ABD ara seçimleri ve etkileri

ABD ara seçimleri Trump’ın kamuoyu desteğini büyük ölçüde yitirdiğini ortaya koydu.

Senato’da Cumhuriyetçi Parti’nin 55 koltuğu kazanarak gücünü koruması önemli ama, büyük küçük demeden her eyaletin iki senatöre sahip olduğu düşünülürse, Amerikan toplumunun tercihini asıl yansıtan seçimin Kongre’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi seçimi olduğu görülür.

Bu seçim sonuçlarıyla artık Trump’ın eli eskisi kadar serbest olmayacak. Soruşturma komitelerinden vergi komitelerine, ticaret savaşlarından göçmen yasalarına kadar Trump hesap vermek zorunda kalacak.

Çünkü Kongre’nin mahkeme gücünde ‘subpoena’ (celp) yetkisi var...

Bu sonuçların dünya sahnesinde de etkisi olacak kuşkusuz. Dünyada ırkçı, aşırı sağcı, demokrasi ve özgürlük karşıtı akımın bir anlamda lideri ve sürükleyicisi olan Trump’ın Amerikalı seçmen tarafından durdurulması, dünyanın geri kalanındaki demokrasi yanlılarını da cesaretlendirecektir.

ABD’nin aralarında bizim de bulunduğumuz pek çok ülkeyle diplomatik, askeri ve siyasi ilişkisinde, Trump’a rağmen, muhtemelen yeniden demokrasi, hukuk ve insan hakları ekseni öne çıkacaktır.

Öte yandan, son iki yılda büyük ölçüde Trump’ın aşırılıklarını hoş gören Cumhuriyetçi Parti şayet Temsilciler Meclisi’nde de çoğunluğu alsaydı, bu gerçekten öngörülmez tehditlerle dolu bir dünyaya adım attığımız anlamına gelecekti.

Trump belki de Nixon’dan sonra başa gelen en demokrasi düşmanı başkan. Ancak o gün Nixon’ı frenleyen Cumhuriyetçiler, bugün Trump’ın peşinde sürükleniyorlar.

1854 yılında kurulmuş olan Abraham Lincoln’ın, Theodore Roosevelt’in Cumhuriyet Partisi’ni bugün tanımak mümkün değil. Kendini partinin üzerinde gören Trump’ın, ABD’nin tüm kurumlarına saldırısını sessiz kalarak onaylayan Cumhuriyetçi Parti, ABD demokrasisinin tüm standartlarının yıkılmasına, basının ve ifade özgürlüğünün baskılanmasına hatta kendi kurumsal kimliğinin yok edilmesine son iki yıldır göz yumdu.

Cumhuriyetçilerin bu tutumunun tesadüfi veya raslantısal olduğunu söyleyemeyiz. Senatör McCain’in ölümünden sonra ahlaki belkemiğini büyük ölçüde kaybeden Cumhuriyetçiler, Trump’ın “Make America Great Again” sloganıyla sunduğu tek kültürlü beyaz bir Amerika hayalinin peşine takıldılar.

2008 finansal krizin ardından, Amerika’nın alt ve orta sınıflarında yükselen hoşnutsuzluğun üstesinden gelecek politikaları geliştiremeyen Cumhuriyetçi kadroların çözümü Trump’la test sürüşüne çıkmak oldu. Trump’ın dışlayıcı, içe kapanmacı, korumacı ve yasakçı politikalarının beyaz Amerika’da karşılık bulduğunu görünce de, siyasi ikballerini onun peşine takılmakta buldular.

Trump’ın yabancı düşmanı ırkçı söylemleri, cinsiyetçi yaklaşımı, basını susturmak istemesi, sürekli büyük yalanlar söylemesi, seçimlerin meşruluğuna, yasalara hatta Anayasaya meydan okuması ve beyaz Amerika’nın üstünlüğünü savunması sadece demokratik standartları yıkmakla kalmamış, Cumhuriyetçi seçmenin demokrasiye ve seçimlere bakışını da köklü bir biçimde değiştirmiştir.

