Türkiye'nin Washington'daki en büyük şanssızlığı Erdoğan ve yönetimi

Nereden başlamak gerekiyor kestirmek güç. 

AKP hükümeti, Türkiye'nin adına Washington'da tarihi mağlubiyetlere imza atmakla meşgul. 

Aynı anda yağmur gibi gelen yaptırım tasarıları ve Ermeni Soykırımı'nı tanıma kararları, AKP'nin Washington'daki durumunu ortaya koyuyor. 

Önceki yıllarda Washington stratejisinin en önemli ayağı olarak gösterilen Ermeni Soykırımı'nı tanıma kararlarına karşı yapılan cephe savaşlarının yerine bu kez olan, biteni kolu, kanadı kırılmış halde izlemek zorunda kalan bir Türk hükümeti vardı. 

Halbuki sadece birkaç yıl önce, 1915'in 100. yıl anma yılında, yani 2015'de dahi Washington'da Ermeni Soykırımı'nı tanıma gibi önergelerin artık Kongre'ye gelmesi ve geçmesinin pek mümkün olmadığı konuşuluyordu. Nedeni ise Türkiye'nin Washington'daki yüzünün genelde pozitif olması idi. 2000'li yıllarda yaptığı ve özellikle AB'ye yaklaşma adına atılan adımlar ve sonra 2010'larda Arap Baharı'nın ilk yıllarında Washington ile iyi geçinme hali Türkiye'yi Washington'da güçlendirmişti. 

Gülencilerle olan ortaklık 2014'e kadar yürümüş, bir taraftan iktidar diğer taraftan Gülenciler ve diğer Türk-ABD lobi ve gönüllü kurumları da Ermeni Soykırımı'nı tanıma kararlarına karşı çok güçlü bir cephe kurmuşlardı. 

Erdoğan'ın 2013 Gezi protestolarından beri kötüleşen profili 15 Temmuz sonrasındaki süreçte çok daha hızlanarak çökmeye başladı. 

Erdoğan bir taraftan anti-ABD çıkışların simgesi olarak öne çıkarken diğer taraftan ise sürekli ABD ve Batı ile kavga etmeye başladı. 

Türkiye içinde demokrasideki hızlı çöküş, yüz binlerce insanının tutuklanması ve hayatlarının üzerinden tır geçirilmesi, gazetecilerin hapse tıkılması, eleştirel medyanın kapatılması ve tabi Rusya'ya yaklaşma ile sıralanabilecek ama bitmeyecek bir liste var önümüzde Erdoğan yönetimini veya rejimini dışardan sürekli haber yaptıran.

Bütün bu kötüleşmeler karşısında ise 2017 başında iktidara gelen Trump ile ilişkiler özellikle 2018 ortalarından sonra Papaz Brunson'ın serbest bırakılması ile iyi bir dalga yakaladı. Trump ve Erdoğan adeta aynı dilden konuşmaya başladılar. S-400'lerin alınmasına rağmen CAATSA ambargolarını Trump tek eliyle durdurdu. 

Başka da zaten ortalıkla yakında bir tehlike veya ambargo paketi yoktu. Türk operasyonun başladığı Ekim ayında da Trump büyük oranda Erdoğan'a karşı yükselen dalgayı durdurmayı başarmıştı. 

İşte tam bu sırada Türkiye'nin üçüncü Suriye müdahalesi başladı ve bu, Trump'ın tek eli ile koruduğu Erdoğan'ın önündeki barajları yavaş yavaş yıktı.

Henüz 13 Ekim tarihinde, yani Türkiye'nin ''Barış Pınarı'' harekatını başlattıktan sadece dört gün sonra yayınlanan yazımda, operasyonun nasıl Washington'da Türkiye'nin altını oyduğunu ve Trump'ın barajının yıkılmakta olduğunu yazdım. 

Erdoğan'a olan nefret, kendisinin son yıllarda tuttuğu birçok lobi şirketine dökülen milyonlarca doları da çöp haline getirdi. 

