ilhan Tanir
Mar 02 2018

ABD Dışişlerinde dengeleri değiştirebilecek bir değişim: J.Cohen gidiyor

2016'nın Ağustos ayından beri ABD Dışişleri Bakanlığının Avrupa ve Avrasya işlerinden sorumlu müsteşar yardımcılığı görevini yapan Jonathan Cohen, Dışişleri Bakanlığındaki Türkiye görevinden ayrılıyor. Cohen'in baktığı ülkeler içinde Yunanistan ve Kıbrıs'ın yanısıra Türkiye de olduğu için bu değişim Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor.

Cohen'in yakın zamanda Birleşmiş Milletler'e gönderilmesi adına adaylığı Beyaz Saray tarafından Şubat ayında resmileştirildi. Birleşmiş Milletler'e, ABD'nin oradaki temsilcisi, Büyükelçi Nikki Haley'in yardımcısı olarak, büyükelçi sıfatıyla gitmesi bekleniyor. Adaylığı Senato'da tartışılarak onaylanması gerekiyor.

Cohen'in yerine kimin geleceği ise henüz belli değil. 

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın birçok seviyesindeki pozisyonlar halen doldurulabilmiş değil. Geçtiğimiz yılın Haziran ayında ABD'nin Türkiye'deki Büyükelçisi John Bass'in Afganistan'a ataması duyurulmuştu. Buna rağmen Bass'in yerine Ankara için o zamandan beri bir aday gösterilmiş değil.

Cohen'in ABD Dışişleri Bakanlığında Türkiye'ye ambargo tartışmalarında, Türk hükümetine ambargo konmaması ve yeni kurulacak mekanizmalarla iki ülke arasındaki sorunların giderilmesi tarafından ağırlığını konduğu biliniyor. 

Hatırlanacağı gibi ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ın son Ankara ziyareti sonrasında Suriye, Irak ve Fethullah Gülen'in iadesi konularında üçlü mekanizma oluşturulacağı açıklanmıştı. Mekanizmaların ilk görüşmeleri Mart ayında olacak.

Şu an Washington’da Türkiye karşısında özellikle insan hakları, gazetecilerin tutuklanması, S-400 ve ABD vatandaşlarının tutuklanması ile ABD misyonları için çalışan Türkiye vatandaşlarının tutuklanması gibi konulardan dolayı ABD Kongresi’nde kabaran bir anti-Erdoğan dalgası var ki buna karşılık olarak ABD Dışişleri’nin ne kadar direnebileceği soru işaretleri barındırıyor.

Tillerson'ın Ankara ziyaretinden sonra 'ambargo konmaması' için süre verilmesi adına Cohen'in çabaları olduğu duyumları var.

Cohen, geçtiğimiz aylarda başkentteki Middle East Institute’deki bir toplantıda, Suriyeli Kürtlerle ABD’nin ilişkisini ''taktiksel bir ilişki, stratejik bir ilişki değil'' olarak tanımlası ile dikkatleri çekmişti. 

Şu an itibariyle Kongre’de özellikle ‘’Magnitsky Act’’ veya ‘’Magnitsky kanunu’’ çerçevesinde Türkiye’ye ambargo getirilip getirilmeyeceği tartışılıyor. 

Ahval’e konuşan Kongre kaynaklarının dikkat çektiği, Magnitsky ambargolarının çerçevesine girmek için ya insan hakları ihlalleri ya da üçünü ülkelerde ‘sistemik bir şekilde yolsuzluk dişlililerin’’ içinde yer almak yeterli olması.

Yani Magnitsky ile bir taraftan AKP hükümeti ve devlet kurumları içinde Türkiye'deki insan hakları ihlallerinde doğrudan rol oynamış yetkililerin ABD’ye girişi yasaklanması, varlıklarının dondurulması gibi müeyyideler uygulanabilecekken, diğer taraftan ise sistemik yolsuzluk işlerinde yer alan işadamları da, bu yolsuzluklar ABD ile hiç bir ilgisi olmasa dahi bu rollerinden dolayı Magnitsky ile hedef haline gelebilecek. 

Konuyu bilen Washington'daki bazı Amerikalı kaynaklar, şu anki Washington'daki durumun 1974'de, Kıbrıs'ta 'Barış Harekatı' yapan Türkiye'ye konması düşünülen ambargo tartışmalarının bir benzeri olduğunu ifade etmekteler. 

