Abdullah Öcalan’ın çiğnenen hukuku

PKK ve Kürt siyasi hareketinin lideri Abdullah Öcalan, dönemin Amerikan yönetiminin bir organizasyonu sonucu Suriye’den çıkmaya zorlandıktan sonra 2 Şubat 1999’da Güney Afrika’da yakalandı ve Türkiye’ye getirildi. Televizyonlardan canlı yayınlanan bir yargılama süreci sonucunda müebbet hapse mahkum edildi ve 29 Haziran 1999’da İmralı’da kendisi için hazırlanan cezaevine konuldu.

Cezaevi yıllarının ilk 10 yılını tek başına geçiren Öcalan’ın yanına barış müzakereleri sürecinde 2009 yılı Kasım ayında PKK hükümlüsü dört kişi gönderildi. Bu süreçte Öcalan HDP heyetleri dahil, farklı kişilerle konuşma, görüşme imkanı buldu. Avukatlarıyla düzenli bir şekilde görüşebildi.

Erdoğan’ın barış masasını devirmesinin ardından Abdullah Öcalan’ın tecrit dönemi yeniden başladı. Marmara Denizi’nin ortasındaki bir adada tek başına bırakılarak cezasının üstüne bir ceza daha eklendi. Bu süreçte Kürt hareketiyle mücadele çerçevesinde MİT Müsteşarı da dahil olmak üzere kimi güvenlik yetkilileriyle görüştü.

13 Ocak 2019’da kardeşiyle İmralı’da görüşebilen Öcalan’a 27 Nisan 2020’de ilk kez ailesiyle telefonda görüşme izni verildi. Elbette bir de Erdoğan-Bahçeli Rejimi’nin İstanbul seçimin etkilemek için yazdırdıkları mektubu alması amacıyla ziyaretine izin verilen Dersim Munzur Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Kemal Özcan var.

Kürt siyasi hareketi mensubu tutuklu ve hükümlüler Öcalan’a yönelik tecridin kaldırılması için 27 Kasım 2020’den beri açlık grevine gitmiş bulunuyor. 110’uncu gününe giren eylem, insanların sağlık ve yaşamlarını tehdit eder bir hal almış durumda. Hele bu Covid salgını döneminde…

Bir devlet, kural ve kanunları ve bunlara uygun davranışı ölçüsünde devlettir. Kendi koyduğu yasalara uymayan veya kuralları keyfine göre çiğneyebilen bir organizasyona devlet denemez. Çetelerin, mafyanın bile uymak zorunda olduğu temel ilkeler varken en büyük şiddet tekelini elinde tutan devletin kuralsız davranmaya başlaması, aslında sonunun yaklaştığını gösterir.

Evet bugün Türkiye’de kadınlar bebekleriyle cezaevinde. Çıplak arama dahil her türlü kötü muameleye tabii tutuluyorlar. Kimi hükümlüler tek başına hücrede tutuluyor, duş yaptırılmıyor, sağlıklı beslenme imkanı tanınmıyor. Türkiye cezaevleri toplama kamplarına dönmüş durumda.

Başta Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu, Hüda Kaya, Sezgin Tanrıkulu olmak üzere sayısı çok az milletvekili bu hak ihlallerini dile getiriyor. Ancak Öcalan ve şu an uğradığı gayri insani muamele Kürt siyasi hareketi ve kanaat önderleri dışında kimsenin gündemine giremiyor.

Bu tehlikeli bir gidişat çünkü bir Türkiye nüfusunun gözardı edilemeyecek bir kesimi için Abdullah Öcalan bir kahraman, bir “Önder…” İnsanlar onun uğruna kendisini yakmayı bir göze alıyor. Kürtlere onurunu, kültürünü, mücadele ruhunu veren kişi o. Güney Afrikalı siyahlar için Nelson Mandela ne idiyse Kürtler için de Abdullah Öcalan o.

Devletin, Türk siyasetçilerinin, kanaat önderlerinin ve medyasının Öcalan için ne dediği, ne sıfat kullandığının Kürtler için hiçbir önemi yok. Sizin “teröristiniz” Kürtlerin uğruna ölümü göze alacağı bir halk önderi… Bu nedenle Öcalan’ın sağlığı hak ve hukuk meselesi olduğu kadar bir iç barış meselesidir. Acilen avukatları ve ailesinin ziyaretine izin verilmeli ve kamuoyunun endişesi giderilmelidir.

Asrın Hukuk Bürosu yayınladığı bir duyuruyla kendilerinin ve Kürt kamuoyunun endişelerini dile getirdi.

“... Sayın Öcalan’ın yaşamı hakkında 14.03.2021 tarihinde bir takım iddialar ortaya atıldı… İmralı Cezaevi’nin standart bir cezaevi olarak aile ve avukatları tarafından düzenli olarak görülebilen, sağlık ve yaşam koşulları hakkında bilgi alınabilen bir cezaevi olmaması bu iddialar konusunda ciddi ve giderilmesi gerekli endişelere yol açmaktadır. Endişelerin giderilme yolu da İmralı ile en erken iletişim kanallarının kurulmasından geçmektedir.

İmralı’da başlı başına kötü muamele oluşturan tecrit halinin son bularak sağlık ve yaşam koşullarına dair kaygıları giderecek iletişim kanallarının oluşturulması talebimizde ısrarlıyız.”

Öcalan’ın yaşamı kadar ruh sağlığı da devletin sorumluluğu altındadır. Bir insanı bu şekilde tecrid altında tutmak her türlü hukuka ve temel insan hakkına aykırıdır. Öcalan’ın sağlık durumundan sadece Türkiye devleti değil, yakalanmasında büyük rolü bulunan Amerikan yönetimi de sorumludur. 


© Ahval Türkçe
 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.