Bihter Okutan
Ara 28 2017

Neo-Osmanlı soslu Afrika ziyareti: Bir güç arayışı


 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın içeride ve Suriye'de sıkışmışlığını Afrika açılımı üzerinden kırmaya çalıştığı dört günlük Sudan, Çad ve Tunus ziyareti hem ticari, hem askeri hem de siyasi yankıları açısından tartışılıyor.
 
Ziyaretten kısa bir süre önce, Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti ilan eden İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) toplantısına öncülük ederek Arap dünyasındaki nüfuzunu genişletmeye çalışan Erdoğan, diğer yandan da pazar gününden bu yana devam eden Sudan, Çad ve Tunus ziyaretleri ile de Türkiye’nin Afrika’daki nüfuzunu genişletmeye çalışıyor.
 
Bu kapsamlı ziyaretin neo-Osmanlı esintiler taşıdığı konusunda hem iktidar medyası, hem de bağımsız medyanın yanısıra analistler de neredeyse hemfikir.

 

erdoğan çad'ta

Erdoğan Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi ve ailesi ile 

 

Ziyaretler boyunca, Osmanlı Devleti’nin bu ülkelerde bıraktığı kültürel mirasdan dem vurulması ve geçmişteki ilişkilerin yeniden canlandırılması hevesleri yüksek perdeden dillendirildi.
 
Hemen her ikili ve heyetler arası görüşmelerden sonra iş forumları düzenlendi ve Türkiye’den giden iş adamlarının Sudan, Çad ve Tunus’ta yapabileceği yatırımlar masaya yatırıldı.
 
Ziyaretin ilk durağı Sudan’da, iki gün süren temasların ardından iki ülke arasında 22 anlaşma imzalandı. Erdoğan, Sudan ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi için 10 milyar dolarlık hayli iddialı bir hedef de açıkladı.
 
Erdoğan, Batı’yı ‘altın, elmas ve petrol peşindeki sömürgeciler’ olarak kodlarken, Türkiye’nin nüfuz arttırma çabalarının bunun dışında olduğu imajı çizdi. 

Bir yandan da Ankara’da taşlarını döşediği ve Arap dünyasının liderliğine göz kırptığı Kudüs kararının yarattığı olumlu atmosferi lehine çevirmekte zorlanmadı.
 
Müslüman Afrika ile Müslüman Arap dünyası kuşağı oluşturarak, bu hattı Türkiye liderliği altında birleştirme hülyasının bir yansıması olarak, Erdoğan burada ABD Başkanı Donald Trump’a Kudüs kararından geri dönmesi çağrısı yaptı.
 
Öncülük ve birleştirici güç olma hevesinin açık bir göstergesi olan Sudan ziyareti sırasında Ürdün Kralı II. Abdullah’ı arayıp Kudüs konusun değerlendirmekten geri durmadı.

 

erdoğan ve el beşir

Erdoğan ve Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir


Sudan yönetiminin Erdoğan sempatisinin yansımalarını sokakta ve medyada da görmek mümkündü. El-Micher es-Siyasi" gazetesinde El-Hindi İzzeddin imzasıyla yayımlanan makalede, Türkiye için “Askeri, siyasi ve ekonomik açıdan büyük devlet” tanımlaması yer alırken, Elvan gazetesinde ziyaret “Sudan için bir şeref” olarak nitelendirildi.
 
Ziyaretin Sudan ayağında dikkat çeken bir diğer nokta da Erdoğan’ın, ‘inşa ve ihya’ edilmesi için Sevakin Adası’nın Türkiye’ye tahsis edilmesini istemesi oldu.
 
Ada, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Sudan'ın en önemli limanı konumundaydı ancak son yüzyılda 60 kilometre kuzeyine yapılan Port Sudan limanıyla birlikte eski önemini kaybetti.
 
Dışişleri Bakanı İbrahim Ghandour, Türkiye'nin Sevakin Adası'nda askeri ve sivil gemilerin bakımının yapılabileceği bir liman inşa edeceğini duyurdu.
 
Sevakin Adası, 650 milyon dolar değerindeki ticari anlaşmanın sadece bir ayağı olarak nitelenirken, Türkiye’de bu talebe muhalefetten itirazlar yükseldi.
 
