ABD’de ne oldu, bundan sonra neler olabilir?

Yıllar önce bir ABD gezisi sırasında karşılaştığım buraya göçmüş bir Türk’ten hayatının bir parçasına dair anlattıklarını dinlemiştim.

ABD’ye sefere çıkan bir gemide iş bulmuş. New York limanına geldiklerinde resmi işlemleri yaptırıp karaya çıkmak yerine işlemlerden kaçınmak için denize atlayarak Amerika’ya ayak basmış. Kendisinden daha önce aynı yoldan ‘fırsatlar ülkesi’ne gelen arkadaşları ona sahip çıkmışlar. O günden sonra sistemle ters düşmemeye çalışarak hayatını sürdürmekteymiş.

“Ne iş yapıyorsun?” soruma, “Daha çok boya-badana işleri, ama önüme ne çıkarsa onu” cevabını vermişti Karadenizli arkadaş…

Ne kadar sakınsa da aracıyla sürücüsü polis olan bir motosiklete çarpmış günün birinde. Bu yüzden trafik mahkemesine düşmüş. Ülkeden kovulmanın da söz konusu olabileceği endişesiyle günü geldiğinde mahkemeye gitmiş. Hakim bizim Türk’ün de aralarında bulunduğu ihlalcilerin kalabalığını görünce, mübaşirine, “Her birine 100’er dolar ceza verdim, tebliğ et” talimatını verdiği için korktuğu başına gelmemiş…

“İyi de, resmen burada yoksun, bu durumu daha ne kadar sürdürebilirsin” dediğimde, “Burada başkan değişikliği olduğunda benim gibilere vatandaşlık yolunu açacak düzenlemeler yapılıyormuş; buradaki varlığımı ispatlamama yarayacak belgelerle o günü bekliyorum” karşılığını almıştım.

ABD garip bir ülke

Herhalde New York limanından denize atlayan Türk çoktan ABD vatandaşı olmuştur, onun o zamanki durumunda bulunan 11 milyon ‘kaçak göçmen’ için vatandaşlık yolu önümüzdeki günlerde açılıyor.

Yeni seçilen ABD başkanı Joe Biden’in ilk icraatlarından biri, selefi Donald Trump’ın dört yıl boyunca, kadınları eşlerinden, çocukları anne-babalarından ayırma pahasına sürdürdüğü göçmen karşıtı politikayı tersine çevirmek olacak.

Bu arada, yine Trump’ın dört yıl önce Beyaz Saray’a taşınır taşınmaz uygulamaya koyduğu bazı Müslüman ülkelere ABD’ye seyahat yasağı da sona erecek.

Joe Biden işe Trump’ın Amerika’ya yakışmayan politikalarını tersine çevirerek başlıyor.

Dikkat edenler şunu fark etmiştir: Joe Biden’in seçimi kazanmasına itiraz eden belli bir ideolojiye sahip kitleler, seçimi iptal ettirmek ve kendisinin bir dönem daha başkan olmasını sağlayacak yolu açmak için mücadele eden Trump’ın arkasında saf tutarak bir darbe girişiminde bulundular. Joe Biden kendisine karşı girişilen darbeye karşı çıkan açıklamalar yaptı, girişim önlendikten sonra ise sustu. Günlerdir hiç konuşmuyor. İşine bakıyor.

Sisteme müdahale etmek isteyen ve bu amaçla Capitol binasını işgale kalkışanlarla devletin ilgili birimleri ilgileniyor. İç istihbarattan sorumlu FBI işgalcileri tespit edip mahkemelere sevkini sağlıyor, Amerikan ceza yasasındaki maddelere uyan eylemler yaptığı belirlenmiş kişilerle ilgili kararı mahkemeler veriyor.

Bizleri şaşırtsa da, ABD’nin yargılama usulü öyle gerektirdiği için, kaçmayacağı düşünülen kişiler tutuksuz yargılanmak üzere kefalet ödedikleri takdirde serbest bırakılıyor.

