Daha ikinci gün, yola dikenler serpiştirilmeye başlandı

Önceki gün ara sonrası ilk yazımı yazdım, dün de ikincisini… İkinci gün, hükümete yakın duran gazetelerden birinin internet sitesi, yazılarıma yeniden başlamamı okurlarına şu başlıkla duyurdu: “Abdullah Gül’ün sağ kolu Fehmi Koru sahalara akılamaz iddialarla döndü.”

Üzüldüm..

Yarım asırdan fazla süreyle ve bu sürenin yarısını aşan uzunlukta bir zaman boyunca her gün okur karşısına çıkmış birinden söz ederken, onu yalnızca bir siyasi kişiye yakın biri olarak okurlarına tanıtan anlayış elbette üzücü.

Saygısızlığın artık yeni norm olduğu, her şey ve herkesin siyasi hayattaki duruşuna göre değerlendirildiği bir ortamdayız. Değer tek bir noktaya indirgenince ortada değer kalmaz, kalmıyor. Sonuç, işte bu başlığa yansıyan değer bilmezlik oluyor.

O başlığı atanın “Akıl almaz iddialar” dediği aslında tek bir iddia: Erken seçim ihtimalinin güçlendiğini, bir baskın seçime hazırlanılması gerektiğini yazdım ya, işte o ‘akıl almaz’ bulunmuş olmalı. Sadece ‘iddia’ demekle yetinilse, bu, böyle bir konuyu haberleştirmek için hafif kaçacak; sonra, zaten herkesin ağzına düşmüş bir konuya ‘akıl almaz’ demek de havada kalacak…

İşte bunun için tek bir konuyu hafife almak için ona çoğulluk atfederek ‘iddialar’ denilmesi gerekmiş…

Bu benimle ilgili bölümü haberin; asıl üzüldüğüm ise başlığa yansıyan daha ağır bir saygısızlık…

“Akıl almaz iddialar kaleme aldığı” abartısıyla yerin dibine batırılmak istenen kişi – bu ben oluyorum- üzerinden 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e atılan taş…

Hükümete yakın gazete ülkeyi 18 yıldır yöneten siyasi kadronun en önemli isimlerinden birini hedef alıyor.

Abdullah Gül 2002 yılının 3 Kasım günü seçimi kazanan AK Parti’nin ilk başbakanıydı, iktidarın yapı taşlarını o yerleştirdi. İlk hükümeti tanıdığı ve yakından bildiği isimlerle o oluşturdu. Siyasete soğuk baktığı için dışında kalmış pek çok önemli ismi siyasete o kazandırdı. Sonraki yıllarda AK Parti’ye başarılar getirecek doğru siyasi tercihleri yansıtan ilk hükümet programını o hazırladı. Adaletin ayaklar altına alındığı günlerde siyasi yasaklı hale getirilmiş partisinin genel başkanına Meclis’e girme ve başbakan olabilme yolunu o açtı. 

Türkiye onun sonradan üstlendiği dışişleri bakanlığı döneminde dünyada örnek gösterilen bir uluslararası ilişkiler açılımını gerçekleştirdi. İslam Dünyası’nın “Biz de Türkiye gibi olmalıyız” gözüyle bakması yanında Batılı ülkeleri şaşkınlığa sevk eden ve ülke ekonomisini de olumlu etkileyen gelişmeler yaşandı. 

Zamanı geldiğinde onun direnmesi sayesinde kendi içerisinden bir cumhurbaşkanını Çankaya’ya gönderebildi AK Parti.

Yedi yıllık cumhurbaşkanlığı süresince Türkiye genel hatlarıyla rahat ve huzur içerisindeydi; o sayede kronikleşmiş sorunlara kalıcı çözümler arayışına girişilebildi.

Geleceğe umutla bakılıyordu.

Sözün kısası şu: Ülkenin 2002 ile 2014 tarihleri arasındaki bütün başarılarında en önemli paylardan biri, başbakan, dışişleri bakanı veya cumhurbaşkanı olarak Abdullah Gül’e aittir.

Hayal ürünü değildi o başarılar, muhalifleri bile kıskandıran gerçek başarılardı.

AK Parti o dönemde başka partilere muhtaç olmadan oylarını artırarak her seçimden yüz akıyla ve iktidar olarak çıktı.

Kapatılması için harekete geçip Anayasa Mahkemesi’ne başvuranların niyetleri aynı dönemde boşa çıkartılabildi.

Darbe hayali kuranlar mutlaka o dönemde de olmuştur; ancak uğursuz eylemlerini hayata geçiremediklerini biliyoruz.

Yarınlarda 2000 sonrası kaleme alınırken Abdullah Gül hakkında yazılanlar, AK Parti için de iftihar edilebilecek özellikler ve güzellikler olacaktır.

Bütün bu süreç içerisinde Abdullah Gül ile ilişkisini gazeteci konumunu titizlikle koruyarak sürdürmüş birini okurları gözünde küçük düşürmek için, onu ‘sağ kol’ olma mesabesine indiren kişi/ler, bununla yanında durdukları AK Parti’ye iyilik mi yapmış oluyorlar?

Eğer AK Parti 2014 yılına kadar birbiri ardına gösterdiği seçilme başarısını baskın/erken/zamanında yapılacak bir sonraki seçimde tekrarlayamaz ve iktidarı kaybederse sebebini fazla uzakta aramak gerekmeyecek.

Kendi hesabıma üzülmediğim bilinmeli; ancak ülkenin bugünkü durumu beni gerçekten fazlasıyla üzüyor.

Bu yazı Fehmi Koru'nun blogundan alınmıştır