Zira, Türkiye’nin Yunanistan ile yaşadığı ve işgal altındaki 18 ada ile ilgili problem hatırlatıldı.
 
Adayla ilgili Türkiye’nin hevesleri ekonomik kazançla da sınırlı değil. 94 yıl sonra Türkiye’ye devredilen Sevakin Adası’nın askeri amaçlara hizmet edeceğine hiç şüphe yok.
 
Türkiye daha önce Katar ve Somali’de askeri üsler açmış, şimdi de “Afrika’ya açılan kapı” anlamına gelen Sevakin ile Basra Körfezi-Hint Okyanusu ve Kızıldeniz’i birbirine bağlayan stratejik bir üçgen oluşturmuş oldu.

Somali’deki Anadolu Kışlası adı verilen askeri üsde 200’den fazla Türkiye askeri var ve bin 500 asker eğitim görüyor.

İçeride ise Sevakin konusunda tepkilerin yükselmesi gecikmedi.
 
Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım, Kızıldeniz kıyısındaki Sevakin Adası'nın yeniden inşası teklifiyle ilgili, "Yunanistan'a yaptığı ziyarette işgal altında olan 18 Türk Adası ve bir Türk Kayalığı'nın hesabını soramayan Erdoğan, Sevakin Adası'nı restore edecekmiş" sözleriyle tepki gösterdi.
 
Benzer tepkiler hem İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’den hem de CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’den geldi.
 
Ziyaret sonrasında Erdoğan ve Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir bir basın toplantısı düzenledi.

Ancak Erdoğan’ın ‘kardeşim’ diye hitap ettiği el-Beşir hakkında 2009 yılında ‘soykırım ve insanlığa karşı suç işleme’ iddialarıyla açılmış bir dava var. Halen tutuklama kararı nedeniyle de kaçak durumda olan tek devlet başkanı.
 
Bu nedenle de içeride eleştiri oklara Erdoğan’a yöneltilmiş vaziyette. Birleşmiş Milletler’e göre, Darfur’da 2003 yılında çıkan çatışmalardan bu yana ülkede 300 binden fazla kişi katledildi ve 2.5 milyon kişi yerlerinden edildi.
  
Erdoğan’ın ikinci durağı Çad’ta da ekonomik işbirliğini geliştirme arzusu ön plandaydı. Türkiyeli iş adamlarının burada havalimanı ve köprü yapması konusunda mutabık kalındı. Ekonomik işbirliği ve kalkınma, yatırımların teşvikinin de aralarında bulunduğu bir dizi anlaşma imza edildi.
 
Kudüs konusundaki diplomatik hamlenin yansımalarını ve Afrika ziyareti öncesi nasıl verimli bir altyapı oluşturduğunu, Çad basınında çıkan haber ve yorumlardan da anlamak mümkündü.

 

Erdoğan ve idris debi

 Erdoğan ve Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi


Çad’ta yayın yapan haber sitelerinden Tchadinfos’ta çıkan, Erdoğan’ın, “Çad ile ilişkilerimiz 16. yüzyıla dayanıyor" ve "Türkiye ile Çad, Filistin meselesinde aynı tarafta” yorumları, hem Osmanlı etkisini hem de Türkiye'nin Kudüs çıkışının bölgedeki yansımalarını ortaya koyması açısından önemli bir göstergeydi.

Ziyaretin ardından yayınlanan ortak bildiride şu sözlere yer verildi:

"Heyetler bölgelerinde meydana gelen krizlerin yönetimini ve çözümünde Cumhurbaşkanı İdris Debi ve Recep Tayyip Erdoğan'ın önderliklerini memnuniyetle karşılamış ve bu krizlerle mücadele etmek için siyasi, diplomatik ve güvenlik alanlarında karşılıklı olarak birbirlerini desteklemeyi taahhüt etmişlerdir.

İki Cumhurbaşkanı, başta terör ve İsrail-Filistin ihtilafı olmak üzere uluslararası konularda iki ülkenin görüşlerinin tamamıyla örtüşmesinden dolayı memnuniyetlerini ifade etmişlerdir."


Dün düzenlenen ortak iş konseyine ise 400 civarında Çadlı ve Türkiyeli iş adamı iştirak etti.
 
