ABD seçimleri: Türkiye her iki adaya da oynuyor!

Önümüzdeki dört yıl boyunca başkan olarak görev yapacak kişiyi seçecekleri Salı günü yaklaştıkça Amerikalıların siyasetlerindeki yabancı etkisine dair sorular da belirmeye başladı.

Bu seçim yılı, yabancı ülkelerden müdahale girişimlerinin olup olmadığı yönündeki tartışmaların ortasında geçti. Seçmenlerin sürece olan güvenini zayıflatmak için aktif olarak çalıştığından en çok şüphelenilen aktörler, ABD’nin mevcut düşman takımı; Çin, Rusya ve İran.

Bu çabalar, oylama altyapısını hackleme ve Başkan Donald Trump veya rakibi eski Başkan Yardımcısı Joe Biden'in destekçilerine iftira atmak veya hayal kırıklığı yaratmak için dezenformasyon yaymaktan ibaret.. Tüm bunlar, Kasım 2016'da Rus hackerlar ve trolleri tarafından o zamanki aday Trump'ı desteklemek için gerçekleştirilen taktikleri yansıtıyordu.

Ancak, 2016’daki seçime yabancı müdahalesi anlatılırken bir başka oyuncu; Türkiye genellikle unutulur.

Başkan Trump’ın ilk Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn, Trump ile birlikte kampanya yürütürken bile Türkiye için kayıtsız bir yabancı ajan olarak çalıştı. Daha sonra Flynn'in, sürgündeki din adamı Fethullah Gülen'e karşı bir yazı yazmak için bir Türk işadamı olan Ekim Alpetkin'den para aldığı ve Gülen’i Türkiye’ye için kaçırmak için bir komploya karıştığı ortaya çıktı.

Yıllardır Pensslyvania’daki bir yerleşkede yaşayan Gülen, Temmuz 2016’daki darbeye karışmakla suçlanıyor.

ABD'li yetkililer yıllardır Gülen'i iade etmeyi reddederek ilişkilerin bozulmasına sebep oldu ve Washington'ın darbe planına karıştığına dair komplocu bir inancı beslemiş oldu.

Flynn, Mueller soruşturması sırasında federal ajanlara yalan söylediği için suçunu kabul ederken, kaçırma planına dahil olan birkaç arkadaşı bu olayla ilgili suçlu bulundu. Alptekin de suçlandı ancak bugün yaşadığı Türkiye'ye, ABD kolluk kuvvetlerinin ulaşamayacağı ülkesine kaçtı.

Rusya ve diğerleri esas olarak siber saldırılara güvenirken, Türkiye Washington'daki konumunu güçlendirmek için iyi maaşlı, iyi bağlantıları olan lobicilerden oluşan bir kadroya bel bağladı.

Bu firmalar, yabancı lobiciliği düzenleyen Yabancı Temsilci Kayıt Yasası (FARA) uyarınca ABD Adalet Bakanlığı'nda (DOJ) kayıtlı yabancı temsilcilerdir. Türkiye’nin Trump'la bağlantılı figürlerle bağlantıya geçmesi ve özellikle Trump'ın sahip olduğu mülkleri himayesi geçmişte belgelenmişti.

Ancak Türkiye’nin nüfuz kampanyalarının zaman zaman yasal olarak sorgulanabilir olan başka bir yanı da var. Bunlar hükümet yanlısı içerikler sunan ve zaman zaman da Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesine yakın karakterler içeriyor.

İlgili kuruluşlar arasında, her ikisi de 501 (c) 3 maddesine göre yasal olarak kayıtlı, kar amacı gütmeyen Siyasi, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (SETA) ile Türk Mirası Örgütü (THO) bulunmaktadır. Ayrıca Türk-Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi (TASC) olarak bilinen savunma grubu da yer alıyor.

Bu Türk-Amerikan oluşumlarının herşeye rağmen Ankara ile göründüğünden daha yakın olduğuna dair kalıcı bir şüphe bulutu bulunuyor.

SETA D.C, Erdoğan’ın iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile bağlantıları olan Ankara bağlantılı bir kurumun şubesidir ve bağımsızlık cilasıyla hükümet yanlısı görüşlerin sözcüsü olmakla suçlanıyor.

Benzer şekilde THO da AKP yanlısı konuşmacılar ve bakanları için ABD merkezli bir platform olarak hizmet etmekle suçlanıyor. Türkiye’nin en büyük şirketlerinden birkaçı THO’nun bağışçı listesinde yer alıyor ve bu kurumun yetkililerinin üst düzey Türk yetkililerle temas halinde olduğu ortaya çıktı.

THO, web sitesinde ABD-Türkiye ilişkileri konusunda diyaloğu destekleyen tarafsız bir kuruluş olduğunu belirtiyor.

