Naz Köktentürk
Mar 24 2018

Paralı asker gerçeği: Blackwater’ın kanlı öyküsü

Yer: Irak Felluce, 31 Mart 2004, saat 9:30. Zırhsız ve tepesinde makineli tüfeği olmayan iki Mitsubishi Pajero marka araç; içlerinde ikişer sivil giyimli, silahlı kişiyle, hızla, kalabalık ana mahallelerden birine dalar.  Saddam’a yakınlığıyla bilinen Felluce şehrinin dış mahallelerinin, Amerikan askerleri tarafından kuşatıldığı günlerdir.

Kahve ve dükkanların olduğu ana caddede, bir barikatla karşılaşan konvoy, yavaşladığı anda, el bombası ve mermi yağmuruna tutulur; çapraz ateş altında kalan araçtakiler, karşılık dahi veremeden, araçlardan çıkarılıp, Iraklı direnişçiler tarafından dövülerek öldürülür. Kanlar içindeki cesetleri köprüye asılırken, bir yandan da kameralar tarafından kaydedilmektedir.

Olay, önce, dünya medyasına, direnişçilerin dört sivil insani yardım görevlisini katletmeleri olarak yansır. Sıkıntılı bölgelerde silahsız görev yapan yardım gönüllüleri, çok sık olarak, fidye için kaçırılır veya öldürülür; dolayısıyla şaşırtıcı bir durum değildir.

Fakat kısa süre içinde ölenlerin, özel bir güvenlik şirketi tarafından getirilmiş, sözleşmeli eski komandolar olduğu ortaya çıkar: yani paralı askerler!

Kimliklerini ve geçmişlerini açmakta fayda var; Scott Helvenston emekli bir SEAL deniz komandosudur. Jerry Zovko ise Hırvat asıllıdır ve Balkanlar’da görev almış bir kara komandosudur. Bir diğeri, Mike Teage ise Afganistan’dan madalya ile dönmüş bir özel harekatçıdır.

Elbette böylesine vahşice bir saldırı ve teşhir hoş görülemez fakat, paralı askerlerin dur durak bilmeyen benzer vahşetlerine karşı bir tepkidir.

Bu olaydan sonra, ABD ordusu Felluce’yi kimyasal ve radyoaktif silahlarla ağır bir bombardıman yağmuruna tutmuş, 2 binden fazla insanın ölümüne neden olmuştur.

2007’de, medyada en çok yer alan katliamlardan biri olan, Nisur Meydanı olayı yaşanır. Bağdat’ta ABD Dış İşleri yetkililerini korumakla görevli güvenlik şirketi elemanları, ters istikamette ilerleyen ve içinde bir anne ve oğlunun bulunduğu araca, hiçbir uyarıda bulunmadan ateş açar; bu da sık rastlanan bir durumdur.

Blackwater

Kabil’de trafik sıkışırsa ve yakınlarda bir ABD konvoyu varsa, korumalar bulundukları tarafa bakılmaması konusunda uyarırlar; aracın üstündeki makineli tüfek yavaşça hareket etmeye başlamıştır bile.

Nisur meydanında Iraklı polislere göz yaşartıcı bomba atılır, bu bombaları el bombası olarak algılayan polislerin de konvoya ateş açması sonucu, konvoydan bu ateşe şiddetle karşılık verilir ve sonucunda 17 sivil hayatını kaybeder.

Şirketin, Iraklı yetkililere 1 milyon dolar rüşvet vererek, olayı kapatmaya çalıştığı söylenir; dört çalışanı hakkında dava açılır ve suçlu bulunarak biri müebbet diğerleri 30’ar yıl hapse mahkûm olurlar. 2017 ise temyiz mahkemesi mahkûmiyet kararını bozar ve davanın yeniden görülmesine karar verir.

Irak’ta hal böyleyken, Suriye’de bugün durum farklı mı? Suriye’de süren vekalet savaşlarında, bütün grupların içinde, Amerika’nın yanı sıra Fransa’ya, İngiltere’ye hatta Rusya’ya bağlı özel ordular mevcut.

Peki kimdir bunlar? Kısaca Haçlı organizasyonları şövalyeleri olan katliamcılar diyebiliriz. Gölge Ordu adıyla da anılan sözde özel güvenlik kuruluşları arasında en çok bilinenleri de Blackwater’dır; gerçi Nisur katliamından sonra uğradığı prestij kaybından ötürü, adı önce 2009’da XE Services, 2011’de Academi olarak değişmiştir.

Çıkış sebepleri yargı baskısı, siyasi baskı ve halkın baskısından kaçış olarak özetlenebilir. Yargı baskısı, Amerikan ordusunun ülke içi ve dışında her yaptığı, katı bir ceza sistemiyle denetlenmektedir.

Siyasi baskı, Beyaz Saray hükümetinin her operasyonda, muhalefetin sorgulamalarına maruz kalmalarındandır.

Eric Prince
Blackwater kurucusu Eric Prince

Halkın tepkisi ise, askeri kargo uçaklarıyla ülkeye dönen, ABD bayrağına sarılmış her tabutun, halkın tepkisini büyütmesindendir.

Özel ordular, bu ihtiyaçlardan doğmuştur. Tüm faaliyetleri şirket sırrıdır, hiçbir siyasiye hesap vermezler.

Başta Afganistan, Yemen, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Sudan olmak üzere birçok ülkede faaliyet gösterirlerse de, en büyük işleri Irak olmuştur. İşleri sadece devletlerle değildir, bütün terör örgütleriyle de bağlantıları vardır; bazen eğitim verirler, bazen de sahip oldukları mühimmatı karaborsa olarak satarlar.

Bulundukları ülkede insan hakları filan dinlemezler. Sivillerin üstüne ve anayollarda sağa sola ateş ederek eğlenirler. Tecavüz vakaları çoktur. Yine Kabil’de, tehlike altında olduklarını düşündüklerinde, durmama yetkileri olduğundan hızla pazar yerine dalıp iki küçük çocuğun ölümüne sebep olmalarına şahit olduğumuz da vardır. Amerikan ordusunun kayıpları arasında sayılmadığından, işledikleri cinayetler, suçlar kaydedilmediğinden, cezalandırılmazlar.

Afganistan’da neredeyse haftada bir, üs yolunda, bir konvoy canlı bomba tarafından patlatılır; zırhlı araçlar konserve kutularına dönerler. Yapılan açıklamalarda ise, hiç Amerikan askeri kaybı yoktur; yoktur tabii ki, ölen paralı askerlerdir, kimseye hesap vermeden, sıkıca kapalı kurşun tabutlar içinde ülkelerine dönebilirler, nasıl olsa onlar böyle bir sonu göze almışlardır.

Pakistan ve Afganistan’da camiler, üniversiteler ve pazar yerlerine yapılan saldırılardan Taliban sorumlu tutulur, oysa Taliban liderlerinden birinin “Bazen bir saldırı oluyor ve biz bile medyadan, olayı Taliban üstlendi diye duyuyoruz. Defalarca yalanlamamıza rağmen, Şiilerde dahil, sivillere saldırıların haram olduğunu açıklamamıza rağmen, bu saldırıların arkasında Blackwater şirketinin olduğunu anlatamıyoruz.” mealinde bir serzenişte bulunmasına da şahit oldum.  

Şirket, 1997 yılında Dick Cheney’in fikir babası olarak katılımıyla, Eric Prince tarafından Kuzey Carolina’da kurulmuştur. Hollanda asıllı olan Prince, köktendinci bir hristiyandır, aynı zamanda Uluslararası Hristiyan Özgürlük Örgütü’nün başkanıdır.

Aileden milyoner ve eski donanma mensubudur. Deniz subayı olarak Haiti, Ortadoğu, Akdeniz ve Bosna’da görev almıştır. Bush’la aynı radikal sağcı fikirleri paylaştığından, seçim kampanyasında en yüksek meblağları toplayan isim olmuştur. ABD hükümetleri bünyesindeki Neo-Conlarla yakın ilişkiler içerisindedir.

Blackwater

Blackwater’ın yükselişinde Bush hükümetinin rolü yadsınamaz. Sözleşmeli özel sektör personelinin, çarpışma da dahil, savaşın her safhasında kullanımının önünü açan ise dönemin savunma bakanı Donald Rumsfeld olmuştur.