O zamanki Nixon ve Ford yönetimlerinin de Türkiye'ye karşı bir ambargo konmaması yönünde ağırlık koymalarına rağmen ABD Kongresi, 'Barış Harekatı' sonrası Türkiye'ye silah ambargosu koymuş, Türkiye de İncirlik askeri üssünü kapatmıştı. Yani yönetim, Kongre karşısında yenilgiye uğramıştı. Aynı kaderin bu kez de gerçekleşmesi mümkün.

İki ülke arasındaki ilişkiler o dönem tarihin en dip yerlerinde seyretmişti.

Bugün de Türkiye ve ABD ilişkilerine 1974 krizi öncesindeki soğukluğa benzetenler çok. 

Bütün bunların yanısıra, Türkiye'nin Rus S-400 hava savunma silahlarını almasıyla CAATSA (Amerika'nın düşmanlarını ambargo yoluyla engelleme kanunu) çerçevesine gireceği için ABD tarafından müeyyidelere muhatap kalabilecek. 

Geçtiğimiz haftalarda ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’dan önce Ankara’ya sessiz sedasız giden Avrupa ve Avrasya işlerinden sorumlu Dışişleri Bakanlığı yardımcısı Wess Mitchell'in de aynı şekilde S-400 konularının ciddiliği üzerinde görüşmeler yaptığı ve bunun medyaya yansımadığı da Washington kaynaklarınca bildirildi. 

Diğer taraftan ise Türkiye'nin Afrin operasyonlarına karşı tepkiler ABD'den daha sıklıkla duyuluyor. 

Salı günü Kongre’deki Silahlı Hizmetler Komisyonu oturumunda sorulara cevap veren CENTCOM komutanı Joseph L. Votel, Ankara’dan gelen bütün tepkilere rağmen Suriyeli Kürtlerin ağırlıkta olduğu SDF güçlerini ‘’IŞİD’in karşısında sahada bulunan en etkili güç olarak’’ tasvir etti sonra da şunu ekledi: ‘’ve bizim bu savaşı (IŞİD karşıtı) bitirebilmemiz için onlara (Suriyeli Kürtlere) ihtiyacımız var.’’

Amerikalı yetkililer ve komutanlar her fırsatta IŞİD ile savaşın bitmediğini ve Suriyeli Kürtler çatışmadığı takdirde kendi Amerikan güçlerini Suriye'ye taşımaları gerektiğini anlatmaya başladılar. Suriye'ye daha çok güç göndermek istemeyen Trump yönetimi için bu bir kabus olacak.

New York Times’a konuşan Trump yönetimi üst düzey yetkilileri, Kürt güçleri ve komutanlarının IŞİD’e karşı olan savaştan giderek daha fazla sayıda ayrıldığını ve bunun da endişe ile izlendiğini belirtmesi göze çarptı.

22 Şubat tarihinde muhabirlere konuşan ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Heather Nauert, ‘‘IŞİD ile artık istediğimiz şekilde, tam olarak savaşamıyoruz’’ demişti. 

New York Times’a konuşan beş farklı Amerikalı askeri yetkili, IŞİD’e karşı çarpışan Kürt güçleri ve ve komutanlarının giderek artan bir şekilde ayrıldığını ve Afrin’e savaşmaya gittiğini ifade etti. 

Bu açıdan Pentagon'un, Türkiye'nin Afrin operasyonlarından giderek daha çok kaygı duyduğu anlaşılırken, 1 Mart tarihli basın toplantısında daha açık bir şekilde Türkiye'nin Afrin operasyonun BM ateşkesini sınırları içinde olduğu ve Türkiye'nin Afrin operasyonunu durdurması gerektiği yolundaki sözleri dikkatleri çekti.

Önümüzdeki günlerde Batı ve ABD'den gelen Afrin çağrılarının artması, güç kazanması şaşırtmamalı. Zira artık Türkiye'nin Afrin operasyonunun BMGK kararına göre durması yönünde bir uzlaşma sağlanmış gibi. 

AKP'nin ilk Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış'ın bu haftaki yazısında belirttiği gibi bu çağrıları ve BMGK kararını Ankara, Suriye ve Afrin politikalarını yeniden düzenlemek için bir fırsata da çevirebilir.