Sanders ve ne olacak ‘yeşil yeni düzen’in hali?

Dünya korona ile cebelleşirken, korona sonrası dünyanın nasıl bir şey olacağının alametlerinden biri Amerika’dan geldi. Neoliberalizmin krizine ve bu arada iklim krizine karşı yeni-Keynesçi Yeşil Yeni Düzen programını savunan “demokratik sosyalist” Sanders, adaylık seçimlerinden çekildiğini ve Biden’i destekleyeceğini açıkladı. Benzer bir programa sahip olan İngiltere’deki İşçi Partisi’nin lideri Cobyn de seçimleri kaybetmişti. Görece “yeni sol” bir dalga umutları yaratan iki liderin de elenmiş olması, hem neoliberalizmin hatta daha doğrudan kapitalizmin krizine karşı alternatifin ne olduğu tartışması kadar iklim krizi karşısında egemen siyasetin ne olacağını öngörmek açısından da analiz edilmesi gerekiyor. 

Hatırlatma babında… Jeremy Corbyn, Kasım 2019’da açıkladığı seçim bildirgesini “Umudun Manifestosu” olarak adlandırmıştı. Özellikle yeni kuşağın siyasete atılmasına vesile olduğu belirtilen Corbyn’in manifestosu “yeşil sanayi devrimi” vaadi olarak yorumlandı. Gerçekten de “umudun manifestosu”nda Corbyn, İngiltere ekonomisi için “yeşil dönüşüm” vaat ediyordu. İklim değişikliği ile mücadele için çevreyi kirletenlere yönelik olarak yeni vergi politikaları uygulanacak ve 1 milyon kişiye istihdam sağlanacaktı. 250 milyar sterlinlik “Yeşil Dönüşüm Fonu” oluşturulacaktı. Belirlenen çevre kriterlerini karşılayamayan şirketler, Londra Borsası'ndan çıkarılacaktı. Petrol şirketlerinden de özel vergi alınacaktı. 

Corbyn’in manifestosu bunlarla sınırlı değildi, uzun zamandır neoliberal politikaların mağduru olan kesimlere de birçok sosyal hak vaat ediyordu. Demiryolu ve posta idaresi ile su ve enerji şirketleri kamulaştırılacak, British Telecom'un kısmen kamulaştırılmasıyla tüm konutlara ve iş yerlerine bedava internet hizmeti verilecek, daha fazla kazanandan daha fazla vergi alınacak, mali işlemler vergisi yürürlüğe konarak ve ikinci evi olanlardan ekstra vergi alınarak, para üzerinden para kazanan mali/rant sermayesine sınırlamalar getirilecek, üniversite harçları kaldırılacak, Ulusal Sağlık Sistemi'ne daha fazla yatırım yapılacaktı. Asgari ücrete de zam yapılarak, saatte 10 sterline (yaklaşık 74 TL) çıkarılacaktı. 

Corbyn gibi Sanders da hem “yeşil yeni düzen” hem de halkçı ekonomik vaatler de bulundu. “İklim krizi sadece ülkemizin karşılaştığı en büyük zorluk değil; aynı zamanda daha adil ve eşitlikçi bir gelecek inşa etmek için en büyük fırsatımızdır, ancak hemen harekete geçmeliyiz” diyen Sanders, bunun için enerji sistemini yüzde 100 yenilenebilir enerjiye dönüştürüp ve bunu yaparken de fosil yakıt sektörü işçileri için “adil geçiş programı” oluşturarak 20 milyon kişiye yeni iş alanı yaratmayı vaat etti. Bunun için 200 milyon dolar bütçe ayıracağını açıkladı. 

Fakat bunun kadar etkili bir vaadi daha vardı Sanders’ın; diş, işitme, görme ve evde ve toplum temelli uzun süreli bakım, hasta ve ayakta tedavi hizmetleri, ruh sağlığı ve madde bağımlılığı tedavisi, üreme ve doğum bakımı, reçeteli ilaçlar ve daha fazlasını kapsayan ücretsiz bir sağlık sistemi. ABD’de koronadan ölenlerin sayısının bugün itibariyle 25 bini geçtiği düşünülürse ve milyonlarca yoksul Amerikalının pahalı sağlık hizmetleri nedeniyle hastaneye bile gidemediğini düşünürsek, bu vaadin ne kadar önemli olduğunu sanırım daha iyi anlarız. 

Sanders’in ekibindeki, dünyada da büyük sempati toplayan genç “sosyalist” Alexandria Ocasio Cortez’in etkili bir şekilde savunduğu “yeşil yeni düzen” programının kaynağı, 2019’da Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) tarafından Küresel Yeşil Yeni Anlaşma raporu. UNCTAD bu raporda ekonomik buhran ve çevresel çöküş tehditlerine karşı harekete geçme çağrısında bulunmuştu. Sanders da Yeşil Yeni Anlaşma’ya dair ayrıntılı ve ABD müesses nizamının yüreğini yine hoplatan planını 2019 ağustos ayında açıkladı: 

“İklim değişikliği en zengin Amerikalılardan alınacak yüzde 70 oranında vergiyle finanse edilmeli.” 

Sanders vergiler ve tasarruflar yoluyla 10 trilyon dolara yaklaşan bir imkân yaratmayı, özel yatırımlarla birlikte 16 trilyonu aşan bir yatırım planı uygulamayı öneriyordu. Bu kapsamlı planda kaynak esasen askeri harcamalar azaltılarak, vergiler artırılarak ve fosil yakıt endüstrisi cezalandırılarak yaratılacaktı.