Tabii ‘4. Kuvvet’ olarak bilinen medya da, bütün gücüyle, darbe girişiminin içini dışını irdeleyen haberlerle sürece katkıda bulunuyor.

Seçim sonucunu içlerine sindiremeyenler girişimlerini sonuca eriştirme umuduyla örgütlenir ve eylem konusunda haberleşirken, Twitter, Facebook ve benzeri sosyal medya platformlarını kullanmışlardı; o paltformların büyük çoğunluğu ABD’de yerleşik. Kimse onlara talimat vermedi, ama en yaygın kullanımda olanları kendiliklerinden platformlarını kötü amaçla kullananlara kapattılar.

Donald Trump’ın Twitter ve Facebook kullanımı ebediyyen sonlandırıldı; o platformların yöneticileri tarafından…

Yasakçı bu tedbir, darbe girişimini en şiddetle kınayan sivil toplum örgütleri tarafından fikir özgürlüğüne aykırı bulunduğu için eleştirildi, hala eleştiriliyor.

ABD garip bir ülke sahiden…

Darbe girişimine kadar, tepkileri ekranlarına ve gazetelerinin sayfalarına taşıyanlar, eylemlere zemin hazırlayanlar vardı medyada; toplum onlara tepkisini ilgisini çekerek gösterdi. 6 Ocak gününe kadar Amerika Trump’ın da çok itibar ettiği Fox News’ü izliyordu; şimdi izleyicilerinin yarısından fazlasını kaybetmeyle karşı karşıya Fox News.

Yayınlarıyla darbenin yolunu kolaylaştırmış olan medya organları kıyasıya eleştirilere muhatap; ancak eleştiriler medya-içinde gerçekleşiyor. Yanlış yapanlara uygun görülen ceza, buna ceza denilebilirse, yaptıklarından dolayı utanç duymaları ve o utançla yaşamaları…

Trump da, darbe günü yapılana ve yapanlara sahip çıksa bile, girişimin ardından geçen iki hafta içerisinde söylemini değiştirmek zorunda kaldı. Giderayak yaptığı son açıklamada ise, Kongre binasını işgal etmeye kalkışanlarla arasına mesafe koyma ihtiyacı hissetti.

Bugün, ABD başkentinde yeni seçilmiş başkan ile yardımcısının yemin ederek yönetimi ele alacakları gün. İki hafta önce darbe girişimine sahne olmuş Washington ile birlikte 50 eyalette uygunsuz herhangi bir girişime meydan vermemek için bütün tedbirler alındı.

Hiçbir şey aynı olmayacak

ABD’de hiçbir şeyin 6 Ocak öncesi gibi olmayacağını o ülkede yaşayan herkes görüyor ve biliyor. Son dört yılın politikaları ve onlara eşlik eden söylemler toplumu tam ortasından ikiye böldü; bir bölümü silahlanarak diğer bölüme ve devlete karşı tehdit oluşturdu. 11 Eylül (2001) sonrasında kendilerini ‘dış tehdide’ karşı koruma ihtiyacı duymuştu Amerikalılar; şimdi ise daha büyük tehdidin kendi içlerinden geldiğini fark ettiler.

Bunda 11 Eylül sonrasında öyle ehven göründüğü için benimsenen yanlış politikaların payının büyüklüğünü fark etmeleri de yakındır.

Eli silahlı yeni tehdit kendi içlerinden geldiğine göre, sistemleri o kadar insanı veya hatta lider düzeyindekileri bile cezalandırmaya müsaade etmeyeceği için, onları azınlığa düşürmekten başka çaresi yok yeni yönetimin…

New York limanında denize atlayarak Amerika’da yaşamayı seçmiş bizim Türk arkadaşın benzerlerine, tam 11 milyon kaçak göçmene, vatandaşlık yolu açılması bir başlangıç.


Bu yazı, Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır.