Haz 22 2019

İmralı mektubu tartışmaları ne gösteriyor?

Öcalan’ın İmralı’dan HDP’ye gönderdiği ve akademisyen Ali Kemal Özcan’ın İmralı ziyareti sonrası, devletten alarak kamuoyuna açıkladığı mektubun yankıları üzerine, Kürt hareketine dair “ne yapacaklar” tartışmasının bir odağı, İstanbul’daki Kürt seçmenin tavrıyla ilgiliydi.

Bahçeli ve Erdoğan’ı Öcalan mektubunu savunma noktasına getiren İstanbul seçimleri, bir yandan Kürt seçmene ‘şirinlik yapmak’ gibi gösterildi. Buna kendisine ‘Kürt sorunu uzmanı’ diyen kesimden bazıları da dâhil oldu.

Öte yandan, Cumhurbaşkanlığı adına sözcü Fahrettin Altun’un kullandığı “İmralı mı, Kandil mi” tabiri ise Osmanlı’dan beri Kürtlere dair yürütülen ve pek çok kez sonuç da alınan ‘böl/yönet’ politikasının bir devamı.

Kürt Siyasal Hareketi'ni ve Öcalan’ın pozisyonunu doğru anlamak, Türkiye’nin geleceği açısından da büyük önem arz ediyor. İstanbul'da 'tekrar seçim' gibi kritik bir eşikte Öcalan'ın mektubundan daha açık bir dil bekleyenlerin haksız olduğu söylenemez, ama her şeye rağmen arka planı bir kez daha aydınlatmak gerekiyor.

Düne kadar Kürtleri yok sayan, düşmanlık besleyen kesimlerin dahi umudu haline gelen Kürt Hareketi, özellikle 2000'lerden sonra alanlar esasına göre örgütlendi. Bu alanlar,  İdeolojik Alan Merkezi, Siyasi Alan Merkezi, Sosyal Alan Merkezi, Halk Savunma Alan Merkezi, Ekonomik Alan Merkezi’dir. Altıncı alan ise ‘Önderlik Komitesi. Bu alanların altında kadın, gençlik, siyaset, silahlı birimler vs. arasındaki ilişki uzun süredir artık düz emir-komuta ilişkileri değildir. Hareket zemininde işler, belirli bir koordinasyon ve kongre / konferans sistematiği ile yürümekte, politikalar üretilirken bütün sektörler sürece dâhil olmaktadır.

Öcalan ise bu alanların üstünde bir yerde, ideolojik - politik yönlendirici olarak konumlanmış durumda. Geçmişteki görüşme tutanaklarına bakıldığında da bu görülüyor: Öcalan her zaman uzun tahliller yaparak, tarihsel çözümlemelere girişerek, "ben şöyle düşünüyorum, bunları değerlendirin" noktasında duruyor. Somut olarak "şunu şöyle yapın" demeyi tercih etmiyor. Kendisini güncellik perspektifi içinde yıpratmayı tercih etmiyor.

İmralı’dan gelen son mektubu da bu tercihin uzantısı gibi görünüyor. CHP ile DP-AP-ANAP-AKP çizgileri arasında tarihten beri akıp gelen katılaşmış ikilem arasına sıkışmanın doğru olmadığını, üçüncü bir yol olarak, bir demokrasi ittifakı olarak yürünmesi ve bu çizginin korunması gerektiğini belirtiyor. HDP'nin kuruluş amacı da, 'kastlaşmış' gibi duran siyasi ikilemin dışında başka türlü bir siyaset odağı yaratmak. HDP, an itibarıyla bir adaya ya da CHP'ye değil, bir değişim imkanına oy vermekte.

Sonuç olarak, havuz medyasının yarattığı 'emir verici' Öcalan imajı, bugünkü gürültünün asıl kaynağı. Öcalan mektubunu bulanık bulan kesimlerin haksız olduğu söylenemez ama unutulmamalı ki metnin başlıca adresi, yerel seçimlerde birçok büyükşehir belediyesinin AKP'den kopartılmasında anahtar rol oynayan Kürt seçmenidir. O dilin gittiği adreste nasıl okunduğu da, elbette ki, iktidarın ve yardakçılarının kamuoyuna önerdiği okuma biçiminden çok farklıdır.

Kürt hareketini beğenmek beğenmemek ayrı bir şeydir ama bu bir siyasal harekettir, mekanizmaları-işleyişi vardır. Dolayısıyla bu hareketi oturmuş bir siyasal yapı olarak değil de, herkesin birbirini boğmak için fırsat kolladığı bir çete olarak gösteren medyanın yarattığı imaj üzerinden yapılacak her 'analiz' boşa düşer.

*Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

© Ahval Türkçe