ABD tankları, Mart 2003’te Irak’a girerken, beraberlerinde o güne kadar görülmüş en kalabalık özel sözleşmeli personel ordusu vardı. Rumsfeld’in görev süresi dolduğunda ise Irak’taki paralı asker sayısı 100 bine ulaşmıştı.

Blackwater’ın Bush yönetimi üzerindeki etkisi çoktur. Sudan’ın sorunlu bölgesi Darfur’a asker göndermek üzere anlaşma yapmak istediğinde, ABD’nin askeri çözüm için baskı yaptığı iddia edilmiştir.
Şirketin katliamları sadece savaş bölgeleriyle sınırlı değildir.

2005 yılında Katrina Kasırgası sırasında New Orleans’da zenginlerin tepelerdeki evlerini korumakla görevli olan bu paralı askerler, ağır silahlarla, kasırgadan kaçarak tepelere ulaşmak isteyen fakir siyahları ateş ederek engellemeye çalışmış ve birçoğunun ölümüne neden olmuştur.

Paralı askerlerle NATO üslerinde veya Kabil uçak seferlerinde sık sık karşılaşırım: genel olarak ikiye ayrılırlar. Bir bölümü 40 yaş ve üstü, genellikle emekli ordu mensuplarıdır; diğerleri ise 25 ve üzeri yaşlarda, iri yapılı, kaslı, sıfır numara saç traşlı, aşağı doğru bıyıklı, bayağı psikopatlardır.

Bu ikinci grup yaz kış demeden atletle dolaşırlar, tepeden tırnağa favori markaları 5.11 ile donanmışlardır. Havaalanında iseler, dutyfree’lerden Cohiba purosu satın alırken görülürler, purolara dadanmaları nedensiz değildir elbette.

Önceleri Kabil’deki üste serbestçe bira içtikleri barları varken, barın aniden kapatılmasıyla ilk akla gelen, İslami nedenlerden olduğunu düşündüysek de gerçek nedenin bu psikopatların içtikten sonra birbirlerine cinsel tacizde bulundukları ve bununla da yetinmeyip, videosunu çekerek youtube’a yükledikleri ortaya çıktı.

Tabii barın yerini puro barı aldı, gelişmiş yemek zevkleri içinde; Burger King büfeleri! Üs içinde de onları diğerlerinden ayırmak kolaydır. Eğer civar köylere katliam peşinde değillerse, ya tozlu beton yığınları, hangarlar arasında koşarak form tutmaya çalışıyorlardır, ya da üs içindeki alışveriş merkezlerinden birinde 5.11, North Face markalarının yanı sıra satılan Freedom For Afghanistan, Freedom For Iraq (Afganistan’a Özgürlük, Irak’a Özgürlük) yazılı tişörtleri deniyorlardır.

t

 

Nasıl olsa üssü ön saflarda, kum torbalarının hemen arkasında, dikenli tellerle çevrili duvarların önünde koruyan Bangladeşli, Nepalli gariban askerler var; patlamalarda ilk zayiat olmak üzere bekleyen.

Amerikalı ve İngilizlerden başka, Güney Afrikalı, Şilili, Nepalli, Filipinli üyeleri de olan şirkette, ortalama yıllık gelir 180 bin dolar civarındadır. Özel birliklerde yetişmiş olanlar, günde 1500 dolar kazanmaktadır.

Bir ara onların bir operasyonunu fotoğraflamak için uğraştıysam da kısa sürede neredeyse imkânsız olduğunu fark ettim. Türkmenistan’dan Kandahar’daki üsse yakıt taşıyan tankerlerin korumasını, bir Türk güvenlik şirketiyle birlikte yapıyorlardı.

Onlara katılarak çekim yapmayı istediğimde, şiddetle karşı çıktıkları gibi, gördüğüm en kanlı videolardan birini seyrettirdiler. Yol boyu evlerden konvoya ateş ediliyordu, yol kurbansız bitmiyordu ve öncü olarak giden Blackwater’lar yolu patlatarak, yerel halkı hiçe sayarak ‘’temizliyor’’lardı.

Blackwater

Ayrıca türlü katliam ve rezilliklerini, anlaşılmaz bir gururla, kendileri zaten çekip paylaşıyorlardı. Operasyonlarını fotoğraflayamadım, fakat onlardan birkaçına üs dışında rastladığımda, “Selfie çekebilir miyiz?” diye sormayı başardım. Tabii ki kabul etmediler ama yüzlerindeki ifadeyi görmek yeterince eğlenceliydi. Öylesine paranoyak ve korkaktırlar ki, o sert, acımasız ve testosteron bulutu görüntülerinin arkasında.

Tarihte paralı askerliğin mucidi Amerikalılar değil elbette. Amerikalı tarihçi William McNeill, “Dünya Tarihi” adlı kitabında bu şirketlerin aslında 4. yüzyıldan beri varlıklarından söz eder. McNeill’e göre tuhaf olan, devletin merkezi bir ordu yaratmasıdır. Oysa tarih boyunca askerlik, hep kâr amaçlı şirketler veya kişiler tarafından yapılmaktaydı.

Modern devlet ise, bu parayı ödememek için halkını zorla askere almıştır. Asırlar önce İtalya’da paralı askerlere “condottieri” denirdi. Savaşmak ve öldürmek amacıyla kiralanırlardı, yaptıkları sözleşmeye de “condotta” adı verilirdi.

Daha yeni zamanlarda Fransızların yabancı lejyonları, bütün bu şirketlerin çıkış noktası olarak kabul edilebilir. Napolyon savaşlarında Fransa’nın nüfusunun azalması ve Cezayir savaşında kayıpların çoğalmasından dolayı kurulmuştur.

İçlerinde Cezayir’den Fas’a, Türkiye’den Letonya’ya kadar 36 ülkeden paralı asker vardı. Fransız ordusuyla birlikte 1954- 1962 yılları arasında, Cezayir Savaşı’nda resmi rakamlara göre 250 bin, resmi olmayan rakamlara göre ise 1 milyondan fazla insanı katlettiler. Cezayirlilerin kafalarını keserek poz verdikleri fotoğrafları, bugünün IŞİD fotoğraflarından farklı değildir.

Amerikan Adalet Bakanlığı, 2016 yılında Eric Prince hakkında yabancı hükümetlerle askeri hizmet anlaşmaları yapmak ve kara para aklamak suçlarından soruşturma açar. Aynı dönemlerde sahada, bir başka güçlü Amerikan özel güvenlik şirketinin, DYNCORP’un etkinliğinin arttığını görürüz. Acaba Amerika, Prince’i gözden çıkarmış mıdır?

Trump’la birlikte durum sanki değişir. İddiaya göre Trump, derin devletle mücadele kapsamında, özel bir istihbarat ağı kurmayı planlar. Savaş suçuyla itham edilen Eric Prince, toplayacağı istihbarattan sadece Trump ve o günlerdeki CIA Başkanı, bugünün Dış İşleri Bakanı Pompeo’yu haberdar edecektir.

Beyaz Saray ve Ulusal Güvenlik konseyi (NSC) ise konunun hiç gündeme gelmediğini, gelse bile desteklenmeyeceğini söyleyerek iddiaları yalanladı. Ulusal Güvenlik danışmanlığına Irak şahini Bolton’un atanması, en büyük operasyonlarını Irak’ta gerçekleştiren Akademi’nin yeni sahalarda boy göstermeye devam edeceğini işaret ediyor. Pompeo- Bolton birlikteliğiyle Suriye, İran’ı ve bölgeyi daha zor günler bekliyor.

Emperyalist devletler amaçları doğrultusunda her türlü aracı kullanırlar; kendi çıkarları ve yeni sömürgecilik anlayışları uğruna,  kıskaçları altına aldıkları ülkelerde piyon yöneticiler son derece kullanışlıdır. Önemli olan halkların oyuna gelmemeyi başarabilmesidir.

Meraklısına not: Jeremy Scahill’in “Blackwater: Vatanı, Milleti, Bayrağı Olmayan Ordu” adlı kitabı Türkçe’ye çevrilmiş. Bu yazıda kitaptan referans kullanmadım. Yıllardır çalıştığım bölgelerde, öğrenmek zorunda kaldığım bilgilerin sadece ufak bir bölümünü paylaştım.