Trump'tan Türkiye'ye ciddi bir yaptırım gelmeyebilir

Türkiye ve ABD arasında diplomatik bir kördüğüme dönüşen S-400 füzeleri nihayet Türkiye'ye geldi. Top artık ABD Başkanı Donald Trump'ta. Daha önce ifade ettiği gibi 'Türk ekonomisini mahvedecek' sert yaptırımlar mı uygulayacak, yoksa olay F35 savaş uçaklarını Türkiye'ye vermemekle sınırlı mı tutacak?

Nasıl bir adım atabileceğini öngörebilmek için önce Trump'ın izlediği politikalara ve ardından Ortadoğu'ya nasıl baktığını anlamak gerekiyor. 
Trump, hiçbir ülke ile ilişkilerin koparılmasını istemiyor -ki bunu ABD'nin en azılı düşmanı Kuzey Kore lideri ile bir kaç kez bir araya gelerek gösterdi. 

Levant bölgesindeki ülkelerle ilişkileri ise İsrail eksenli düşünüyor. 
Amerikan Lideri için olmazsa olmaz ticaret, yani para. Bunu Cemal Kaşıkçı olayında net bir şekilde ortaya koydu. Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Salman'ın, Kaşıkçı cinayetindeki rolü CIA tarafından da tasdiklenmesine rağmen Trump, iki adamı Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve CIA Başkanı Gina Haspel'i Türkiye ve Suudi Arabistan'a göndererek olayı yatıştırdı ve Erdoğan'ın 'Trump, Prens Muhammed'in kulağını çekecek' beklentisini boşa çıkardı. Daha sonra kendisi açıklama yaparak Suudi Arabistan'ı çok önemsediklerini, iki ülke arasında çok ciddi ekonomik ilişkiler bulunduğunu söyledi. 

Zaten seçildikten sonra ilk yurt dışı ziyaretini de Suudi Arabistan'a yapan Trump, bu ülke ile askeri ve ticari alanları kapsayan 280 milyar dolarlık bir anlaşma imzalamıştı.

Trump'ın bölgedeki diğer en yakın müttefiki ise Mısır Lideri Abdulfettah el Sisi. Trump, Sudan, Libya ve Filistin başta olmak üzere pek çok bölgesel sorunda Sisi'nin önünü açmaya çalışıyor. Trump için Sisi, İsrail'in güvenlik supabı görevi görüyor. Diktatörleri seven bir görüntüsü var. 

Trump, bu iki ülke ile yakınlaşırken, bölgesel rakipleri Katar'ı da hiçbir şekilde dışlamıyor. Tam tersine geçtiğimiz hafta Katar Emiri el Sani'yi Beyaz Saray'da kabul ederek çok sayıda anlaşmaya imza attı. 

Aynı stratejiyi küresel rakipleri Çin ve Rusya'ya karşı da sergiliyor. Ticaret savaşına giriştiği Çin ile ilişkilerini sıcak tutmaya çalışan Trump, en son geçtiğimiz ay Japonya'nın Osaka kentinde yapılan G20 Zirvesi'nde samimi geçen bir görüşme gerçekleştirdi. Benzer bir politikayı Rus Lider Putin'e karşı da sergiliyor. Kamuoyunun büyük baskısına rağmen, başkanlık seçimlerinde oynadığı rolden dolayı Putin ve Rusya'ya müeyyide uygulanmasına karşı çıktı. 

ABD büyükelçiliğini Tel Aviv'den Kudüs'e taşıyarak İsrail'e verdiği değeri ortaya koyan Trump için, bu ülkenin güvenliği çok önemli. Dolayısıyla bir bölge ülkesi olan Türkiye ile yaşanabilecek bir gerginlik ya da eksen kayması, İsrail için de bir risk teşkil edebilir. 

Şimdi gelelim asıl konumuza; Trump Türkiye'ye sert bir yaptırım uygulayabilir mi? Uygulasa bunun sınırları neler olabilir?

Trump'ın S-400 konusunda Türkiye'yi çok fazla sıkıştırmak istemediği net. Bunu da beyanlarında ve son olarak G20 Zirvesi'nde Erdoğan ile görüşmesinde ortaya koydu. 

Trump'ın nasıl bir adım atabileceğini analiz edebilmek için İran konusundaki stratejisine biraz bakmak gerekiyor. 

İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek için geleneksel Amerikan politikasını takip eden Trump aylardır İran'la muhtemel bir savaştan söz ediyor. Hatta zaman zaman yaptığı çıkışlarla 'İran'ın yok olmasından' bahsediyor. 

Ancak Beyaz Saray'daki bazı şahinlere rağmen Amerikan diplomasisi İran'la yaşanabilecek bir savaşın ülke çıkarlarına ters olacağını ortaya koyunca Trump, geri adım attı. Şu an yaptırımları daha da sertleştirerek İran'ı dizginlemeye çalışıyor. 

Muhtemel bir savaş ya da çatışma hali İran'ın daha fazla Çin ve Rusya'nın kucağına itilmesi ve böylece Çin'in Ortadoğu'ya iyice yerleşmesi anlamına geleceğinden Trump'ın geri adım attığı tahmin ediliyor. ABD, Pasifik'ten Hint Okyanusu'na, Pakistan'dan Orta Asya'ya Çin'i kuşatma stratejisi uyguluyor. 
Ayrıca ABD için İran'la yaşanacak bir kriz, Tahran'ın bölgede yürüttüğü vekalet savaşlarının Körfez ülkelerine sıçramasına da sebep olacak. 
Türkiye ise ABD için bölgedeki en önemli ülke. Hem NATO'nun en büyük ikinci askeri gücüne, hem eşsiz bir konuma sahip. 

Adeta Rusya ve İran'ın önündeki en büyük set. Bu setin yıkılması Rusya ve İran'ın Batı çıkarlarına ters olarak bölgede daha aktif olması anlamına geliyor. 
Dolayısıyla ABD'den gelebilecek çok ağır bir askeri ya da ekonomik yaptırım Türkiye'yi otomatikman Rusya'nın kucağına itecek. 

Bundan dolayı da Amerikan Yönetimi'nin atacağı her adım Türkiye'nin Batı kampı içinde kalıp kalmayacağının yönünü belirleyecek. 

Rusya ve İran'la çok yakın ilişkiler için giren bir Türkiye, Irak ve Suriye'yi de yanına alarak hem İsrail'in güvenliği ve hem de Körfez monarşilerinin varlığı için ciddi bir tehdit haline gelecek. 

Rıza Zarrab olayından da şu ana kadar ciddi bir sonuç çıkmaması da Trump ve ekibinin Türkiye'ye çok ciddi bir yaptırımdan kaçındığını gösteriyor. 
Belki Papaz Brunson krizi bazıları için muhtemel bir yaptırıma örnek gösterilebilir, ancak bu krizde herhangi bir ciddi yaptırım söz konusu değildi. Sadece Brunson ile aynı mezhepten olan Trump'ın konuyu çok fazla şahsileştirmesi ve Amerikan kamuoyunda kahraman olmak istemesi gelişmeyi bir kriz boyutuna taşıdı. 

Trump'ın elindeki şimdilik en büyük koz F35 savaş uçaklarının verilmemesi. Böyle bir durum iki ülke ilişkilerinde küçük çaplı bir gerginlik oluşturmaktan öte geçemeyecek. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.