Aynen Halkbank davasında olduğu gibi. Trump'ın Florida'dan yakından tanıdığı ve Trump'ın başkanlık kampanyasına para toplamakla ünlü Brian Ballard'ın lobi dükkanı Ballard Partner'a son iki yılda beş milyon dolar civarında para döken Erdoğan yönetimi, yine de Halkbank'a inen iddianameyi durduramadı. Hatırlamakta fayda var, bu sadece bir lobi dükkana dökülen para idi. Yarım düzine kadar farklı pahalı lobici merkezlerine dökülen paralarla on milyonlarca dolardan bahsediyoruz.

İran'ın ambargolarını delerek gönderilen milyarlarca dolar petrol parasının komisyonunu arasında paylaşan çete yüzünden şimdi Halkbank milyarlarca dolarlık ceza ile karşı karşıya. Erdoğan ve yolsuz siyasetçi ve bürokrat çevresiyle kotardığı bu çetecilik işini ortadan kaldırmak için milyonlarca dolar parayı Halkbank (yani halkın) cebinden alarak lobicilere yedirmesine rağmen yine de iddianame durdurulamadı.

Hem Temsilciler Meclisi hem de Senato'da geçen Ermeni Soykırımını tanıma yasa tasarıları on yıllardır verilen savaşta Türk hükümetinin Washington'daki tam bir yenilgisi demek. Sadece Temsilciler Meclisi değil, aynı zamanda Senato'nun da aynı Ermeni Soykırımı'nı tanıma kararını geçirmesi, Erdoğan aleyhine olan havanın gelip geçici bir rastlantı değil, bütün Washington'a hakim ruh hali olduğunu gösterdi.

Hatırlanacağı gibi Erdoğan sadece 30 saat kalmıştı son Washington ziyaretinde zira Trump'tan ve Maryland'daki Diyanet Camisi'nden başka ne ziyaret edebileceği bir kurum ne de konuşabileceği bir platform vardı. Washington'da olan tek şey, belki de tarihteki en yüksek sayıdaki protestocunun bir yabancı lideri protesto etmek için toplanması idi. 

Trump ile Diyanet Camisi arasında Washington ziyaretini bitiren Erdoğan'a Kongre'den gelen tarihi Ermeni Soykırımı tanıma kararı ile AKP hükümeti Washington'da yeni bir dip görmüş oldu. 

S-400 savunma misilleri nedeniyle CAATSA yaptırımları halen Trump'ın masasında bekliyor. 

12 Aralık tarihinde Temsilciler Meclisinde geçen ABD Savunma Bakanlığı bütçesinde de Kuzey Akım ve Türk Akımı doğalgaz boru hattı projeleri ile birlikte CAATSA'nın uygulanması talep edildi. Aynı yasada F-35 jetlerinin engellenmesi de var ama zaten kimse bu jetlerin bu halde Türkiye'ye gitmesini de beklemiyor.

Senato Dış İlişkiler Komitesi ise bir başka yaptırım yasa tasarısını 11 Aralık tarihinde geçirerek, Erdoğan'ın mal varlığı ve gelir kaynaklarını da ortaya çıkarmayı öngören ve Meclis'te zaten geçmiş olan ambargo paketinin önünde de sadece Senato lideri Mitch McConnell kaldı. 

ABD başkentinin yavaş yürüyen çarklıları eskiden beri AKP'yi rehavete sürüklüyor. Erdoğan'a Washington'dan yol gösteren kargaların rehberliğinin sonuçlarını görüyoruz.

Washington'daki elçilik ne yapıyor bilmiyoruz ama geçtiğimiz yıllarda Washington'da çöreklenen havuz 'muhabirlerinin' ABD tepkisinin abartıldığını ve korkulabilecek bir şey olmadığını iddia eden yazıları hatırlarda. 

Erdoğan'ın Washington'da artık kazanma imkanı ve şansı yok. Ama Trump oldukça gelebilecek kötü haberlerin azaltılması ve tesellisi sürüyor. Bundan sonra izleyeceklerimiz Senato ambargo paketleri ile CAATSA'nın nereye gideceği olacak. 

Her halükarda her iki Kongre ayağından geçen Ermeni Soykırımı önergelerinin en büyük destekçisi hiç şüphesiz Erdoğan'ın kendisi. ABD ve Batılı ülkeler tarafından 'kahraman' olarak görülen Kürtlere olan saldırı sonucu zaten çok az sayıda olan müttefiklerini tamamen kaybetti.  Artık Trump'ın gözünün ve ağzının içi seyredilecek. 


© Ahval Türkçe