Baskın Oran
Oca 04 2018

'Yunan işgalindeki Ege adalarımız' meselesi

Yine tutturdular: “18 adamız Yunan işgali altında!”

Açık artırmaya, “Yüzlerce adamız Yunan işgali altında!” diye katılanlar da var.

Yazmak lazımdı, okumak isteyen de çoktu, ama bu memlekette “acil” konular on beş dakika arayla değişiyor ve artıyor. Aldırmayıp yazmak lazım. Çünkü cehalet Türkiye’yi kemiriyor ve insanları fena tahrik ediyor.

Bu adalar konusu AKP iktidarından çok, muhalif CHP’nin marifeti. Hem cehalet, hem de sanki bu konuda AKP’yle yarıştırabilirmiş gibi, Ulusalcı heyecanlara seslenip oy almak. Geçenlerde de yine bir CHP milletvekili kalktı, “Müftü nikahı Lozan’a aykırıdır” dedi.

Pes!

Bir ülkenin nikahına Lozan ne karışır yahu, Md. 42/1’de azınlıkların dinsel nikahlarının geçerli olmasını istiyor sadece.

Milletvekili demiyor ki biz 1925 sonunda bağırta bağırta haram etmiştik o maddeyi Gayrimüslimlere! Ulusalcılığın laiklik anlayışı böyle bişey işte. Ve bu, İslam-Türk Sentezci AKP’nin çok işine yarıyor.

Uzatmayıp, konuya girelim; çok da uzun değil aslında.

***

Bi aralar (Aralık 1995-Ocak 96) Kardak Kayalıkları krizi çıkmıştı. Bunlar, Bodrum Turgutreis ve Gümüşlük’e çok yakın, bit kadar, yan yana 2 kayalık. Bunlardan birine Yunan milliyetçileri marifet yapıyoruz diye çıkıp bayrak dikmişlerdi.

Milliyetçi başbakanımız Tansu Çiller de en azından “sesini benzetmeye” çalışmış ve “O bayrak iner, o asker gider!” diye “erkeklik” yapmıştı.

Ardından da, tabii, kafiye tutturduk: Komandolar, bi de, 1950’lerin başındaki Kıbrıs meselesinden beri bu türden fırsatları değerlendirmekte pek mahir olan Hürriyet gazetesinin muhabirleri, yandaki kayalığa çıkıp bizim bayrağı diktiler.

Neredeyse sıcak çatışmaya dönüşüyordu, arabulucu devletler zor önlediydi.

Her iki ülke politikacıları da oy almak veya dikkatleri dışarıya yöneltmek için Ege’deki “adacık ve kayalıklar”ı her zaman kullandılar. Şu anda da olan bu.

***

Kime ait buralar?

Hiç kimseye!

Şöyle:

Bu tür oluşumların mülkiyetini saptama konusunda 3 tane uluslararası antlaşmanın hükümleri birbirinin içine geçmiş vaziyette:

1) Lozan Barış Antlaşması Md. 6, 12, 15 ve 16;

2) 4 Ocak 1932 Tarihli Türkiye ile İtalya Arasındaki Ankara Sözleşmesi ve Mektup Teatisi ile 28 Aralık 1932 Tarihli Belge;

3) 1947 Paris Barış Antlaşması.

Bunları Yunanistan ile Türkiye oturup kemal-i afiyetle yorumluyorlar ve kendilerine hak veriyorlar.

Meraklısı iseniz ve işin karmaşıklığını bilimsel olarak görmek istiyorsanız, bizim Türk Dış Politikası (İletişim Y.) Cilt II s. 466-467’de Melek Fırat’ın yazdığı “Kardak Kayalıklarına İlişkin Türk ve Yunan Tezleri” adlı kutuya bakabilirsiniz. Ama size burada işin özünü aktarayım:

***

Lozan’la, Anadolu kıyısına 3 milden daha yakın ada ve adacıklar Türkiye’ye verildi. 3 mil, çünkü o tarihte karasuları o kadardı.

Daha uzak olan adalar Yunanistan’a ve 1947’ye kadar İtalya’ya ait oldu. 47’de İtalya, Yunanistan’a devretti; kabaca anlatıyorum.

Fakat dikkat: “Adalar”dan bahsediyoruz.

“Adacık ve kayalıklar”dan değil.

Bunların üzerinde insan yaşamıyor ve 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre bunların kendilerine ait kıta sahanlığı ve karasuyu vs. yok.

Özetin özeti: Bu “adacık ve kayalık”ların mülkiyeti belli değil.

Ege’de böyleleri sürü sepet var; martılar gidip “Bizimdir!” dese, hukuken kimse gık diyemez.

Geçen gün sefir-i kebirlerden Yalım Eralp, bunların, Türkiye ile Yunanistan arasında yapılacak ikili görüşmelere konu olmasının Lozan’da kararlaştırıldığını söyledi.

Ama iki ülke de zihnen azgelişmiş, pardon, “gelişme yolunda” oldukları için, bunun yerine, konuyu iç politikadaki şey yarışına konu yapmayı sürdürüyorlar.

***

Kardak’tan sonra Türkiye oturdu, bu tür “formasyon”ların envanterini çıkardı ve “Gri Alanlar” tezini ortaya attı.

Böylece, bu adacık ve kayalıkların aidiyetinin belli olmadığını, yani Yunanistan’a ait olmadıklarını söylüyordu. Doğru söylüyordu.  

***

Söylüyordu da, Kardak krizinin ardından, Mayıs 1996’da bu sefer de Gavdos adacığı krizi patladı.

Yunanistan, üzerinde insan yaşamayan bu adacığı NATO tatbikatına dahil ettirmek istemişti.

Yunanistan, kendi kamuoyundan zılgıt yememek için, bu krizleri iki yolla çözmek istiyordu:

1) Buralara insan yerleştirmek için, oralarda oturmayı kabul edecek AB yurttaşlarına bedava su ve elektrik taahhüdü vermek; kimse Robinson olmadığı için bu proje yattı;

2) Daha kestirmeden giderek, bu tür yerlerin tescilini NATO’ya yaptırmak.

80’ler ve 90’larda, bizim Genelkurmay dış politikayı yönetmek konusunda Dışişleri’yle rekabete girmiş, buna ilişkin daireler bile kurmuştu.

Tatbikat planlarının yapıldığı bir NATO toplantısında kalktı, Gavdos’un “gri alan” olduğunu, yani statüsünün tartışmalı olduğunu söyleyerek adacığın tatbikata dahil edilmesine tepki gösterdi.

Gösterdi de, azıcık abartmıştı.

Bizim Dışişleri saçını başını yoldu, çünkü Gavdos Türkiye’den çok Libya’ya yakındı, Girit’in güneybatısındaydı!

Nitekim ABD bir açıklama yaptı: İki NATO üyesi arasında bir yanlış anlama olmuştu, Gavdos bir Yunan adacığıydı…

***

Neden bu kayalık ve adacıkların aidiyetini Türkiye kurcalamıyor da hep Yunanistan kurcalıyor?

Çünkü Yunanistan denizci ülke; buralara deniz fenerleri vs. yaptırıyor, bütün gemiler de yararlanıyor.

Türkiyemiz ise Çorum-Yozgat-Afyon-Konya’dan ibaret.

Yoksa, al birini, vur ötekine.

Not: Bi de, Herkül Millas’ın dediği gibi, her iki millet de yaklaşık yüz yıl arayla (1821, 1919), ulusal bilinçlerini birbirlerini kullanarak inşa ettiler. Hâlâ doyamadılar bi türlü. O da var maalesef.