Mesela 2017 Haziran’ında yapılan bir ankette “Eğer Trump 2020 başkanlık seçimlerinde sadece uygun Amerikalı vatandaşların oy vereceğinden emin olunana kadar seçimleri ertelediğini açıklasaydı, ne derdiniz?” sorusuna Cumhuriyetçilerin yüzde 52’si seçimlerin ertelenmesini destekleyeceğini söylemiş.

Sadece, 2010 yılından sonra Cumhuriyetçilerin gücü ele geçirdiği Kuzey Carolina’da olanlara bakmak, Kongre’nin iki kanadının da Cumhuriyetçilerin eline geçmesi halinde dünyanın nasıl bir Amerika ile yaşayacağını anlamak için yeterlidir.

Büyük hukukçu Louis Brandei, Amerikan eyaletlerine ‘demokrasinin laboratuvarları’ der. Güce sahip olanlar seçim kurallarını yeniden yazar, seçim bölgelerinin haritalarını yeniden çizer, oy verme haklarını yeniden belirler. Tıpkı Kuzey Carolina’da olduğu gibi.

Temsilciler Meclisi de Cumhuriyetçilere geçseydi, bu koşullar altında, ABD’de eyaletlerin büyük çoğunluğunun Kuzey Carolina’ya benzeme olasılığı çok yüksekti.

Ekonomik çeşitliliği, üniversiteleri, eğitimli, çok etnisiteli ve kültürlü nüfusu ile dışarıdan bakınca California’dan pek farkı yokmuş gibi görünen Kuzey Carolina’da Cumhuriyetçi Parti bu seçimde de, daha öncekilerden pek farklı olmayan bir biçimde 13 bölgenin 10’unu kazanmıştır. Oysa eyalet genelinde aldıkları oy nerdeyse eşittir.

Demokratların şehir merkezlerinde, Cumhuriyetçilerin ise kırsal alanlarda yaşadığı Kuzey Carolina’da, Cumhuriyetçiler, 2010 yılında eyalet meclisinin kontrolünü ele geçirince, seçim bölgelerini Cumhuriyetçi Parti’nin hep kazanmasını sağlayacak biçimde yeniden düzenlemiş, Afrikalı Amerikalıların ve Asyalıların oylarını az sayıdaki bölgede toplayarak seçimdeki ağırlıklarını azaltmışlardır. Bu nedenle eyalet genelinde Demokrat Parti daha çok oy alsa da, sonuç pek değişmemekte, Kuzey Carolina hep Cumhuriyetçilerde kalmaktadır.

Seçim bölgelerine ilaveten, katı bir seçmen kimliği yasası, seçmen kayıtlarının zorlaştırılması, eyalet seçim kurullarının yapısının değiştirilmesi, Vali değişse bile atama yetkisinin seçimlerle Cumhuriyetçi çoğunluğu garanti altına alınan eyalet senatosuna kaydırılması gibi bir dizi değişiklikle Cumhuriyetçilerin Kuzey Carolina’da neredeyse ilelebet iktidarda kalması sağlanmıştır.

Şayet bu seçimde Kongre’nin iki kanadı ülke genelinde Cumhuriyetçilere gitseydi, Kuzey Carolina’da başarıyla denenen bu model büyük olasılıkla ABD’nin diğer eyaletlerinde de hayata geçirilecekti.

Bu, sadece beyaz ırkçı Amerika’nın değil, dünyadaki tüm mevcut ve potansiyel despot rejimlerin de önünü açacaktı. Kendini her türlü denetimin dışına çıkarmayı başarmış ve ABD’nin devasa gücünü de arkasına almış olan bir Trump ile dünya çok daha güvensiz olacaktı.

Bu ara seçimde Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu Demokratların alması bu tehlikeyi şimdilik ertelemiştir. Yine de umutlu olmak için erken. Kavgadan yana ve uzlaşmayı dışlayan bir muhalefet, hem iktidarlara aşırı önlemler almak için ihtiyaç duyduğu bahaneyi verir hem de seçmeni yorar. Türkiye’de de olan bu, Venezuela’da da olan bu.

Umarım demokratlar bunu göz önünde bulunduran bir strateji izler.

Trump’ın tek dönemlik başkan olarak sahneden çekilmesi sadece ABD için değil, dünyanın geri kalanının huzuru için de önemli çünkü...

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.