Erdoğan Çad ile ticaret hacmine de bir hedef koydu ve 42 milyon dolar olan rakamın 95 milyonluk toplam nüfusa sahip iki dost ülke için yeterli olmadığını ve hızlıca artırılması gerektiğini savundu.
 
Burada da Osmanlı ve tarih vurgusu ön plandaydı. “Buralar bir zamanlar bizimdi” vurgusunun bir yansıması olarak Erdoğan, “Çad ile diplomatik ilişkiler 16.yüzyıla dayanıyor. Osmanlı ile bu bölgedeki sultanlıklar arasında o dönemde elçilikler de atanmıştı” yorumunu yaptı.
 
İki ülke arasında hayvancılık, tarım, yeni teknolojiler, sağlık ve eğitim alanlarını da içeren yedi anlaşma imzalandı.
 
Türkiye’nin Çad’a ihracatı 19 milyon dolarken, ithalatı da 23 milyon dolar. En çok ithal edilen ürünlerse buğday unu, makarna ve ekmekçi ürünler. Bu tabloya göre, ticaret dengesi Çad lehine.
 
Erdoğan’ın ziyaretinin son durağı ise bugün Tunus oldu. Yani Osmanlı mirasının ve geçmişinin belirgin olduğu bir başka ülke.
 
Ziyaret, içeride hayli sıkışan ve giderek otoriterleşen yönetim anlayışı nedeniyle eleştiri yağmuruna tutulan Erdoğan için elde etmek istediği sonuçlar açısından tatmin edici görünüyor.

Kudüs kararının olumlu etkilerini burada da görmek mümkündü.

 

kudüs zirvesi

 

Tunus Cumhurbaşkanı Beji Kaid Essibsi, şu sözlerle iki ülke arasındaki yakınlığı ifade etti:
 
"Bayrak benzerlikleri ortada aynı ay yıldıza sahibiz. İki tane, üç tane değil, bizim bir bayrağımız var.”

 

erdoğan ve tunus cumhurbaşkanı

 Erdoğan ve Tunus Cumhurbaşkanı El-Baci Kaid es-Sibsi 
 
Erdoğan, Suriye ile Rusya, ABD ve İran baskısından kaynaklanan sıkışmışlığından da Tunus’taki ziyaret sırasında kurtulduğu izlenimini verdi ve Suriye lideri Beşar Esad’ı yeniden ‘terörist’ ilan ettiği şu sözleri sarfetti:

"Peki ne için orada şu anda koalisyon güçleri var? Ne için orada Rusya var? Ne için orada biz varız? Esed ile yürümek mümkün değil. Esed bir defa kesinlikle açık ve net söylüyorum:


Devlet terörü estirmiş bir teröristtir. Suriye'de huzur yok ve Esed ile de bu huzur oraya gelmez. Astana süreci var. Aynı şey Cenevre ile de adeta mütemmim cüz durumundadır." 

Görüşmelerin ekonomi kısmında ise yine bir dizi anlaşma imzalanırken, iki ülke arasındaki ticaret hacmi Türkiye lehine seyrederken Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, 900 milyon dolarını Türkiye’nin oluşturduğu ticaretin iki tarafın lehine yukarı çekilmesi gerektiğini söyledi. 
Bu tabloya denge gelmesi açısından Tunus’tan zeytinyağı ithalatı ufukta belirirken, Gübretaş'ın Tunus'ta fosfat yatırımı yapması için girişimler de başlatılmış oldu.
 
Ancak Türkiye’nin Tunus’tan beklentisi ticare ilişkilerin geliştirilmesinin dışında siyaseten de yakın bir işbirliği. Zira Tunus, Arap Baharı adıyla başlayan ancak daha sonra birçok Arap ülkesi için kabusa dönüşen ayaklanmaların ilk patlak verdiği ülke.
 
Ve bu tufandan yine sağ salim çıkarak demokrasisini inşa etme yolunda ilerleyen yegane ülke konumunda.
 
2010’da başlayan süreç daha sonra Mısır’da darbeyi, Libya’da iç savaşı ve Suriye’nin parçalanmasını beraberinde getirdi.
 
Türkiye’nin, Ortadoğu’da köşeye sıkıştığı ve Esad’lı bir çözüme, kapıyı çalan özerk Kürt yapılanmalarına mecbur bırakıldığı bir dönemde Afrika açılımının ne ölçüde başarılı olacağını zaman gösterecek.