişiminin ardından Gülen cemaatine üye olmakla suçlandı ve bir buçuk yıldan fazla bir süredir hapiste. Brunson gibi Pence de sadık bir Evanjelik Hıristiyan ve Pence, Brunson’ın serbest bırakılmasını açıkça savundu.

Brookings'teki ABD ve Avrupa merkezinde kıdemli araştırmacı olan Amanda Sloat, Brunson’ın hapiste kalmaya devam etmesinin, Pence’in Türk hükümetini dinleme ve onunla çalışmaya devam etme ihtimaline engel olmadığını düşünüyor ve şunları söylüyor:

“Brunson'ın hapis kalmaya devam etmesi konusunda kesinlikle bir hayal kırıklığı varken- Trump ve Pence, Erdoğan ve üst düzey Türk yetkililerle yapılan görüşmelerde bunu direkt olarak dile getirdi- ABD'nin uğruna mücadeleye devam etmek zorunda olduğu Türkiye ile ortak diğer çıkarlarının farkında olduğunu düşünüyorum.”

Öte yandan, Türkiye son bir buçuk yılda bazı büyük kayıplar yaşadı. Arsay Media tarafından düzenlenen basın turu, söz verildiği gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşülmesi yerine, gazetecilerin Ankara'nın meşhur eski belediye başkanı tarafından yapılan bir sunuma katılmak zorunda kalması nedeniyle tam bir facia oldu.

ATC/TAİK’in geçen yılki konferansı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Flynn skandalına isminin karışması hakkında konuşmada ısrar etmesinden dolayı açıkça tuhaf bir olaydı.  Bu yılki konferans, TAİK'in olası düşük katılım endişesi ve ABD savunma şirketlerinin Türkiye'de yeni yatırım arayışında olmaktan kaçındıkları gerçeğinden dolayı altı ay ötelendi.

Halkbank'ın yaptırımları ihlal davasında Reza Zarrab Türk hükümetinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan dâhil, İran’ın enerji ürünleri karşılığında altın takası yapılması şemasını onayladığını itiraf etti.

Zarrab’ın ifadesi, Halkbank yöneticisi Mehmet Hakan Atilla'ya 32 ay hapis cezası verilmesine yol açtı ve şemaya dâhil olan diğer kişilere yönelik daha fazla iddianame yolda olabilir. Ayrıca Halkbank'ın, ABD tarafından bir yabancı bankaya verilecek en büyük para cezalarından biriyle karşı karşıya kalması da muhtemel.

Kongre’nin Türkiye grubuna aşina olan bir analist, işvereni tarafından yorum yapmaya yetkilendirilmediği için isminin belirtilmemesi koşuluyla Ahval’e konuştu.

Analist, grup üyelerinin ekibinin, aslında Türkiye’nin kendi hükümetini kuşatan olumsuz anlatılara karşı koymayı bıraktığını düşündüğünü söylüyor. Örneğin, Erdoğan’ın kortejindeki kişilerin protestoculara saldırmasının ardından pek çok çevrede edinilen son derece kötü şöhretle mücadele edilmesi zahmetine girilmedi. Ayrıca Kongre'nin, bir dizi insan hakları ihlali nedeniyle Türkiye’ye yaptırım uygulanması için harekete geçtiğini de dile getirdi.

Daha geçen hafta Senato, Türkiye'nin Lockheed Martin'den alacağı 100 adet F-35 uçağının transferinin engellenmesi lehinde oylama yaptı.

Atlantik Konseyi'nde kıdemli araştırmacı olan Aaron Stein Ahval'e, Türkiye'nin itibarını geri kazanamayabileceğini söylüyor ve devam ediyor:

“Kongre, Amerikalılar’ın hapsedilmesinden ötürü öfkeli ve Brunson Washington’da çok önemli bir mesele hâline geldi. Dürüst olmak gerekirse, kongrenin durumundaki değişiklik Sheridan Circle'daki kavgadan hemen sonra başlamıştı. Kavga, Türk iç politikasını Amerikan Kongresi'nin arka bahçesine getirdi ve insanlar çok ama çok olumsuz bir tepki gösterdi.”

Ayrıca, Türk hükümetinin öncelikli hedeflerinden birisi olan Pensilvanya’da yaşayan Gülen cemaatinin lideri Fethullah Gülen'in iadesinin gerçekleşmesi de pek olası değil.

Maryland'deki Loyola Üniversitesi'nde profesör ve Gülen cemaati konusunda uzman olan Joshua Hendrick Ahval'e “ABD'nin Gülen'i iade edeceğini beklemediğini” söylüyor ve ekliyor:

“İade anlaşmaları için ispat zorunluluğu kriterleri muazzam derecede yüksek ve Gülen’in 2016 darbe girişimine karışmasına yönelik deliller hâlâ ikinci derece”.

Muteber Türkiye uzmanları ve mevzuyla ilgili ABD'li yetkililer, bu düşünce ile hemfikir.

Bu dizinin bir sonraki yazısı, Gülenci Lobinin Türk hükümetinin anlatısına karşı ne kadar etkili olduğunu inceleyecek.