Türkiye’nin şimdiki Maliye Bakanı ve Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın emaillerinden sızdığı iddia edilen bir dizi bilgiye göre THO’nun eski başkanı Halil Danışmaz, parayı tercih ettikleri politikacılara vermek için ABD’nin lobicilik yasalarından nasıl kaçınılacağını açıkça ortaya koyan bir Power Point sunumunu paylaşmıştı.

Daily Caller'a göre sunumun bir bölümünde şunlar yazıyor: "Bu tür bir yapı ile, ABD'deki lobi faaliyetlerini sınırlayan finansman düzenlemeleri ve vergi engelleri aşılacaktır."

İbrahim Uyar adlı bir TASC üyesinin Albayrak'a gönderdiği başka bir e-postaya göre ise, o ve Danışmaz, Eylül 2016'da FBI ajanları tarafından sorgulandı. Ajanlar, her iki ismi de Türkiye adına ABD siyasetine müdahale etmekle suçladı.

Danışmaz ertesi yıl FBI soruşturmasının ardından THO'daki görevinden ayrılarak Türkiye'ye döndü. Yerine, 2016 yılında Hillary Clinton'ın kampanya personeli tarafından belirtilmeyen nedenlerle "Erdoğan'ın ekibinin" bir parçası olmakla suçlanan gazeteci Ali Çınar getirildi.

Çınar, kişisel web sitesinde, Amerika-Türk ve Türk gazetelerinde yaklaşık yirmi yıldır gazeteci olduğunu iddia ediyor ve çok sayıda basın derneğine üye olduğunu, ayrıca Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı'nda sık sık güncellenen basın kartlarına sahip olduğunu belirtiyor.

Çınar, Türk-ABD ilişkilerini anlatmak için sık sık Türk televizyon kanallarına bağlanıyor. Çınar, yayınlar sırasında iki işini ayırdığını ve işlerinin birbirleriyle çatışmadığını iddia ediyor.

Diğer Türk-Amerikan örgütleri de benzer şekilde Türkiye için uygun görülen adaylara gizlice para aktarmaya çalışmakla suçlanıyor.

Amerikan-Türk Konseyi (ATC) ile ilgili eski yetkililer, Ahval'e yaptıkları açıklamalarda ABD-Türkiye İş Konseyi (TAİK) üyelerinin Ermeni Soykırımı'nın tanınmasını durdurmak için Kongre üyelerine bağış yapmaya nasıl teşvik edildiğini aktarıyor.

Bundan sorumlu olduğu iddia edilen yetkili, o zamanlar TAİK'in başkanı olarak görev yapan Alpetkin'di.

Erdoğan’ın ailesinden bir üye TASC yönetim kurulunda görev yapıyor. Erdoğan’ın kuzeni Halil Mutlu, daha önce New York merkezli Türken Vakfı'nın başkanı olarak görev yaptı ve Indiana Valisi olarak görev yaparken Başkan Yardımcısı Mike Pence ile birlikte poz verdi.

Mutlu’nun TASC’deki ortağı, Washington’daki Saltzman & Evinch hukuk bürosunda Türk çıkarlarıyla bağlantılı avukat Günay Evinch’tir.

Evinch'in hukuk bürosu, daha sonra, 2017 yılında Türkiye Büyükelçiliği'nin ikametgahı önünde yaşanan bir arbedede protestoculara saldırmakla suçlanan Erdoğan'ın korumalarını savunmak üzere Türkiye Büyükelçiliği tarafından tutuldu. Olay yerinde olduğunu söyleyen Evinch yerel medyaya, Erdoğan karşıtı kalabalığın, cumhurbaşkanının destekçilerine ilk saldıranlar olduğunu öne sürmüştü.

Türkiye'nin, yarışın gidişatından Trump'ın zayıflığını kabul ettiğine ve her iki aday için bahis oynadığına dair göstergeler var. Bir SETA makalesinde, Biden yönetimi altında Türk-Amerikan ilişkilerinin sıfırlanacağına dair iddialar yer aldı. Bu amaçla, anlaşmazlıkları kategorilere ayırmanın ikili ilişkileri yeniden canlandırmanın bir yolu olabileceği öne sürüldü.

THO’nun kıdemli ekibinin bir üyesi de Biden’ın kampanyasında bir yer buldu. Elvir Klempic, kampanyanın Ulusal Yakınlık ve Etnik Katılım Direktörü olarak görev yapan bir Bosnalı-Amerikalı. Bundan önce Klempic, THO'da icra direktörüydü.

Amerikan Girişim Enstitüsü'nden (AEI) Michael Rubin Washington Examiner'da yaptığı bir analizde, bu hareketi “Türk hükümetinin bir vekili olarak hareket eden bir organizasyondan doğrudan Biden kampanyasına bir sıçrama” olarak tanımladı.

Covid-19 salgını nedeniyle seçimin sonuçları bir süre belirsiz kalabilir. Bununla birlikte, ABD seçimlerini yakından takip eden birçok ülke gibi Türkiye'nin de 3 Kasım'da her iki sonuca da hazırlanmak için en iyi yolu aradığını gösteren pek çok emsal var.