Türkiye neden ABD'ye sırtını döndü ve Rusya'yı kucakladı? - Aaron Stein

Bir dönemin ‘stratejik müttefikleri’ ABD ve Türkiye’nin ilişkilerinde nasıl olup da böylesi derin bir krize düçar oldukları, iplerin nerede koptuğu ve Ankara’nın keskin bir manevra alarak neden Rusya’ya yönünü döndüğü hala tüm yönleriyle anlaşılabilmiş bir konu. 

Türkiye uzmanı Aaron Stein’e göre, Türkiye’nin ABD ile sorunlu ilişkileri yıllardır kötüye giden bir sarmal. 

Stein, giderek uzayan bir listede yer alan konularda ayrışmanın da derinleştiğini, ABD’nin, giderek otoriterleşen Erdoğan’ın, darbeye karıştığı iddia edilen Fethullah Gülen’in iadesi talebini reddetmesinden bu yana, müttefik olduğu varsayılan iki ülkenin ilişkilerinin giderek bozulduğunu belirtiyor. 

Stein’in 9 Temmuz tarihinde, Foreign Policy’de konuyla ilgili yayımlanan makalesinin satırbaşları şöyle:

“ABD politika yapıcılarında ve ulusal güvenlik profesyonellerinde, Türkiye’nin yüzeysel ABD düşmanlığına rağmen, Türk ulusal güvenlik elitinin ABD’yi vazgeçilmez bir müttefik olarak gördüğü yönünde yaygın bir inanç var. (Bu inanca göre), Ankara, ABD hükümeti ile birlikte çalışmadan kendi güvenlik çıkarlarını güvence altına alamaz. 

Ancak, Kürt bölgesel hükümetinin yolunu açan ABD’nin Irak işgalinden bu yana, Türkiye, ABD’yi Ortadoğu’yu istikrarsızlaştıran bir güç olarak görmekte.

ABD’nin, Suriye’deki Kürt militanlara desteği, bu düşünceyi daha da güçlendirdi ve Türkiye’yi Rusya’nın kollarına iterek, Ankara’nın NATO’ya bağlılığına dair soru işaretlerine neden oldu. 

Türkiye’nin bugünlerde Washington’a ne kadar az güven duyduğunu anlamak için, Rusya’dan satın aldığı ileri teknoloji S-400 savunma sistemine bakmak yeterli. 

Geçen ay, Pentagon Rusya’dan hava savunma sistemi satın alınmasının Türkiye’nin F-35’leri kaybetmesine mal olacağı konusunda uyardı. Ancak Erdoğan, ABD taleplerine uymayı reddetti ve Rusya ile varılan anlaşmaya saygı duyacağını belirtti. 

Böylece Erdoğan bir politik tercih yaptı ve, Moskova ile fonksiyonel ilişkiler lehine ABD ile dostluk ilişkisinden vazgeçmeye istekli olduğu sinyalini verdi.

Rusya ile dış politikada daha yakın bir politika benimseyerek, Erdoğan ve AKP, Türkiye’nin ulusal çıkar konseptini ilerletmeye çabalıyor ve bunun yolunun da Rusya ile ekonomik, güvenlik konularında daha yakın ilişkiden geçtiğine inanılıyor.

Bu, Moskova’nın tümüyle Washington gözden çıkarılarak kucaklanması anlamına gelmezken, Türkiye’nin artık ABD’yi vazgeçilmez bir ortak olarak görmediği anlamına geliyor.

İşler, Suriye’de patlak veren savaşla daha da kötüleşti. Ankara, 2012’de sınır bölgelerinin kontrolünü ele geçiren Kürtleri marjinalleştirmeye çalıştı. Başlangıçta, Türkiye Kürt isyancı grubu PYD’ye yön vermeyi ve Esad rejimine karşı kullanmayı denedi. 

Bu çabalar, Ankara ile Washington arasında direkt bir çatışmaya neden olmadı. Ancak Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki cihatçı gruplara gözünü kapama politikası, Ankara’yı Washington ile bir çatışmaya doğru sürükledi. 

11 Eylül’den bu yana, ABD cihatçı gruplara güvenli bölge sağlanmasını reddetti. Ancak, Irak ve Afganistan’daki savaş tecrübeleri nedeniyle oluşan kamouyu tepkisi, Washington’u vekalet savaşları yöntemini benimsemeye itti. 

Cihatçı grup tehlikesi karşısında, ABD farklı bir ortakla sınırlı terörle mücadele hedeflerini ilerletmeye çalıştı: Kürt militan güçleri.

Bu tercih, Ankara’ya, ABD’nin kendi güvenlik çıkarlarını Türkiye’ninkinin önüne koyacağı yönünde net bir sinyal gönderdi.

Ankara’nın buna yanıtı, Kuzey Suriye’ye iki askeri operasyon yapmak oldu. Kürt militan gruplarının otonom bir Kürt bölgesi kurmasını engellemek ve ABD ile bağlarını koparmak için uğraştı. 

Ankara’nın Moskova’ya yüzünü dönmesi kaçınılmaz bir akıbet değildi."

Yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz