Biden’ın demokrasi cephesi vizyonu

Joe Biden, Amerika Başkanı olarak seçildiği anı, ‘’Demokrasi için zafer anı’’ olarak selamlayıp dünya çapında otoriterliğe geri adım attıracağına söz vermişti.

Biden göreve başlamasının 100’üncü günü nedeniye Kongre'nin ortak oturumunda yaptığı konuşmada ise dünya çapında demokrasi mücadelesinin önemine vurgu yaptı ve, ‘‘Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve diğerleri demokrasinin 21. yüzyılda otokrasilerle rekabet edemeyeceğini düşünüyorlar. Otokratlar geleceği kazanmayacak. Biz kazanacağız" dedi.

Biden'ın bu sözleri, dünyanın üçte ikisinde demokrasi ve özgürlük mücadelesi yürüten halkları büyük beklentilere sürüklüyor. Çünkü bu sözler, dünya egemenliğini elinde tutan bir gücün başkanının, dünya demokrasi güçlerine verdiği mesaj olarak algılanıyor.

Biden’ın kişisel niyetini sorgulamadan, verilen bu sözlerin yerine getirilmesinin zor olduğunu söyleyebiliriz. Şöyle ki, ABD’nin dünya çapında son yüzyıllık partnerlik ve politik ortaklıkta geliştirdiği ilişkilerin otoriter ve diktatör sistemlere dayandığı göz önüne alındığında, bu sözleri yerine getirmede önüne çıkacak birinci engel ABD’nin kendi çıkarlarıdır. İkinci engel ise, ABD’nin derin çıkar ilişkileri içinde olduğu, dünyanın dörtte üçüne hâkim olan otoriter rejimlerdir.

Bu durum politik sahaya şöyle yansıyacaktır: Biden, bu vaatlerini yerine getirmek için, içeride otoriter sistem heveslileriyle, dışarda da otoriter sistemlerle mücadele etmek zorunda kalacaktır.

Dünyanın demokratik ve otoriter devletleri arasında büyüyen uçurum, demokratik sistemlerin aleyhine dönüşüyor. Bu nedenle Biden’ın demokrasi için açtığı mücadele cephesi gerçekten dünya çapında demokrasiye ulaşmak için mi olacak?

Yoksa dünyanın daha istikrarlı, ABD çıkarlarının daha iyi korunduğu, otoriter sistemleri ortadan kaldırmayı değil ama ABD çıkarlarına zararlı olamayacakları ölçüler içine çekmekle mi yetinecek, sorgulanmaya değer.

21. yüzyılın ilk çeyreğini incelediğimizde, dünya çapında ırkçılığın ve ultra sağın yükselişte olduğunu görürüz. Buna karşılık demokrasi ve özgürlükler cephesi giderek geriliyor. Demokratik ülkelerdeki sosyal demokratlar, ultra sağcılar karşısında kitlesel taban kaybına uğruyor. Bu durum hem gelişmiş demokratik ülkelerde (Fransa, Hollanda, İtalya, İngiltere gibi) hem de gelişmekte olan (Türkiye, Macaristan, Romanya, Polonya, Çekay gibi) ülkelerde böyle.

Bu ülkelerdeki demokrasi güçleri ortak bir noktada buluşamayınca, ultra sağ, ırkçılık ve köktencilik ekonomik ve sosyal krizleri de kullanarak, toplumsal taban buluyor.

Biden, demokrasi için verdiği sözleri yerine getirmede karşılaşacağı zorlukların farkında. Bu zorlukların başında otoriter sistemlerin başını çektiği blok geliyor. Otoriter blok Rusya, Çin, Türkiye, İran gibi ülkelerde hakim. Ortadoğu, Asya, Afrika, Güney ve Latin Amerika’ya kadar uzanan geniş bir yelpazede otoriter rejimler hakim.

Biden, bu bloğa karşı, kendine göre yeni örgütlenmeler ve önlemler almaya çalışıyor. Haziran ayında yapılacak G7 Zirvesi’nde katılımcıların sayısını yediden 10’a çıkarması da bu önlemlerden biri. G7’ye Hindistan, Avustralya ve Güney Kore de dahil edilecek. G7, G-10 olacak. Bu yeni katılımla Rusya ve Çin'i çevreleyen bir müttefik çemberi oluşturulması amaçlanıyor.

Önemli diğer bir gelişmede bu yıl beyaz sarayda yapılacak olan demokrasi zirvesi. Bu zirveye katılacak davetlilerin kimler olacağı merak konusu. Biden’ın otoriterlere tavizsiz duruşu bu toplantıya nasıl yansıyacak? NATO üyesi iki ülke olan Türkiye’nin başkanı R.T. Erdoğan ve Macaristan’ın Başbakanı Viktor Orban davet edilecekler mi?

Zirveye davet edilmeleri, politikalarına ‘’tolerans,’’ edilmemeleri, NATO’nun yeniden yapılandırılması anlamına gelecek mi? Ahval’de yayınlanan Globe and Mail gazetesi makalesinde bu konuda şu dikkat çekici yorum yapılıyor:

“Türkiye hâlâ yeterince demokratik mi? Peki ya Macaristan? Erdoğan'ı veya Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ı davet etmenin ve belki de politikalarını onayladığını düşünmenin sonuçları nelerdir? Bu NATO üyelerini dışlamanın getirdiği riskler nelerdir?” sorularına da yer veriliyor.

Makalede, New York merkezli küresel risk danışmanlık şirketi Eurasia Group'un başkanı Ian Bremmer, Türkiye, Macaristan ve hatta Polonya'nın kendilerini demokrasi zirvesinden dışlanmış bulabileceklerini, çünkü Biden'ın Beyaz Sarayı’nın kimin ABD’nin dostu olduğuna dair yeni bir tanım yapacağı öngörüsünde bulunduğu da belirtiliyor.”

Bunlar, Biden’ın vaatler cephesinin sorunları. Demokrasinin aynı zaman da çıkarlar pazarlığının masası olduğu düşünüldüğünde, verilen vaatlerin yerine getirilmesi, sistem çıkarlarına uygunluk oranında olacaktır.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.