Corbyn gibi Sanders da gençlerden ve iklim hareketinden önemli bir destek aldı. Devrimimiz (Our Revolution) Adalet Demokratları (Justice Democrats) ve Amerikan Demokratik Sosyalistleri, Sunrise Hareketi bu taban inisiyatiflerinin önde gelenleri. Sunrise Hareketi, 2017 yılında kurulan, gençlik ve iklim adaleti gündemini Amerikan Kongresi’ne taşımayı hedef edinen hareket kapsamlı bir Yeşil Yeni Düzen programına tam destek veriyor. Bu program Sanders ve bir grup sol temsilci tarafından sahiplenilse de Demokrat Parti’nin çoğunluğu tarafından fazla radikal bulunuyor. Sunrise Hareketi Sanders’ın kampanyasını ve adaylığını destekleyen tek çevre ve iklim odaklı örgüt değil. The Climate Mobilization, 350, Friends of the Earth ve İklim için Okul Grevi gibi gruplar da açıktan Sanders’a desteklediklerini açıklamışlardı. 

Ama işte bunlara rağmen Corbyn de Sanders da, tam da en fazla oy almaları beklenen yerlerde yeterince oy alamayarak yenildiler. Corbyn, kırk yılın neoliberal ekonomik politikalarının ceremesini en çok çeken emekçi kesimlerden, Sanders da Amerikan toplumunda hala ırkçı saldırılara maruz kalan Afroamerikan seçmenlerden destek alamadı. 

Bu hem ülkeleri –malum ikisi de liberal kapitalizmin kalesi- hem de içinden çıktıkları partileri –yine malumunuz, İşçi Partisi de Demokrat Parti de yoksullarla, işçilerle öyle çok da ne ideolojik ne de organik bağı olan partiler değiller- göz önünde bulundurursak basbayağı halkçı sayılacak programlarına rağmen yenildiler.

Her iki liderin de hem seçim kampanyası hem de yenilgileri Türkiye’de çok da –mesela kim diyelim, Chavez kadar- ilgi görmedi. Ama demeye gerek yok, iki ülkenin kaderi dünyanın da kaderi şu anda, maalesef. Trump, iklim krizi inkarcısı ve ABD şirketleri dünyanın her yerinde ekolojik yıkımın mimarları. İngiltere de öyle. Aynı zamanda dünyanın zenginliğinin biriktiği ülkelerden ikisi. Yani iki ülkede, dünyada üretilen bütün metaların, hizmetlerin tekelini elinde bulunduran şirketlerin büyük kısmının menşei olan ülkeler. Elbette bu demek değil ki, bu iki ülkede de herkes zenginlikten pay alıyor. Değil elbette, özellikle ABD, dünyadaki en fazla yoksul nüfusa sahip ülkelerden biri. 

Peki, iki liderin de yenilmesi, iki liderin de sahip çıktığı “yeşil yeni düzen” programının yeterince destek bulmaması olarak yorumlanabilir mi? Sanders’ın Güney’in yoksulları siyahlardan Corbyn’in İngiltere’nin geleneksel işçi kentlerinden oy alamaması, yoksulların, emekçilerin ajandasının üst sırasında iklim krizinin olmadığını mı gösteriyor? Sanders’ın Güney’den beklediği oyu alamaması, buralarda hala kimlik politikasının etkili olmasına bağlayan yorumlar var. Corbyn’in ise geleneksel işçi sınıfının olduğu kentlerden beklediği kadar oy alamaması, hem partinin neoliberal dönüşümdeki payı, hem de işsizliği mülteci düşmanlığı ile örten popülist siyasetin etkisine bağlanıyor. Daha global düzeyde, Kuzey’dekilerin iklim krizini “acil bir sorun” olarak görmemeleri, Güney’in her açıdan kırılgan olan ekonomilerinde yaşayanlar kadar bu krizden –henüz- etkilenmiyor olmalarından kaynaklanıyor olabilir mi? 

Her halükarda, önümüzdeki dört yıl daha Trump’ın işbaşında kalacağının kuvvetle muhtemel olduğu söyleniyor. Belki korona salgını Sanders’in herkese sağlık vaadinin insanların kulaklarında çınlamasına neden olabilir ama Demokrat aday Biden’in hem bu vaadi hem de yeşil yeni düzen programını ne kadar sahipleneceği belli değil. Fakat bir kere yenilmiş olmak, iklim krizi ile mücadelede bu krizden en fazla etkilenen yoksulların ekonomik ve sosyal haklarının genişletilmesini esas alan dönüşüm/değişim programlarının etkisiz olduğuna yorulmamalıdır. 

Tersinden, kapitalistlere rağmen kapitalizmi kurtaramayacağımızın anlaşılmasını sağlamalıdır. Bu nedenle de, sadece sınıf demek yetmiyor, sadece iklim demek de yetmiyor. Daha acil yoksulluk, göçmenlik, siyahlık gibi bazı kimlik ve sınıf sorunlarının çözümünü içeren daha kapsamlı, daha radikal programlara ve böyle bir program doğrultusunda işçi sendikalarını, kadın örgütlerini, mültecileri ve diğer ezilen kimliklerden insanların örgütleri ile genç iklimcileri bir araya getirecek bir taban inisiyatiflerine ihtiyaç var. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.